Hülya Filipov

Hülya Filipov Klinik Psikolog MSc | Formasyonda Psikanalist
📧[email protected]
www.hulyafilipov.com

Lacan’ın ‘mOther’ yazımı, ‘anne’yi yalnızca bir kişi olarak değil, Öteki’nin yeri olarak düşünmemizi sağlar; yani özneni...
05/05/2026

Lacan’ın ‘mOther’ yazımı, ‘anne’yi yalnızca bir kişi olarak değil, Öteki’nin yeri olarak düşünmemizi sağlar; yani öznenin yalnızca bakım aldığı değil, aynı zamanda anlamın, yasaklanmanın ve arzunun kurulduğu simgesel bir konum olarak. Bu nedenle ‘anne’yi doğurma eylemine indirgemek, mOther’ın bu simgesel işlevini silerek onu bir temsile sabitlemek anlamına gelir; başka bir deyişle, simgesel olanı imgesel olana kapatmaktır.

Bugün izlediğim İnsanlar, Mekânlar, Nesneler, öznenin kendisini bir sahne üzerinde, bir bakış altında kurduğu yapıyı açı...
30/04/2026

Bugün izlediğim İnsanlar, Mekânlar, Nesneler, öznenin kendisini bir sahne üzerinde, bir bakış altında kurduğu yapıyı açığa çıkarır. Emma’nın “sürekli sahnedeyim” duygusu bir mecaz değildir; öznenin ancak Öteki’nin bakışı altında yer bulabildiğinin ifadesidir. Bu yüzden sahne, temsilin alanı değil, öznenin tutunabildiği tek yüzeydir.

Yerçekimi burada bir metafor değil, bir bilgi biçimidir. Köprüde yürürken aşağı bakmamak düşüşü ortadan kaldırmaz; yalnızca onu askıya alır. Kierkegaard’ın kaygısı ve Nietzsche’nin uçurumu birlikte düşünüldüğünde, mesele düşmek değildir; bakışla birlikte geri alınamaz hale gelen bir karşılaşmadır. Lacan açısından özne zaten bir eksiklik üzerinde konumlanır; bakış bu konumu açığa çıkarır.

Oyunun sonunda çöken şey sahne değil, sahnenin garantisidir. Tanrı meselesi burada anlamın teminatına dönüşür ve Lacan’ın “Büyük Öteki yoktur” önermesi bu boşluğu sabitler: özneyi tutan bir zemin yoktur.

Aşağı bakmamak bir çözüm değildir.
Çünkü düşüş ertelenen bir olay değil, başlangıç koşuludur.

̇nsanlarmekanlarnesneler

Son günlerde neredeyse her yerde aynı figür dolaşıyor. Penguen yürüyor ve ardı ardına aynı sorular üretiliyor: “Neden gi...
27/01/2026

Son günlerde neredeyse her yerde aynı figür dolaşıyor. Penguen yürüyor ve ardı ardına aynı sorular üretiliyor: “Neden gitti?”, “Ne oldu da terk etti?”, “Ne anlatıyor?” Bu tekrarın kendisi, figürden çok ona yöneltilen anlam talebini görünür kılıyor. Bu yazı, pengueni yorumlamayı değil; bu ısrarcı yorumlama ihtiyacını problemleştirmeyi amaçlıyor. Bu nedenle figürün kendisini değil, bu anlam arayışını daha iyi temsil eden başka bir görselle paylaşmayı tercih ediyorum.

Bu figür etrafında dönen “neden?” sorusu masum bir merak değildir; felsefenin ve eleştirel düşüncenin sıkça başvurduğu aşırı anlamlandırma refleksinin güncel bir belirtisidir. Yürüyen bir bedeni, nedensiz bir hareketi, suskun bir imgeyi olduğu haliyle bırakmak giderek zorlaşmıştır. Çünkü çağdaş düşünce, sessizlikten çok anlam yokluğuna tahammülsüzdür.

“Neden gitti?”, “Ne oldu?”, “Ne anlatıyor?” soruları, imgenin kendisinden çok öznenin boşluğa dayanma güçlüğünü ele verir. Sorun figürün yazgısı değil; anlamı askıda kalmış bir harekete tahammül edemeyen bakıştır. Figürün sustuğu yerde, yorumcu konuşur.

Oysa bu yürüyüş bir “anlam arayışı” olarak okunmak zorunda değildir. Tam tersine, anlam yükleme ısrarı, çağdaş öznenin boşluğa karşı geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. Hareketin nedensizliği huzursuzluk yaratır; çünkü modern düşünce, nedensizliğe ancak bir eksiklik atfederek dayanabilir. “Bir şey olmuştur”, “bir kayıp vardır”, “bir travma yaşanmıştır.” Anlam, burada geriye doğru icat edilir.

Bu noktada Ludwig Wittgenstein radikal bir sınır çizer:
“Üzerine konuşulamayan hakkında susmalı.”
“Hakkında konuşulamayan şey konusunda susmak gerekir.”

Ancak tam da bu sınırın ihlal edildiği görülür. Suskun olan, açıklamaya direnen ya da nedensiz kalan figür, suskunlukla değil yorum fazlalığıyla kuşatılır. Böylece mesele “penguen neyi temsil ediyor?” sorusu olmaktan çıkar. Asıl soru şudur:
Neden temsil etmediği bir şeyi temsil etmeye zorlanıyor?

Bu figür anlamdan kaçtığı için değil; anlam dayatmasına direndiği için rahatsız edicidir. Yürüyüş bir mesaj iletmez; sadece sürer. Ve belki de tam da bu yüzden, onu rahat bırakmak gerekir.

“Seni duy‑mamı istiyorsan, konuşmayı bırak.”(Maurice Blanchot, Bekleyiş ve Unutuş)Blanchot’nun metni, bir anlatı değil, ...
27/01/2026

“Seni duy‑mamı istiyorsan, konuşmayı bırak.”
(Maurice Blanchot, Bekleyiş ve Unutuş)

Blanchot’nun metni, bir anlatı değil, bir çekilme kitabıdır.
Konuşmalar karşılıklı değildir; cümleler birbirine temas eder ama birleşmez.
Bu boşluklar, Lacan’ın özneyi hep eksiklik üzerinden kurduğunu hatırlatır.
Her diyalog bir cevap üretmez — konuşma, bir yankı gibi kalır.

Blanchot’da beklemek, birinin geleceği ümidiyle değil, gelmeyeceğini bilerek sürdürülen bir eylemdir.
Lacan’ın objet petit a dediği ulaşılamaz arzu nesnesi ile aynı düzlemde:
bekleyenin nesnesi yoktur; yalnızca eksikliği vardır.

“Unutmak, artık hatırlanamayan değil, artık unutulamaz olandır.”

Unutuş, belleğin silinmesi değil, belleğin durmasıdır.
Tıpkı Lacan’ın le signifiant manquant dediği kayıp gösteren gibi:
oradaymış gibi görünen ama asla yakalanamayan bir iz.

Blanchot’nun yazısı o izi izler. Konuşma yaklaşamaz.
Sessizlik daha yakındır.

Kadın figürü — “o” — burada bir karakterden fazlasıdır.
Lacan’ın le grand Autre dediği konumu çağırır.
Kadın konuşur ama söyledikleri belirginleşmez.
“Kadın var değildir.”
Kadın konumu, temsil edilemeyen bir boşluk olarak kalır.

Figürler arasında yakınlaşmalar olur, uzaklaşmalar da…
Ama hiçbir şey tamamlanmaz.
Çünkü Blanchot’nun edebiyatı tamamlanmaya değil,
yarım kalmaya sadıktır.

Tıpkı analizde olduğu gibi:
Çözüm değil, çözümsüzlükte açılan anlam.

Bu metin, sesini duyurmak isteyen ama konuşarak değil, susarak duyulmayı seçen öznelere dairdir.
Analitik odada sessizliğin taşıdığı titreşimle aynı yerde durur.
Blanchot, Lacan gibi, bizi dile değil —
dil tarafından delinmiş boşluğa çağırır.

Belki tam da bu yüzden, bu yazı da bir yanıt değil —
bir duyma biçimidir.

“Serge Cottet, L’inconscient de papa, et le nôtre başlıklı YouTube konuşmasında, Freud’un “modası geçmiş” ilan edilmesin...
26/01/2026

“Serge Cottet, L’inconscient de papa, et le nôtre başlıklı YouTube konuşmasında, Freud’un “modası geçmiş” ilan edilmesinin aslında psikanalizin kendisine yönelmiş bir reddiye olduğunu vurgular. Freud’un değersizleştirilmesi, sanki psikanaliz onun kişisel bilinçdışının bir yansımasıymış gibi ele alınmasına kadar varır. Oysa mesele Freud’un aşılması değil, onu yalnızca Oidipal ve simgesel bir klinik içinde okumaya indirgemiş bir yaklaşımın aşılmasıdır.

Cottet’ye göre Freud’u güncellemek, onu aynen sürdürmek değildir. Lacan’la birlikte bilinçdışı artık bir anlam üretme ya da çeviri makinesi olarak düşünülemez. 1970’lerden itibaren Lacan, bilinçdışını bir boşluk, bir yarık, bir tökezleme ve nihayet bir delik olarak ele alır: öznenin kendi jouissance’ının anlamına erişemediği, opak bir alan olarak.

Bu noktada Lacan’daki “gerçek”, bilimin gerçekliğinden ayrılır. Bilim yasalar üretir; oysa Lacancı bilinçdışı artık yasalara bağlanabilen simgesel bir yapı değil, gerçek ve yasasız bir bilinçdışıdır. Bu yüzden Lacancı bilinçdışı, Freudyen bilinçdışının devamı değil; ondan kopuşla tanımlanır.

Cottet, bu kopuşun güncel semptomları anlamak açısından belirleyici olduğunu söyler. Bugünün uygarlığında karşılaştığımız şey, babalar tarafından düzenlenmeyen, dizginsiz bir haz itkisi rejimidir. Psikanalitik kür bu nedenle yalnızca Oidipal ya da simgesel bir çözümlemeye indirgenemez; çünkü özne, tam da burada, anlamın durduğu bir noktaya çarpar.

Bu çerçevede psikanaliz muhafazakar değildir; tersine, babanın düzenleyici işlevinin artık işlemediği bir uygarlıkta, jouissance’ın yarattığı çıkmazlarla yüzleşir. Babanın bilinçdışı ile bizim bilinçdışımız arasındaki fark, tarihsel değil, yapısaldır. Psikanalizin bugün ayakta kalması, Freud’a sadakatten değil, bilinçdışını düşünme cesaretinden geçer.”

YouTube- Serge Cottet - Papa’s Unconscious, and Ours: A Contribution to Lacanian Clinics

11/01/2026
“Why are you mad?”“You deleted this message.”Dijital çağın yeni bastırma biçimi.Mesaj silinir ama izi kalır — tıpkı bili...
24/10/2025

“Why are you mad?”

“You deleted this message.”

Dijital çağın yeni bastırma biçimi.
Mesaj silinir ama izi kalır — tıpkı bilinçdışındaki gibi.

Söylenemeyen silinir, ama her “You deleted this message” o söylenemeyenin yankısıdır.
Bastırılan geri döner — mavi tikte, boş ekranda, sessiz bildirimde.

“Belki de hiçbir şey silinmez, sadece biçim değiştirir — Nothing is ever deleted, only rewritten.”

“I’m not mad.”
Ama semptom konuşur.

📷
via

“Perde kalktığında, yüz görünür.Ama o yüz, bir güzellik değil — bir eksikliktir.”MUBI’de yer alan Çirkin Üvey Kardeş,bir...
17/10/2025

“Perde kalktığında, yüz görünür.
Ama o yüz, bir güzellik değil — bir eksikliktir.”

MUBI’de yer alan Çirkin Üvey Kardeş,
bir masalın içinden geçen Lacancı bir kâbus gibi.
Güzelliğin çürüyüşü, babanın yokluğu ve
Gerçek’in ışığıyla yanmak…

Yeni yazım yayında:
‘Çirkin Üvey Kardeş Üzerine’
🔗 Link profilde.

🎬

Yapay zeka ile sohbet gerçekten bir terapi midir?Psikanalitik bakışla yanıtım Odatv’de yayınlandı.📰 Yazının tamamı için ...
05/09/2025

Yapay zeka ile sohbet gerçekten bir terapi midir?
Psikanalitik bakışla yanıtım Odatv’de yayınlandı.

📰 Yazının tamamı için link biyoda.

Tülin Bulin- HegelBilinç problemiKöle-efendi diyalektiği Praksis felsefesi••••••••
29/08/2025

Tülin Bulin- Hegel
Bilinç problemi
Köle-efendi diyalektiği
Praksis felsefesi










Address

Istanbul

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Hülya Filipov posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Hülya Filipov:

Featured

Share

Category