20/07/2026
Kıbrıs Türk halkının, 1878'de başlayan İngiliz sömürge yönetimi döneminden bu yana bu ada topraklarında var olabilmek için verdiği mücadele ve topluma önderlik eden aydınların ülke ve toplum sevgisini her şeyin üzerinde tutarak ortaya koydukları çalışmalar, resmi tarihimizde yeterince anlatılmamış, birçok yönüyle eksik bırakılmıştır.
Her türlü baskıya rağmen umudunu yitirmeden, inançla verilen bu destansı direniş; resmi tarih kitaplarında anlatılanların çok ötesindedir. Lozan Antlaşması sonrasında adanın resmen İngiliz egemenliğine geçmesi de Kıbrıs Türk halkının umutlarını tüketmemiştir. Bu toplum, sömürge yıllarında kendisine dayatılan kimliği kabul etmemiş, kendi ulusal ve toplumsal kimliğini oluşturmak, yaşatmak ve korumak için örgütlü bir mücadele yürütmüştür.
1878'de İngiltere komiserinin adaya ayak bastığı ilk gün, Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi'nin lideri tarafından yapılan karşılama töreninde, ilk kez açıkça dile getirilen Enosis hedefi, yıllar içinde adayı kana ve gözyaşına sürükleyen gelişmelerin de başlangıcı olmuştur. Bu nedenle Kıbrıslı Türklerin Enosis'e karşı verdikleri mücadele de bu tarih kadar eskiye dayanmaktadır.
Kısacası, bu topraklardaki varlığımızı korumak ve sürdürmek kolay olmamıştır.
20 Temmuz 1974'ün en genç canlı tanıkları bugün 60 yaşını geçmiştir. 15 Temmuz 1974 darbesinin ardından, Kıbrıs Türk toplumunu yok etmeye yönelik planların hayata geçirileceğine dair hiçbir kuşkumuz yoktu. O günleri 14 yaşında bir çocuk olarak yaşamış biri olarak, kurtuluşun sevincinin, heyecanın, korku ve endişenin iç içe geçtiği o karmaşık duyguları hala dün gibi hatırlıyorum.
20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nın yıl dönümünde, bu mücadeleyi verenleri saygıyla, tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum.
Tarihi bilmek, yaşananlardan ders çıkarmak ve geçmişle cesaretle yüzleşmek, kalıcı barışa giden yolun en önemli rehberidir. En büyük temennimiz, bu adada iki toplumun karşılıklı güven, eşitlik ve saygı temelinde kalıcı bir barış içinde yaşayabileceği adil bir çözüme ulaşılmasıdır.