Dr. Selda Peker - Akupunkturla Tedavi

  • Home
  • Dr. Selda Peker - Akupunkturla Tedavi

Dr. Selda Peker - Akupunkturla Tedavi Dr. Selda Peker Akupunktur Muayenehanesi'nin facebook sayfasıdır.

BEL VE BOYUN FITIKLARINA AMELİYATSIZ ÇÖZÜMBel ve Boyun fıtıkları Hareket Sistemi’nin en sık görülen hastalıklarıdır. Gel...
22/05/2015

BEL VE BOYUN FITIKLARINA AMELİYATSIZ ÇÖZÜM
Bel ve Boyun fıtıkları Hareket Sistemi’nin en sık görülen hastalıklarıdır. Gelişen teknoloji sonucu konforun artmasıyla azalan aktiflik, yanlış hareketler, travmalar ve yaşlanma özellikle bel ve boyun omurlarını destekleyen kaslarda ve kemik yapısında zayıflamaya yol açar. Bel ve boyunda daha sık fıtık oluşma nedeni de bu kısımların anatomik olarak daha serbest hareketliliğe sahip olmasıdır. Bu şartlarda omurlar arası disklerde zayıflayan kasların etkisiyle arkaya ve dışarıya doğru fıtıklaşma beklenir. Omurların her iki yanında tüm vücut boyunca uzanan sinir ağlarına baskı sonucu gelişen enflamasyon, ödem ile hasta ağrı hisseder. Sinir köküne bası ve ödemin gelişimi, ilerlemesi ve devamlılığıyla boyun fıtığında el ve kollarda uyuşmalar; bel fıtığında bacaktan ayak parmaklarına dek hissedilebilen uyuşmalar, kas güçsüzlüğü, düşük ayak v.b. gibi belirtiler görülür.
Fıtıklarda klasik yaklaşım birincil olarak cerrahi olmak üzere cerrahi ve fizik tedavi gibi koruyucu yaklaşımlardır. Bel ve boyun fıtıklarında en sık başvurulan tedavi yöntemi cerrahidir ancak fıtıkların büyük bir kısmı ameliyata ihtiyaç duymaz. Özellikle bu tür fıtıklarda kullanılan bir diğer yöntem de laser terapisidir.
Laser yöntemi; vücuda hiçbir yabancı maddenin enjekte edilmediği, girişimsel olmayan bir tedavi yöntemidir. Etki alanı geniştir ve acısızdır. Bir sinir kökünü değil en az 3-4 sinir kökünü birden maruz kalınan baskı ve ödemden kurtarır. Sadece bir defa uygulanabilecek bir yöntem olmadığı ve seanslar halinde uygulandığı için tedavide başarı şansı yüksektir. Laser terapisi ile uygulama yapılan bölgede; ağrı, enflamasyon ve ödem ortadan kalkar. Enflamasyon, tüm doku derinliğiyle yok edilerek tablonun düzelmesi ve güçlü analjezik etki ile ağrının ortadan kalkması sağlanır. Derin yapılardaki kas lezyonları, lif zedelenmeleri, kıkırdak dokusu ve bağ dokusu harabiyetleri Laser terapisi ile onarılır. Dolayısıyla Laser terapi, ameliyatsız ve anestezisiz bir yöntem olduğundan bel ve boyun fıtığında çığır açan bir tedavi unsuru olarak düşünülebilir. Yanı sıra vücudun eczanesini kullanarak çalışan akupunktur yöntemi ile beraber lazer terapisi; eklenen diyet ve egzersizle zayıflayan savunma sistemini, kas ve kemik yapısını güçlendirir. Ağrı azaldıkça duruş düzelir, kaslardaki gerginlik azaldıkça fıtık ve fıtığın nedenleri ortadan kalkar.

KARACİĞER YAĞLANMASI Herhangi bir sebeple karın ultrasonu çektiren birçok insan eminim ki “Karaciğer yağlanmanız var.” s...
22/05/2015

KARACİĞER YAĞLANMASI
Herhangi bir sebeple karın ultrasonu çektiren birçok insan eminim ki “Karaciğer yağlanmanız var.” sözüyle karşılaşmıştır. Sebep olarak genelde aşırı yağlı beslenmek gösterilir. Oysaki asıl neden bununla sınırlı değildir. Fazla karbonhidrat tüketimi kaynaklı insülin direnci, dikkatsiz ve bilinçsiz ilaç kullanımı ile gelişen karaciğer yorgunluğu, fazla alkol tüketimi, doymuş yağ (margarin, sanayi ürünü yağlar vs. ) tüketimi, ağır metaller ve parazitler karaciğer yağlanmasının başlıca sebepleridir.
Karbonhidrat tüketimine karşılık insülin kandaki ihtiyaç fazlası şekeri vücudumuzda yağ olarak depolar. Ve bu kendini başta Karaciğer olmak üzere iç organlarda yağlanma şeklinde gösterir.
Bir diğer sebep olan alkol, yağ yapımına yardım eden enzimleri aktifleyerek kolesterolü yükselten ve iç organ yağlanmasını tetikleyen bir unsurdur.
Sanayinin gelişmesiyle birlikte tarım ilaçları, genetiğiyle oynanmış yiyecekler, soluduğumuz zehirli gazlar, teflon, amalgam dolgu, saç boyası, makyaj malzemesi gibi gündelik hayatta çokça maruz kaldığımız malzemeler ve bunlar kaynaklı ağır metaller vücudumuzda yağ dokusunda depolanırlar. Ağır metallerden kurtulmadıkça oluşmuş olan yağ, özellikle karaciğer yağlanması, ne kadar sağlıklı beslenmeye çalışsak da baki kalacaktır.
Çoğu insanın gözden kaçırdığı ve bence pastadaki en büyük paya sahip musluk suyundan, evcil hayvanlardan, yeterince iyi yıkanmamış sebze ve meyvelerden, çiğ et ve balık ürünlerinden kolaylıkla kapılabilen parazitler, organlara yerleşerek organların işleyişlerini sekteye uğratabilirler. Saç dökülmesi, karaciğer hemanjiomu, kalp krizleri, hipotiroidi, kısırlık, bel ağrıları, safra kesesi taşları, hepatit, beyin apseleri, lenfoma, lösemi, sebebi bilinmeyen B2, B12, demir ve selenyum eksikliği gibi sayamadığım ve düşleyemediğiniz birçok hastalıkta etkindir parazitler. Yazık ki bu hastalıklar baş gösterdiğinde akla ya en son gelmektedirler ya da hiç gelmemektedirler. Bunun en büyük nedeni sağlık kuruluşlarında yapılan gaita kültür testlerinin uygun koşullarda yapılmaması ve nihayetinde parazitlerin tespit edilmesinin neredeyse imkânsız olmasıdır. Peki, parazitleri tespit etmenin tek yolu gaita kültür testi midir? Gaita kültür testi dışında, kan ve kast testleri paraziti ve uygun tedavi yöntemini tespit etmek için dünyada çok yaygın olarak kullanılmaktadır.
Bilmenizi istediğim bir diğer nokta işleyiş gereği vücudumuzun bir takım minerallerin ve vitaminlerin emilebilmesi için doğal yağlara ihtiyacı olduğudur. Karaciğer, kişi sentetik yağlarla beslendikçe ya da yeterince doğal yağ tüketmedikçe gerekenin kat be kat fazlasını üretmek zorundadır.
Çok sağlıklı yaşasanız da, ilaç ve alkol kullanım öykünüz bulunmasa da, ağır metallere hiç maruz kalmasanız da, parazitiniz olmasa da, diyetinizde dışarıdan hiç yağ tüketmeseniz de karaciğeriniz ihtiyacı olandan fazlasını üreteceğinden bu sağlıklı koşullar altında bile ultrason çektirdiğinizde aynı cümleyle karşılaşabilirsiniz.

GEBELİK YOLUNDA DOĞRU ADIMLARÜlkemizde gün geçtikçe daha çok çift çocuk sahibi olmak için tüp bebek yöntemine başvurmakt...
09/05/2015

GEBELİK YOLUNDA DOĞRU ADIMLAR
Ülkemizde gün geçtikçe daha çok çift çocuk sahibi olmak için tüp bebek yöntemine başvurmaktadır. Dikkati çeken asıl nokta ise tüp bebek yapımındaki başarısızlık ve deneme sayılarındaki artıştır. Gerek baba adayındaki spermin kalitesizliği veya yetersizliği, gerek anne adayındaki sorunlu yapısal ve hormonal faktörler adayların bebek sahibi olamamasında temel neden olarak görülmektedir. Bu doğru ancak yetersiz bir ifadedir.
Sanayileşmenin getirisi olan rafine gıdalar, genetiğiyle oynanmış ürünler ve çevresel toksinlerin vücudumuza etkisi kaçınılmazdır. Özellikle anne adaylarının doğal gıdalarla beslenememesi sonucu bozulan bağırsak floraları, doğurganlıkta rol oynayan organların ihtiyaç duyduğu minerallerin bağırsaklarca yeterince emilememesine neden olmaktadır. Yanı sıra sanayi ürünlerinin ve kirliliğinin vücudumuz biyokimyasında ve zihnimizde yarattığı stres kendini tahammülsüzlük, kolay öfkelenme, kronik zihin ve vücut yorgunluğu, odaklanamama ve olumsuz düşünmeyle göstermektedir.
Zihnin vücudu ele geçirebilme gücü vardır. Zihindeki olumsuzluklar vücudun işleyişini negatif yönde etkiler. Geleneksel Çin tıbbı bakış açısıyla vücudumuzda her bir organımız bir duyguyla özdeşleştirilir. Öfke, karaciğer enerjisini sekteye uğratır. Korkularımız varsa, böbrek enerjimiz etkilenir. Doğurganlık böbrek, karaciğer ve dalak enerjisi ile ilintilidir. Asıl rolü de bu organ enerjileri arasındaki harmonizasyon sağlar.
Anne adaylarında özellikle tüp bebek başvurusunun ardından, ‘’Hamile kalabilecek miyim?’’ endişesiyle daha da büyüyen stres, kaygılar ve beraberinde bozulmuş olan enerji dengeleri konusunda akupunkturun yardımı inkar edilemez.
Sonuç olarak bebek sahibi olmayı düşünen adaylar için doğurganlığı destekleyen, vücudun ihtiyacı olan minerallerin doğru beslenmeyle sağlanması ve akupunktur tüp bebek girişimlerindeki başarıyı arttıracaktır.

MİGREN, TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIKTIR. Migren; otonom sinir sistemiyle ilgili hastada tekrarlayıcı; tek ya da çift t...
03/04/2015

MİGREN, TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIKTIR.

Migren; otonom sinir sistemiyle ilgili hastada tekrarlayıcı; tek ya da çift taraflı zonklayıcı tarzda ağrıyla kendini gösteren; beraberinde bazen auralı bazen bulantı, kusma ve uyuşmalar gözlenen kronik bir rahatsızlıktır.
Neden olarak genetik, nörovasküler, çevresel, hormonal faktörler suçlanmakla beraber gerçek fizyopatolojisi açıklanamamaktadır. Belki de bu nedenle günümüzde migrene yaklaşım semptomatik olmakta; hastaya migren ilaçları, ağrı kesiciler, hatta antipsikotikler verilmekte ve kafeinden uzaklaşması tavsiye edilmektedir. Bu durumda alınan aneljeziklerin ve migren ilaçlarının mide bağırsak florasını; antipsikotiklerin ise dikkat ve uyku ritim sorunları yaratarak hastanın yaşam kalitesini bozması kaçınılmazdır.
Peki hastaya kesin çözüm sunmayan, geçici semptomatik tedavilerin yarattığı sıkıntıları düşünürsek bu kısır döngüden nasıl çıkarız?
Unutmayalım ki ağrı geziyorsa, neden de geziyor demektir.
Yediğimiz sebze ve meyvelerin yeterince yıkanmamasından, musluk sularından, hijyenik olmayan ortamlardan, evcil hayvanlardan çok kolay parazit kapabiliriz. Parazitler, vücutta onunla savaşamayacak, direnci olmayan organa yerleşirler ve aşırı ağrı, bulantı, baş dönmesi, güçsüzlük ve düşük serotonin seviyesi ve sayamadığımız birçok semptomla kendilerini gösterirler.
Bir diğer sebep yiyeceklerden aldığımız Monosodyum Glutamat (MSG, Çin Tuzu) ve Aspartam’ın; çevreden aldığımız civa, kurşun, arsenik vb. gibi toksik maddelerin vücudumuzda yağ dokumuzda, organlardan özellikle karaciğerde birikmesidir. Geleneksel Çin Tıbbı’na göre karaciğer vücuttaki enerji dağılımından sorumludur. Biriken toksik maddeler karaciğerin işlevini yapmasını engeller. Dolayısıyla vücudun enerji dengesi bozulur ve bu durum tüm enerjinin kafada toplanmasına yol açar. Ayrıca biriken toksik maddeler vücudun parazitlere karşı savunma ve savaşma mekanizmasına da zarar verirler.
Alerjenlerin de bu konuda etkisi azımsanamaz. Bilinenin aksine alerjenler vücutta kaşıntı ve kızarıklık oluşturmaktan öte akciğer ve kalın bağırsağı hedefler. Sık hapşırma, nefes darlığı, geniz akıntısı, astım gibi kronik akciğer rahatsızlıkları; bağırsaklarda florayı bozarak şişkinlik, gaz ve kabızlık ile kendini gösteririrler. Özellikle yiyeceklerden vücut için gerekli olan elementlerin emilimi bağırsak florasındaki iyi bakterilerce sağlanır. Alerjenler tüketilmeye devam edildikçe bu bakterilerin ölümüne, gerekli elementlerin bağırsaklar tarafından emilmeden atılımına yol açarlar. Emilmeden atılan elementler vücutta endokrin sistemin de dahil olduğu birçok tepkimede koenzim rolü oynar. Tepkimeler sekteye uğradıkça, bu durum kişide migren, diyabet mellitus, tiroid hastalıkları, kısırlık, hormonal kaynaklı rahatsızlıklar vb. kronik hastalıkların gelişimiyle sonuçlanabilir.
Bu şartlarda migrenle yaşamayı öğrenmek yerine neden her ne ise; parazit, toksin, alerjen; vücudumuzdan bunları uzaklaştırıp, oluşan hasarı ve bozulmuş vücut harmonizasyonunu akupunktur ile toparlamak mümkündür. Migren bilinenin aksine tedavi edilebilir bir hastalıktır.

BEL VE BOYUN FITIKLARINA AMELİYATSIZ ÇÖZÜMBel ve Boyun fıtıkları Hareket Sistemi’nin en sık görülen hastalıklarıdır. Gel...
23/02/2015

BEL VE BOYUN FITIKLARINA AMELİYATSIZ ÇÖZÜM
Bel ve Boyun fıtıkları Hareket Sistemi’nin en sık görülen hastalıklarıdır. Gelişen teknoloji sonucu konforun artmasıyla azalan aktiflik, yanlış hareketler, travmalar ve yaşlanma özellikle bel ve boyun omurlarını destekleyen kaslarda ve kemik yapısında zayıflamaya yol açar. Bel ve boyunda daha sık fıtık oluşma nedeni de bu kısımların anatomik olarak daha serbest hareketliliğe sahip olmasıdır. Bu şartlarda omurlar arası disklerde zayıflayan kasların etkisiyle arkaya ve dışarıya doğru fıtıklaşma beklenir. Omurların her iki yanında tüm vücut boyunca uzanan sinir ağlarına baskı sonucu gelişen enflamasyon, ödem ile hasta ağrı hisseder. Sinir köküne bası ve ödemin gelişimi, ilerlemesi ve devamlılığıyla boyun fıtığında el ve kollarda uyuşmalar; bel fıtığında bacaktan ayak parmaklarına dek hissedilebilen uyuşmalar, kas güçsüzlüğü, düşük ayak v.b. gibi belirtiler görülür.
Fıtıklarda klasik yaklaşım birincil olarak cerrahi olmak üzere cerrahi ve fizik tedavi gibi koruyucu yaklaşımlardır. Bel ve boyun fıtıklarında en sık başvurulan tedavi yöntemi cerrahidir ancak fıtıkların büyük bir kısmı ameliyata ihtiyaç duymaz. Özellikle bu tür fıtıklarda kullanılan bir diğer yöntem de laser terapisidir.
Laser yöntemi; vücuda hiçbir yabancı maddenin enjekte edilmediği, girişimsel olmayan bir tedavi yöntemidir. Etki alanı geniştir ve acısızdır. Bir sinir kökünü değil en az 3-4 sinir kökünü birden maruz kalınan baskı ve ödemden kurtarır. Sadece bir defa uygulanabilecek bir yöntem olmadığı ve seanslar halinde uygulandığı için tedavide başarı şansı yüksektir. Laser terapisi ile uygulama yapılan bölgede; ağrı, enflamasyon ve ödem ortadan kalkar. Enflamasyon, tüm doku derinliğiyle yok edilerek tablonun düzelmesi ve güçlü analjezik etki ile ağrının ortadan kalkması sağlanır. Derin yapılardaki kas lezyonları, lif zedelenmeleri, kıkırdak dokusu ve bağ dokusu harabiyetleri Laser terapisi ile onarılır. Dolayısıyla Laser terapi, ameliyatsız ve anestezisiz bir yöntem olduğundan bel ve boyun fıtığında çığır açan bir tedavi unsuru olarak düşünülebilir. Yanı sıra vücudun eczanesini kullanarak çalışan akupunktur yöntemi ile beraber lazer terapisi; eklenen diyet ve egzersizle zayıflayan savunma sistemini, kas ve kemik yapısını güçlendirir. Ağrı azaldıkça duruş düzelir, kaslardaki gerginlik azaldıkça fıtık ve fıtığın nedenleri ortadan kalkar.

BEL VE BOYUN FITIKLARINA AMELİYATSIZ ÇÖZÜMBel ve Boyun fıtıkları Hareket Sistemi’nin en sık görülen hastalıklarıdır. Gel...
06/02/2015

BEL VE BOYUN FITIKLARINA AMELİYATSIZ ÇÖZÜM
Bel ve Boyun fıtıkları Hareket Sistemi’nin en sık görülen hastalıklarıdır. Gelişen teknoloji sonucu konforun artmasıyla azalan aktiflik, yanlış hareketler, travmalar ve yaşlanma özellikle bel ve boyun omurlarını destekleyen kaslarda ve kemik yapısında zayıflamaya yol açar. Bel ve boyunda daha sık fıtık oluşma nedeni de bu kısımların anatomik olarak daha serbest hareketliliğe sahip olmasıdır. Bu şartlarda omurlar arası disklerde zayıflayan kasların etkisiyle arkaya ve dışarıya doğru fıtıklaşma beklenir. Omurların her iki yanında tüm vücut boyunca uzanan sinir ağlarına baskı sonucu gelişen enflamasyon, ödem ile hasta ağrı hisseder. Sinir köküne bası ve ödemin gelişimi, ilerlemesi ve devamlılığıyla boyun fıtığında el ve kollarda uyuşmalar; bel fıtığında bacaktan ayak parmaklarına dek hissedilebilen uyuşmalar, kas güçsüzlüğü, düşük ayak v.b. gibi belirtiler görülür.
Fıtıklarda klasik yaklaşım birincil olarak cerrahi olmak üzere cerrahi ve fizik tedavi gibi koruyucu yaklaşımlardır. Bel ve boyun fıtıklarında en sık başvurulan tedavi yöntemi cerrahidir ancak fıtıkların büyük bir kısmı ameliyata ihtiyaç duymaz. Özellikle bu tür fıtıklarda kullanılan bir diğer yöntem de laser terapisidir.
Laser yöntemi; vücuda hiçbir yabancı maddenin enjekte edilmediği, girişimsel olmayan bir tedavi yöntemidir. Etki alanı geniştir ve acısızdır. Bir sinir kökünü değil en az 3-4 sinir kökünü birden maruz kalınan baskı ve ödemden kurtarır. Sadece bir defa uygulanabilecek bir yöntem olmadığı ve seanslar halinde uygulandığı için tedavide başarı şansı yüksektir. Laser terapisi ile uygulama yapılan bölgede; ağrı, enflamasyon ve ödem ortadan kalkar. Enflamasyon, tüm doku derinliğiyle yok edilerek tablonun düzelmesi ve güçlü analjezik etki ile ağrının ortadan kalkması sağlanır. Derin yapılardaki kas lezyonları, lif zedelenmeleri, kıkırdak dokusu ve bağ dokusu harabiyetleri Laser terapisi ile onarılır. Dolayısıyla Laser terapi, ameliyatsız ve anestezisiz bir yöntem olduğundan bel ve boyun fıtığında çığır açan bir tedavi unsuru olarak düşünülebilir. Yanı sıra vücudun eczanesini kullanarak çalışan akupunktur yöntemi ile beraber lazer terapisi; eklenen diyet ve egzersizle zayıflayan savunma sistemini, kas ve kemik yapısını güçlendirir. Ağrı azaldıkça duruş düzelir, kaslardaki gerginlik azaldıkça fıtık ve fıtığın nedenleri ortadan kalkar.

POLİKİSTİK OVER SENDROMU TEDAVİSİPolikistik Over Sendromu en sık görülen jinekolojik ve endokrinolojik problemlerden bir...
29/01/2015

POLİKİSTİK OVER SENDROMU TEDAVİSİ
Polikistik Over Sendromu en sık görülen jinekolojik ve endokrinolojik problemlerden biridir. Sadece menstural döngüleri değil yumurtlamayı ve doğurganlığı da etkiler.
Polikistik Over Sendromunun Başlıca Belirtileri:
• Menstural Döngü ve Yumurtlama Bozuklukları
• İnsülin Direnci
• Vücutta ve Yüzde Normalin Üstünde Tüylenme
• Cilt Problemleri
• Overlerde Birden Fazla Kistler

Polikistik Over Sendromunun esas nedeni tam olarak bilinmese de birçok faktörün rol oynadığı bilinmektedir. Bunlar; androjen fazlalığı, insülin direnci, östrojen hormonu bozukluğu ve genetiktir. Yanı sıra çevresel ve gıdalar kaynaklı toksisite, alerjenler, enfeksiyonlar (parazit, virüs, bakteri vb.), vücudun enerji dengesinin bozulması da sebeplerindendir.
Özellikle genç kızların hayatını etkileyen bu hastalıkta çözüm sadece zayıflamak gibi algılanıp insülin direncinin ancak böyle kırılabileceği, mevcut hormon bozukluğunun (östrojen fazlalılığı ve östrojenin toksik etki gösteren atıklarının atılamaması) doğum kontrol ilaçlarıyla toparlanacağı söylense de hastalığın sebebinin yukarıdaki nedenlerden olma ihtimali de vardır. Bunlar tespit edilip, hasta için uygun bir tedavi planı çıkarılmalıdır. Hastanın toksisitesi varsa toksinlerinden arındırılmalı, alerjenleri tespit edilmeli ve hayatından çıkarılması sağlanmalı, enfeksiyonlar varsa giderilmelidir. Bu aşamadan sonra hastadaki mevcut hormon dengesizliği, ovulasyon eksikliği ve kilo problemi de akupunktur tedavisi ile giderilebilmektedir. Hastalığı tedavi etmek hastalığın neye bağlı olduğunu göz ardı edip klasik tedavi yaklaşımları uygulamak demek değildir. Aksine tedavi sorunun nedenleri ortadan kaldırılıp kişilerin yaşamlarını daha kaliteli sürdürmelerine yardımcı olmaktır.

KİLO VERMEK Mİ? SAĞLIKLI KİLO VERMEK Mİ?Kilo vermenin sadece estetik yönüne odaklanıp sağlık kısmını göz ardı ettiğimiz ...
21/01/2015

KİLO VERMEK Mİ? SAĞLIKLI KİLO VERMEK Mİ?
Kilo vermenin sadece estetik yönüne odaklanıp sağlık kısmını göz ardı ettiğimiz bir gerçek. Her gün sosyal medyadan olsun, eşimizden dostumuzdan olsun farklı farklı diyet reçeteleriyle karşılaşıyoruz. Bu reçetelerin bir kısmının kilo verdirdiği yadsınamaz. Ancak bir yandan kilo verirken diğer yandan sağlığımızı gerçekten koruyabiliyor muyuz? Sık yapılan ara öğünler, sınırsız yeme hakkı tanınan yiyecekler ya da tek tip beslenme öneren diyetlerle doğruyu mu yapıyoruz? Her insanın yaşam tarzı, çalışma şartları, beslenme şekli ve vücudunun ihtiyaçları farklıdır. Standart diyetler kilo verdirecektir ama ihtiyacınız olanı vermeyecektir. Çünkü hiç yememek ya da çok az yemek metabolizmanızı yavaşlatıp kaslarınızı yakacaktır. Bunun sonucu olarak yağ oranınız artacaktır. Siz kilo verdiğinizi düşünürken aslında sadece kaslarınızı eritmiş olacaksınız. Artan yağlanma tespit edemediğiniz iç organ yağlanması şeklinde olup sağlınızı bozacaktır. Sık beslenmek ise metabolizmanızı hızlandırsa da insülin direncinizi kıramaz, aksine güçlendirir. İnsülin direnci birçok kronik hastalığın başlıca nedenlerinden biridir.
Hepimiz tek ve özeliz. Bu nedenle diyetimiz de tek ve bize göre uyarlanmış olmalıdır. Kişinin metabolizmasına ve vücudunun ihtiyaçlarına göre hazırlanmış bir diyet sağlıklı kilo vermeyi sağlamanın yanı sıra kilo ve insülin direnci kaynaklı birçok sorunu da ortadan kaldıracaktır.

MİGREN, TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIKTIR.Migren; otonom sinir sistemiyle ilgili hastada tekrarlayıcı; tek ya da çift ta...
13/01/2015

MİGREN, TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIKTIR.

Migren; otonom sinir sistemiyle ilgili hastada tekrarlayıcı; tek ya da çift taraflı zonklayıcı tarzda ağrıyla kendini gösteren; beraberinde bazen auralı bazen bulantı, kusma ve uyuşmalar gözlenen kronik bir rahatsızlıktır.
Neden olarak genetik, nörovasküler, çevresel, hormonal faktörler suçlanmakla beraber gerçek fizyopatolojisi açıklanamamaktadır. Belki de bu nedenle günümüzde migrene yaklaşım semptomatik olmakta; hastaya migren ilaçları, ağrı kesiciler, hatta antipsikotikler verilmekte ve kafeinden uzaklaşması tavsiye edilmektedir. Bu durumda alınan aneljeziklerin ve migren ilaçlarının mide bağırsak florasını; antipsikotiklerin ise dikkat ve uyku ritim sorunları yaratarak hastanın yaşam kalitesini bozması kaçınılmazdır.
Peki hastaya kesin çözüm sunmayan, geçici semptomatik tedavilerin yarattığı sıkıntıları düşünürsek bu kısır döngüden nasıl çıkarız?
Unutmayalım ki ağrı geziyorsa, neden de geziyor demektir.
Yediğimiz sebze ve meyvelerin yeterince yıkanmamasından, musluk sularından, hijyenik olmayan ortamlardan, evcil hayvanlardan çok kolay parazit kapabiliriz. Parazitler, vücutta onunla savaşamayacak, direnci olmayan organa yerleşirler ve aşırı ağrı, bulantı, baş dönmesi, güçsüzlük ve düşük serotonin seviyesi ve sayamadığımız birçok semptomla kendilerini gösterirler.
Bir diğer sebep yiyeceklerden aldığımız Monosodyum Glutamat (MSG, Çin Tuzu) ve Aspartam’ın; çevreden aldığımız civa, kurşun, arsenik vb. gibi toksik maddelerin vücudumuzda yağ dokumuzda, organlardan özellikle karaciğerde birikmesidir. Geleneksel Çin Tıbbı’na göre karaciğer vücuttaki enerji dağılımından sorumludur. Biriken toksik maddeler karaciğerin işlevini yapmasını engeller. Dolayısıyla vücudun enerji dengesi bozulur ve bu durum tüm enerjinin kafada toplanmasına yol açar. Ayrıca biriken toksik maddeler vücudun parazitlere karşı savunma ve savaşma mekanizmasına da zarar verirler.
Alerjenlerin de bu konuda etkisi azımsanamaz. Bilinenin aksine alerjenler vücutta kaşıntı ve kızarıklık oluşturmaktan öte akciğer ve kalın bağırsağı hedefler. Sık hapşırma, nefes darlığı, geniz akıntısı, astım gibi kronik akciğer rahatsızlıkları; bağırsaklarda florayı bozarak şişkinlik, gaz ve kabızlık ile kendini gösteririrler. Özellikle yiyeceklerden vücut için gerekli olan elementlerin emilimi bağırsak florasındaki iyi bakterilerce sağlanır. Alerjenler tüketilmeye devam edildikçe bu bakterilerin ölümüne, gerekli elementlerin bağırsaklar tarafından emilmeden atılımına yol açarlar. Emilmeden atılan elementler vücutta endokrin sistemin de dahil olduğu birçok tepkimede koenzim rolü oynar. Tepkimeler sekteye uğradıkça, bu durum kişide migren, diyabet mellitus, tiroid hastalıkları, kısırlık, hormonal kaynaklı rahatsızlıklar vb. kronik hastalıkların gelişimiyle sonuçlanabilir.
Bu şartlarda migrenle yaşamayı öğrenmek yerine neden her ne ise; parazit, toksin, alerjen; vücudumuzdan bunları uzaklaştırıp, oluşan hasarı ve bozulmuş vücut harmonizasyonunu akupunktur ile toparlamak mümkündür. Migren bilinenin aksine tedavi edilebilir bir hastalıktır.

ALERJENLER HAKKINDA BİLMEDİKLERİMİZToplumun çok büyük bir kesimini etkileyen; kendini ciltte kızarma, kabarıklık, kaşınt...
06/01/2015

ALERJENLER HAKKINDA BİLMEDİKLERİMİZ
Toplumun çok büyük bir kesimini etkileyen; kendini ciltte kızarma, kabarıklık, kaşıntı, nefes darlığı ile gösteren alerjilerimiz aslında buz dağının görünen yüzünden başka bir şey değildir. Bizler alerjiyi etrafımızdaki çevresel tozlar, kokular, polenlerden ibaret zannederiz. Oysaki alerjenlerin hayatımıza düşündüğümüzden farklı ve daha büyük etkileri vardır. Çevre kaynaklı alerjenler, dış kökenli alerjilerimizdir. Ama gerçekte pastada büyük paya sahip olan, farkında bile olmadığımız içsel alerjilerimizdir. Kronik gaz problemi, kabızlık veya kabızlık-ishal şeklinde dönüşümlü bağırsak sorunları, geçmeyen geniz akıntısı, nefes darlığı, burun akıntısı, hapşırma, sıkça solunum yolu enfeksiyonları, küçük çocuklarda geçmeyen kulak iltihapları, hatta asla alerjenlerle ilişkilendirmediğimiz eklem ağrıları, bel boyun fıtıkları, eklemlerimizi etkileyen deformasyonlar, kronik hastalıklar (migren, diyabet, tiroid hastalıkları vb.) aslında besin intoleransı da denilen içsel alerjilerin sonuçlarındandır.
İçsel alerjenlerin başlıca hedef organları akciğerler ve kalın bağırsaktır. Nefes darlığı gibi solunum yoluyla ilgili sıkıntılar ve gaz, kabızlık sorunları alerjenlerin direk etkisidir. Ancak vücudumuza uygun olmayan besinlerin sürekli tüketiminin özellikle yaş ilerledikçe bağırsak mukozasında yaptığı tahriş sonucu normal flora bozulur. Bununla beraber kronik hastalıkların oluşum nedeni vücudun sistemler arası genel harmonizasyonunu sağlayan mekanizma için hayati önem taşıyan elementlerin bağırsaklarca emilememesidir.
Belki de seçimlerimiz kaynaklı oluşan kronik hastalıklarımızla birlikte yaşamak zorunda değilizdir. Bu şartlarda kronik hastalıkları kökten çözmek için alerjenlerin tespit edilmesi, uzaklaştırılması ve daha önceki süreçte meydana gelmiş olan hasarın geri döndürülebilmesi için akupunkturun da dahil olduğu bir tedavi planı uygulanması bu yoldaki en doğru adımdır. Akupunktur tedavisi özellikle ağrıyla, hormonal bozukluklarla, yüksek insülin direnci düzeyiyle seyreden çoğu kronik hastalıkta ve hastalığın hem sebebi hem sonucu olan stresle başa çıkmada kullanılabilecek iyi ve güvenli bir tedavi yöntemidir.

Address

Şaşkınbakkal Kadıköy/İstanbul

Opening Hours

Monday 10:00 - 18:00
Tuesday 10:00 - 18:00
Wednesday 10:00 - 18:00
Thursday 10:00 - 18:00
Friday 10:00 - 18:00
Saturday 10:00 - 18:00

Telephone

(0216) 373 03 23

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Dr. Selda Peker - Akupunkturla Tedavi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Dr. Selda Peker - Akupunkturla Tedavi:

  • Want your practice to be the top-listed Clinic?

Share