30/08/2026
🇹🇷 AĞUSTOS, ZAFERLER AYIDIR… 🇹🇷🇹🇷
Ağustos, Türk milletinin tarih boyunca kaderini değiştiren zaferlerin ayıdır.
26 Ağustos 1071’de Sultan Alparslan’ın Malazgirt’te açtığı Anadolu kapıları…
26 Ağustos 1922’de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle başlayan Büyük Taarruz…
Ve 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da tarihin akışını değiştiren Başkomutanlık Meydan Muharebesi…
Sanki tarih, yüzyıllar sonra aynı günlerde yeniden konuşmuş;
aynı topraklarda aynı ruh, aynı iman ve aynı kararlılıkla yeniden ayağa kalkmıştır.
26 Ağustos 1922…
Gece sabaha kavuşurken Afyon ovasında ayaz vardı.
Alacakaranlık dağların üzerine çökmüş, uçsuz bucaksız ova derin bir sessizliğe bürünmüştü.
O sessizliğin içinde binlerce Mehmetçik vardı.
Atlarının yelelerini okşayan süvariler…
Toprağa çömelmiş, gelecek emri bekleyen askerler…
Birazdan hayatla ölüm arasındaki o ince çizgiyi aşacağını bilen subaylar…
Kimsenin dilinde korku yoktu.
Çünkü onların yüreğinde korkudan daha büyük bir şey vardı:
Vatan.
Ve belki de o gece, Anadolu’nun üzerinde yalnızca insanlar değil, dualar da saf tutmuştu.
Saat 04.45…
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, ordusunun önünde, sessizliğin içinden yükselen o büyük anın ağırlığıyla, süvari komutanlarından Fahrettin Altay’a:
“Hakkınızı helal ediniz.”
dedi.
Bu söz, bir emir gibi değil, bir dua gibi yayıldı ordunun içinde.
Kulaktan kulağa…
Sessizce…
Bir anda…
Ve cevap yine aynı şekilde geri döndü:
“Helal olsun.”
Sonra…
Bir beyaz at, ordunun önüne çıktı.
O anda sanki ova da ayağa kalktı.
At kişnemeleri, metal sesleri ve dualar birbirine karıştı.
Topların namluları ufka çevrildi.
Ve Başkomutan’ın sesi, Afyon ovasının sessizliğini parçaladı:
“Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”
O an yalnızca bir ordu harekete geçmedi.
Bir millet ayağa kalktı.
Süvariler yalın kılıç ileri atıldı.
Mehmetçik, kavurucu sıcak, yorgunluk, açlık ve ölüm pahasına yürüdü.
Çünkü hedef yalnızca İzmir değildi.
Hedef, istiklaldi.
Hedef, Türk milletinin kendi kaderini kendi ellerine almasıydı.
“Ya İstiklal, Ya Ölüm!”
Bu söz, o gün yalnızca askerlerin değil, bütün bir milletin yüreğinde yankılandı.
Ovanın üzerinde yükselen toz bulutları, sanki gökyüzüne yükselen bir milletin duasıydı.
Ve o gün başlayan büyük yürüyüş, 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da zaferle taçlandı.
Bugün bizler Ege ve Akdeniz kıyılarında, güneşin altında, tatlı bir yorgunlukla yürürken; geçtiğimiz yolların altında nasıl bir tarih yattığını bir an düşünelim.
Biz bugün denize bakarken, onlar denize ulaşmak için yürüdüler.
Biz bugün özgürce nefes alırken, onlar bu nefesin bedelini canlarıyla ödediler.
Biz bugün “Türkiye Cumhuriyeti” diyebiliyorsak, bunun ardında yalnızca bir tarih değil; şehitlerin kanı, gazilerin fedakârlığı, komutanların dehası ve Türk milletinin sarsılmaz iradesi vardır.
26 Ağustos 1071’de Sultan Alparslan Anadolu’nun kapılarını Türklüğe açtı.
26 Ağustos 1922’de Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman Türk ordusu, bu toprakların sonsuza kadar Türk vatanı olarak kalacağını bütün dünyaya ilan eden büyük yürüyüşü başlattı.
30 Ağustos’ta ise Dumlupınar’da o yürüyüşü zaferle mühürledi.
Birinci kilit Malazgirt’te vuruldu.
Son kilit Dumlupınar’da…
Ve Anadolu, Türk milletinin ebedî yurdu olarak tarihe bir kez daha yazıldı.
Bugün bu topraklarda özgürce yaşıyorsak, gökyüzüne bayrağımızı çekebiliyorsak ve devletimizin adı Türkiye Cumhuriyeti ise; bunu başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, onun silah arkadaşlarına, kahraman komutanlarına ve canını vatan uğruna feda eden aziz Türk milletine borçluyuz.
Onların bıraktığı emanet, yalnızca bir toprak parçası değildir.
Bir ruhtur.
Bir inançtır.
Bir istiklâl mirasıdır.
Ve bazı zaferler yalnızca tarih kitaplarında yazmaz.
Bazı zaferler, toprağın hafızasında yaşar.
Rüzgârda duyulur.
Bayrağın dalgalanışında hissedilir.
Bir şehit mezarının başında insanın içine çöken o tarifsiz sessizlikte kendini hatırlatır.
Belki de bu yüzden 26 Ağustos sabahı Afyon ovasında yükselen o ilk ses, bugün hâlâ gönüllerimizde yankılanmaktadır.
Çünkü zaferler unutulmaz; eğer milletler hafızalarını kaybetmezse…
Bu mukaddes mücadeleyi küçümseyenlere bir şey ispat etmeye gerek yoktur.
Güneş balçıkla sıvanmaz.
Mızrak çuvala sığmaz.
Tarih, hakikati er ya da geç söyler.
Bizim görevimiz ise geçmişimize kinle değil, gururla ve şükürle bakmaktır.
Bugün başımız dikse,
bugün bayrağımız göklerdeyse,
bugün ezanlarımız özgürce okunuyorsa,
bugün çocuklarımız kendi vatanlarında hür yaşayabiliyorsa…
Bu toprakların altında yatan binlerce kahramanın hakkı vardır üzerimizde.
Onlara minnetimiz, kelimelerden daha büyüktür.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, Malazgirt’ten Dumlupınar’a kadar bu vatan uğruna can veren bütün şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
🇹🇷 26 Ağustos 1071… Anadolu’nun kapılarının açıldığı gün.
🇹🇷 26 Ağustos 1922… Büyük Taarruz’un başladığı gün.
🇹🇷 30 Ağustos 1922… Türk milletinin istiklalini zaferle mühürlediği gün.
Ve bugün…
30 Ağustos Zafer Bayramı.
Bu büyük zafer;
Türk milletine, Türk dünyasına ve bağımsızlık mücadelesi veren bütün mazlum milletlere kutlu olsun.
Çünkü 30 Ağustos yalnızca bir savaşın kazanıldığı tarih değildir.
30 Ağustos, bir milletin “Ben varım!” diye haykırdığı gündür.
Ve o ses,
aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ duyulmaktadır:
YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM!
🇹🇷 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. 🇹🇷
Ne mutlu Türküm diyene!
Prof Dr Yaşar Özgök