25/02/2026
Sabah yolda giderken kızım bana kuşların yaralandığında nasıl uçtuğunu sordu.
“Yan mı uçarlar?” dedi.
Bir çocuğun zihni ne kadar da yaratıcı…
Acının bedende nasıl bir değişiklik yarattığını, uçmanın nasıl etkilendiğini düşünmeye çalışıyor.
“Sence nasıl yaparlar?” diye sordum.
“Belki biraz dinlenip sonra uçarlar…” dedi.
“Olabilir,” dedim.
“Veterinere gidip iyileşip öyle mi uçarlar?”
“Bilmiyorum, bir düşüneyim,” dedim.
Gerçekten bilmiyordum.
Sonra yüzüme baktı:
“Gerçekten bilmiyor musun?”
“Bilmiyorum,” dedim.
Ve o an, bebek ruh sağlığı perspektifinden çok kıymetli bir yerde olduğumu fark ettim.
Kızımın sorusu aslında daha derin bir yerden geliyor olabilir:
Yaralanan bir şey nasıl yeniden uçar?
Dinlenerek mi?
Bakım alarak mı?
İyileşince mi?
Bu sorular, çocukların duygusal dünyasına da çok benzer.
Bir çocuk incindiğinde ne olur?
Hemen eski haline mi döner?
Yoksa biraz “dinlenmeye”, biraz “bakıma”, biraz “iyileşmeye” mi ihtiyaç duyar?
Kuş metaforu, çocuğun kendi kırılganlığına dair zihinsel bir egzersizidir aslında.
Uzman kimliğim, bu anın gelişimsel değerini görüyor.
Anne yanım ise kısa bir an için “Bilmiyor olmam onu kaygılandırır mı?” diye düşünüyor.
Ama tam da burada, güvenli bağın kalitesi belirleyici.
Çocuk, ebeveynin bilmemesinden değil; ebeveynin kaygılanmasından kaygılanır.
Sakin bir “Bilmiyorum”
Çocuğa şunu söyler:
“Bilmemek dünyanın sonu değil.”
Ve belki de bu, kuşların yaralandığında nasıl uçtuğundan daha önemli bir bilgidir.
Belki kuşlar bazen dinlenir.
Belki gerçekten veterinere giderler.
Belki bazıları bir daha uçamaz.
Ama bizim evimizde o sabah, bir kuş sorusu sayesinde başka bir şey oldu:
Bir çocuk, annesinin her şeyi bilmediğini gördü.
Ve dünya hâlâ güvenli kaldı.
Bazen ruhsal gelişim, büyük müdahalelerle değil;
Yolda giderken söylenen sakin bir “Bilmiyorum” ile olur.