21/02/2026
Biyolojik ebeveynlere rağmen var olmak... Tanıdık geldi mi?
Hayatı birbirimize bu kadar dar etmesek keşke... Her zaman bu kadar açıktan olmasa da kıyaslarla ya da takdir konusundaki cimriliklerle, insan en güvenli hissetmesi gereken yerden, ailesi tarafından yaralanabiliyor. Gözlemlediğim kadarıyla, istisnalar dışında bir toplumda insanı en fazla yaralama kapasitesine sahip oluşum maalesef aile oluyor. Biyolojik bağın her zaman duygusal bir güven alanı yaratmadığını kabul etmek, iyileşmenin ilk adımı aslında. Çünkü bu kabulleniş, zamanla kendimize ait sağlıklı ve güvenli bir mesafe ve hayat inşa etmemize imkan tanıyabiliyor. Ve de kendi seçtiğimiz ve bizi seçen bağlara hakkıyla emek vermeye...
Ebeveynlerinin kronik eleştirilerine, dayatmalarına, nefes aldırmaz beklentilerine rağmen kendi sesini bulan, kendi yolunu çizen ve o ağır sessizliklere rağmen ayakta kalan her insan, aslında kendi kendinin ebeveyni olmayı öğreniyor; bir bakıma duygusal bir fahri yetimlik ve öksüzlük hali gibi... Kimliğimizi, bize sunulan bu dar kalıpların dışına taşımak bizim elimizde. Ebeveynlerin görüşü bizim gerçeğimiz değil, sadece onların kendi iç dünyalarının bir yansıması. Ebeveynliğin miras kalan bencil yanını bir sonraki nesle aktarmamak ve bu döngüyü kırmak bizim elimizde.
Zihnimizdeki o eleştirel ebeveyn sesini, şefkatli bir yetişkin sesiyle değiştirmek mümkün, iyi ki... Ebeveynlerinin desteğinden mahrum olsa da onlara rağmen verilen var oluş mücadelesi çok kıymetli. Yalnız değilsiniz...