Uzm. Dr. Hasan Basri İzgi/Psikiyatri

Uzm. Dr. Hasan Basri İzgi/Psikiyatri Uzm. Dr. Hasan Basri İZGİ/Psikiyatri

Doktor Bilgileri
Adı - Soyadı :
Hasan Basri İzgi
Mezun Olduğu Okul / Yıl :
Erciyes Üniversitesi Tıp Fak. / 1997
Uzman Olduğu Klinik / Yıl :
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD / 2005
Yabancı Dil :
İngilizce

Deneyimi 2014-Halen Muayenehane, Psikiyatri uzmanı

Tıbbi İlgi Alanları
Biyolojik psikiyatri, Affektif bozukluklar, Psikofarmakoloji, Kronik yorgunluk sendromu

Mesleki Üyelikler
- Türk Psikiyatri Derneği
- İstanbul Tabipler Birliği

“Haklısın kardeşim ama” dedi hoca: “veren verdiğinden ve alan da aldığından mesuldür. Sanıyor musunuz ki her ikisi de he...
31/07/2026

“Haklısın kardeşim ama” dedi hoca: “veren verdiğinden ve alan da aldığından mesuldür. Sanıyor musunuz ki her ikisi de hesaba çekilmeyecekler? Verenin hem niçin ve neyin hakkını gözeterek hem de nasıl ve ne kadar ki yeterli mi? yetersiz mi? verdiği önemli. “Ben verdim kurtuldum” ile paçasını kurtaramıyor. Alanın almayla başlayan sorumluluğunu bilmesi ve verenin hem niyetine ve beklentisine uygun hakkını gözetmesi hem de emanete sahip çıkıp hıyanet etmemesi ve kendi haddini bilmesi ile hassas dengeleri koruması konularında ehil olması gerekiyor. “Ben aldığıma bakarım ve kimseye hesap verecek değilim” diyerek huzura kavuşması mümkün değil. Veren ile alan arasındaki devredilen objenin çok da önemi yok: maddiyat, borç, yetki, oy, kullanım hakkı, sadaka ve hayır gibi madden veya sır, mahremiyet, sevgi, saygı, aşk, hürmet, şefkat, can ve ömür gibi manen ne olursa olsun her biri özeldir, emanettir ve karşılıklı mesuliyet ister. Unutmayınız! Veren de olsanız alan da olsanız fark etmez ki mutlak bir hesap günü herkes için var”.

Aldığınızı vermelisiniz ki dengeyi koruyabilesiniz. Solunum yolundaki yabancı maddeyi öksürmek ve hapşırmak ile dışarı a...
27/07/2026

Aldığınızı vermelisiniz ki dengeyi koruyabilesiniz. Solunum yolundaki yabancı maddeyi öksürmek ve hapşırmak ile dışarı atmalı, aldığınız bozuk gıdayı kusmalı, oluşan iltihabı boşalttırmalı ve meydana gelen ishal ile bağırsaklarınızı temizlemelisiniz. Şayet “vermek” eylemini yapamazsanız sağlığınızı kaybeder ve hatta yoğun bakım hastası olabilirsiniz: toksik maddeyi kusamazsanız intoksikasyon tablosu ile yoğun bakımda can çekişirsiniz. Benzer şekilde var olan üreme işlevi ile yumurta ve spermin verilmesi ki adet olma ve ejekülasyon olmasa neslinizin devamı olmaz. Şayet veremeyip biriktirirseniz hastalanırsınız: çağımızın belası obezite ve kabızlık gibi. Psikolojik boyutta; duyguların bastırılması, düşüncelerin söylenmemesi, iletişime kapalı olma, içe atma ve asosyal olma gibi verememenin sonuçları hayatınıza hâkim olursa ruhsal sağlığınızı kaybedersiniz. Sosyal boyutta ise yine biriktirip veremeyenlerden olursanız yani almak-vermek dengesini bozarsanız sosyal dengeyi altüst edersiniz ve mutsuzluğa ya da yalnızlığa mahkûm olursunuz. Cimriliğe, biriktirmeye ve kendini kasmaya gerek yok, “ver-kurtul” kardeşim”.

Çaresini de söyledi bir hekim olarak: “yoğun bakım ünitesinde yatan hastada nabız, tansiyon ve solunum gibi hayati fonks...
24/07/2026

Çaresini de söyledi bir hekim olarak: “yoğun bakım ünitesinde yatan hastada nabız, tansiyon ve solunum gibi hayati fonksiyonlarla birlikte idrarın ve gaz-gaytanın da aldığı-çıkardığı dengesi takip edilir. Aldığınız nefesi dışarı veremezseniz kendi nefesinizde boğulursunuz ki ölümle sonuçlanır. Aldığınız sıvı miktarı kadar idrar çıkışı yapamazsanız böbrek ve kalp gibi organların yetmezlikleri ile ölüme yaklaşırsınız. Aldığınız gıdaların son ürünlerini gaz-gayta çıkışı ile tahliye edemezseniz bağırsak tıkanması ve bağırsak delinmesi gibi ölümcül sonuçlar ile mücadele edersiniz. Örnekleri çoğaltmak mümkün ve hepsinde alınan oksijen, su veya gıda gibi sağlıklı ilk ürünlerden hasıl olan karbondioksit, idrar veya gaita gibi toksik son hallerinin tahliyesi gerekmekte ki olmadığında ölüm kapıyı çalar. Biyolojik yapımızda aldığı-çıkardığı dengesi var da psikolojik ve sosyal yapımızda yok mu? Örneğin duygusal yükümüzün ve düşüncelerimizin sağlıklı iletişim ve ilişkilerle tahliyesi gerekmez mi? “Herkes beni sevsin ve bana saygı göstersin ama ben kimseye sevgimi belli etmeyeyim ve saygı duymayayım” yaklaşımı belki ölümcül değil ama psikolojik sorunlara neden olur. Yine benzer şekilde sosyal boyutta “çok para kazanayım ama ben hiç harcamayayım ve sadece biriktireyim” düsturu sağlıklı mı? İhtiyaç sahibine vermedikçe ve paylaşmadıkça veya cimrilik yaptıkça yıkıcı sonuçlar kaçınılmaz olmakta. “Bilgi bende kalmalı, kimseye veremem” yaklaşımı ile güzel sonuçlar beklenebilir mi? Aynı hava, sıvı ve besin benzeri sevgi, saygı, para ve bilgi gibi başlangıçta mutlu eden ürünlerin aynı karbondioksit, idrar veya gayta benzeri sevgi ve saygının tek yönlü olması, biriken para veya paylaşılmayan bilgi gibi son halleri de toksiktirler ve psikolojik-sosyal yapıda bozulmaya neden olurlar. Hasılı insan hayatında “almak-vermek dengesi” önemlidir ve bu denge bozulduğunda sorunlar başlar.

Doktor konuyu tıbbi yönden ele aldı: “çağımızın önemli sağlık sorunlarından biri olan obezite hem besinlerle alınan ener...
20/07/2026

Doktor konuyu tıbbi yönden ele aldı: “çağımızın önemli sağlık sorunlarından biri olan obezite hem besinlerle alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması ve fazla enerjinin vücutta yağ olarak depolanması sonucu ortaya çıkan hem de yaşam kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü de obeziteyi sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi olarak tanımlamaktadır. Beden kitle indeksimin sonucu obezite lehine. Diğer bir deyişle mevcut ağırlığımın üçte biri kadarını fazladan taşıyorum ve bir bakıma kendime hamallık yapıyorum. Hareketlerim kısıtlandıkça fazla kaloriyi yakamıyorum ki vücudum da daha fazla yağ depoluyor. Bir tarafta ben ve benim gibi yağ depoları zirve yapanlar diğer tarafta açlık sınırının altında bir deri bir kemik kalanlar ki bir garabet dünya. Günlük pratikte gördüğüm ve obezitenin diğer bir versiyonu gibi değerlendirdiğim vakalar var: malı ve maddiyatı istifleyerek yaşarken biriktirdikçe paylaşmaktan uzaklaşan ve sonuçta birikimlerinin fazlalığı nedeniyle kaybetme korkusu ile anksiyete bozukluğu ve depresyon gibi hastalıkları yaşayarak hastalanan mâli obezite mağdurları. Genelde bu kişilerin hem kendine hem de kendinden bir sonraki kuşağa zararları oluyor. Zira mâli obezite yaşayan anne ve babadan sonra çocukları farkında olmadan depolanan enerjiyi yani maddiyatı hızla tüketiyorlar ve kaynaklar bitip tükenene kadar har vurup harman savuruyorlar. Aman dikkat! Her tür obezite sağlığa zararlıdır”.

Necdet derin sessizliğinden kurtuldu: “ismini aldığım Necdet dedem İstiklal Harbi gazisiydi. Harp yıllarında millet olar...
13/07/2026

Necdet derin sessizliğinden kurtuldu: “ismini aldığım Necdet dedem İstiklal Harbi gazisiydi. Harp yıllarında millet olarak herkes açlık ve yoksullukla imtihan olmuştu. Bu nedenle rahmetli de oldukça tutumlu biriydi. Onun kuşağı yarını düşünerek israftan uzak dururdu ve dökülen ekmek kırıntısına hürmet ederdi. Sonraki nesiller de yokluğu gördü de karne ile ekmek aldı ve bereket olsa da yarın için tedbir amaçlı “biriktirme” eylemini yaptı. Hâsılı millet olarak geçirilen zor dönemlerin etkilerine ve var olan kültüre bağlı olarak farkında olmadan bir sonraki kuşaklar yani çocuklar ve torunlar hep düşünüldü. “Biriktirme” davranışı olmazsa olmazımız oldu. “Nelik nitelik” yaklaşımı ile her zaman bir köşede bir şeyler saklandı. Çağımızda biriktirmenin dozunu kaçıran ve yedi sülalesine yetecek kadar biriktiren insanlar türedi de biriktirme konusunda aşırıya kaçıldı. Sonuçta var olan sosyal ve ekonomik dengeler olumsuz etkilendi ve insani olan paylaşmalar kısmen unutuldu. Ne diyelim! Tedbirli ve tutumlu olmak iyidir ve ihtiyaç kadar bir kenarda biriktirmek faydalı olabilir ancak dengeleri bozacak kadar biriktirme yapmak sağlıklı değildir ve toplumsal olarak her birimizi olumsuz etkiler. “Biriktirelim ama vermesini de bilelim” ki hassas dengeler korunabilsin”.

Doktor hocaya hak verdi: “çağımız sınırsız alternatiflerin sunumu ile tüketimin teşvik edildiği amma velakin insanın da ...
06/07/2026

Doktor hocaya hak verdi: “çağımız sınırsız alternatiflerin sunumu ile tüketimin teşvik edildiği amma velakin insanın da doyuma ulaşamadığı ve huzurunu kaybettiği bir zaman dilimi. Tercih edilebilen alternatif arttıkça doyuma ulaşma azalır. Doyuma ulaşmada yokluk içinde olan kişi varlık içinde olana göre daha avantajlıdır. Tel arabasını süren çocuk saatlerce oyun oynayabilirken çok çeşitli oyuncaklara sahip çocuk hiç birinden haz alamaz da sıkılabilir. Bir tas tarhana çorbasına ekmek doğrayan kişi şükreder de açık büfe uygulaması olan beş yıldızlı oteldeki kişi hiçbir yemeği beğenmeyebilir. Tek olan beyaz gömlek tertemiz yıkanıp ütülü giyilirken sayısız elbise yüzüne bakılmaksızın çamaşır sepetinde atılı bulunur. Sabit ücretle geçimde bereket olabilir de abartılı kazanç da fakirlik muhabbeti ve bereketsizlik doyumsuzluğa eşlik edebilir. Tek eşli yani monogomik kişide muhabbet ve sevgi cinselliğin önüne geçerken çok eşli yani poligamik kişide ana unsur cinsel birlikteliktir ve günübirlik süreçler yaşanır. Sonuçta yoklukta doyuma ulaşma ve şükür artar da kişi huzur bulur ya da çoklukta doyumsuzluk ve şükürsüzlük artar da kişi huzura hasret kalır. Bu durumun en güzel ilacı paylaşmaktır”.

Bu güzelim yapıyı dejenere eden de maalesef çocuğun anne ve babası olmakta. Yetmişine merdiven dayamış bir dede muhtemel...
03/07/2026

Bu güzelim yapıyı dejenere eden de maalesef çocuğun anne ve babası olmakta. Yetmişine merdiven dayamış bir dede muhtemelen hasta ve ayakta dengesini korurken zorlanmaktaydı. Başında beklediği ilkokul çağındaki masum çocuğun kaçamak bakan gözleri firardaydı ve sanki büyüğü olan kişiyi nezdinde yok saymaktaydı. Yanında oturan anası ya evladına kıyamamaktaydı ya da onun açıkgözlü! olup koltuğunu korumasından gurur duymaktaydı. “Yavrum, kalk da amcaya yer ver” diyen nidası dilinin ucunda yoktu. Amca yol boyunca ıstırap yaşadı. Lakin esas kötü akıbet ve felaket hem günahsız çocuğa hem de anasına hak oldu. Ey anne ve baba! “Rüzgâr eken fırtına biçer”. Ergenliğe kadar çocuk verimli bir tarladır. Ona hinlik, bencillik, saygısızlık, hoşgörüsüzlük, edepsizlik ve eşkıyalık gibi tohumları ekersen gelecekte can yakan, yok sayan, sevmeyen ve saymayan, sürekli hesap soran, horlayan ve zulüm uygulayan menfi ürünlerin hasadı senin kaderin olur. Örnek yaşantınla insanlık ek ki insanlık bul. O yaşlı amca ayakta kalırsa yarın “neden evladım oldu eşkıya?” diye feveran etme ey müflis ana!”.

“Henüz fabrika ayarlarının korunduğu çocukluk dönemindeki torunumdan gözlem yaparak öğrendiğim çok bilgiler oldu” diyere...
29/06/2026

“Henüz fabrika ayarlarının korunduğu çocukluk dönemindeki torunumdan gözlem yaparak öğrendiğim çok bilgiler oldu” diyerek konuşmasını sürdürdü hoca: “yeterli miktarda besleniyor da acıkmadan ve ihtiyacından fazla yemiyor ki obezite derdi yok. Uykusu geldiğinde şart koşmaksızın uyuyor da yastığı beğenmeme, yatağı yadırgama ve gürültüden rahatsız olma gibi kaprisleri yok ki uyku bozukluğu ondan uzak. Su içmede ölçüyü koruyor ve unutmuyor ki böbrekleri ile dost. Geleni salıyor da düzenli dışkılıyor, ertelemiyor ve idrarını tutmuyor ki bağırsak tembelliği ya da mesanenin zorlanması gündeminde yok. İhtiyaçları öncelikli yaşasa da ihtiyaç fazlası talepleri ve tutturması olmuyor ki müsrif ve bencil değil. İlişkisinde samimi de abartılı duygusal yaklaşım ve riyakâr duruş göstermiyor ki doğallığını koruyor. İhtiyacını dillendiriyor da çok ve boş konuşmuyor ki ölçülü ağlıyor ve karşısındakini yormuyor. Aşırılık yok ve her hali dengeli de muhatabını tüketmiyor ki sürekli şikâyet eden ve ilgi çekmeye uğraşan bir tarzı yok. Dış dünyayı gereğinden fazla önemsemiyor ki “el ne der?” diye bir derdi yok. Çok iyi bir gözlemci ki öğreniyor ve öğrendiğini pratiğe döküyor. Ne var! fabrika ayarlarına dönüp ben de bir çocuk gibi huzur içinde olsam!

Hoca hocalığını yaptı ve susmadı: “günümüzde çok nüfuslu şehirlerde “çok yalnızım” düşüncesi ile mutsuz olan pek çok ins...
27/06/2026

Hoca hocalığını yaptı ve susmadı: “günümüzde çok nüfuslu şehirlerde “çok yalnızım” düşüncesi ile mutsuz olan pek çok insan var. Mecburiyetten bir adada tek başına yaşam mücadelesi veren Robinson Crusoe’dan daha zor durumda bu insanlar zira “varlık içinde yokluk” yaşıyorlar. Yaradılışımızda var olan değerlerden biridir: paylaşmak. Sosyal bir varlık olmamızı sağlayan özelliklerdendir. Rol-model olan büyüklerimiz çocukluğumuzda bize paylaşmayı güzel bir davranış olarak öğretirler. O dönemde misafirliğe gelen çocukla oyuncağımızı, mahalle arkadaşımızla topumuzu, sınıf arkadaşımızla silgimizi paylaşırız ve bu davranışlarımız nedeniyle takdir görürüz. “Veren el alan elden üstündür” inancı vardır bizde. Paylaşmanın hazzını yaşayan insanlar çevresindekilere hem örnek olurlar hem de tavsiye ederler. Paylaşmak sadece maddi yönde ele alınmamalıdır. Anne sevgiyi, eş ortak zamanı, dost derdi ve sırrı, komşu düğün ve cenaze gibi iyi ve kötü günü, insan olan selamı ve güler yüzü, âlim ilmini, öğrenci saygıyı ve arif olan nasihati paylaşır. Kendimize soralım ve halen paylaşmanın verdiği hazzı yaşayamıyor isek hemen fabrika ayarlarımıza yani yaradılışımıza geri dönelim de var olan bu değerimizi pratik yaşamımızda yaşatalım”.

Necdet soruyla mukabele etti: “Medeni cesaret mi? Utanma duygusunun kaybı mı? Yardımseverlik mi? Riyakarlık mı? Ticari z...
22/06/2026

Necdet soruyla mukabele etti: “Medeni cesaret mi? Utanma duygusunun kaybı mı? Yardımseverlik mi? Riyakarlık mı? Ticari zekâ mı? Sahtekarlık mı? Tatlı dilli olma mı? Suiistimal mi? Kafam pek karışık! Derdim zamana ayak uyduramamak mı? Kalın kafalı olmam mı?”.
Kısa süreli sessizlik Hüseyin tarafından bozuldu: “ey nefsim! Ne zormuş vazifemi yaparken iki arada bir derede kalma ki bir tarafta menfaatlerim diğer tarafta vicdanım ve mesleki tatmin olma isteğim. Birini diğerine tercih etmem gerekir ve hangi tercihi yaparsam yapayım artıları ve eksileri var. Ya menfaatlerimi gözetip hizmet verdiğim kişinin duymak istediklerini söyleyeceğim ve etliye sütlüye karışmayacağım da karşımdakinin günü birlik memnuniyetine öncelik vereceğim ve yaptığım işin bedelini alıp kenara çekileceğim. Bileceğim ki kapımdan yüzü gülerek ayrılan her bir kişinin dönüşü ilk önce bana olacak ama sonra ne zamanki gerçeklik aşikâr hale gelecek işte o zaman uzun vadede günü kurtarmaya odaklanmanın bedeli olarak kaybeden ben olacağım. Ya da vicdanımın sesine kulak vereceğim de vazifemin gerekliliklerini yerine getireceğim ve doğru bildiğimden şaşmayacağım. Etliye sütlüye karışacağım da karşımdakinin canını yaksa da olması gerekenleri söyleyeceğim. Onun duymak istediklerini değil de hakikatin gerekliliklerini dillendireceğim. Onu kaybetme korkusunu bir kenara itip “nabza göre şerbet verme” gafletine düşmeyeceğim. Uzun vadede hem ben hem de hizmet verdiğim kişi kazananlar safında olacak. Öğretmen, doktor veya avukat hangi vazifenin erbabı olursak olalım öğrenci, öğrenci velisi, hasta, hasta yakını veya müvekkil fark etmez hizmet verdiğimiz kişilere karşı tercih edebileceğimiz iki temel yaklaşım var ve nefsimizle baş başayız. Cevaplamamız gereken en önemli soru şu: etliye sütlüye karışayım mı? Taşın altına elimi sokayım mı? Ya da karışmayayım mı? Salla başı al parayı yapayım mı?”

Address

Bağdat Caddesi No: 465 Seda Apt. D: 8 Suadiye/Kadıköy/
Ataşehir Istanbul

Opening Hours

Tuesday 09:00 - 17:00
Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00
Saturday 09:00 - 17:00

Telephone

+902163737733

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Uzm. Dr. Hasan Basri İzgi/Psikiyatri posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share