08/08/2026
Bilen bilir, hayvanları çok severim. Çeşitli barınaklara ve derneklere düzenli olarak bağış yapar, sağda solda gördüğüm kedi köpeğe mama alır, olur olmaz hayvan videosuna ağlarım.
Şimdi kalkıp diyeceksiniz ki: “Madem hayvanları bu kadar seviyorsun, neden yiyorsun?”
Haklısınız. İnanın, ben de bunu kendime çok sordum ve çok denedim. Ama benim için şu an tamamen bitkisel beslenmek ne yazık ki pek mümkün görünmüyor.
Tüm protein ihtiyacı et, tavuk ve balık yemeden karşılanabilir mi? Kesinlikle evet.
İBS’li bireylerin büyük bir kısmı protein ihtiyacını et, tavuk ve balık yemeden karşılayabilir mi? Muhtemelen evet. Peki benim için, şu anki sağlık durumum ve hayat tarzımla mümkün mü? Ne yazık ki hayır.
Ama siyah ile beyaz arasında çok büyük bir gri alan var.
Kendimi “vejetaryen” diye etiketlemeden de menüde bana uygun bitkisel bazlı bir alternatif olduğunda onu seçebilirim. Gerçek deri yerine vegan bir alternatifini tercih edebilirim. Hayvanlar üzerinde test edilen ürünleri kullanmayı reddedebilirim. Barınaklara destek olmaya, sokaktaki hayvanlara mama almaya devam edebilirim.
Bunlar son 8 yıldır hayatımın bir parçası ve yeme seçimlerimden bağımsız olarak hiç değişmedi.
Çünkü hayatta her şey siyah ya da beyaz değil. Ben de mükemmel değilim.
Sağlığım, bulunduğum yer, hayat tarzım ve o dönemki koşullarım çerçevesinde elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum.
Bugün bu, ayda 1–2 kez tavuk yemek olabilir. Bir yıl sonra hiç yememek de olabilir, haftada iki kez yemek de. Hayat ne getirir, gerçekten bilmiyorum.
Sanırım büyümenin ve olgunlaşmanın en ilginç taraflarından biri de bu: Bazı şeylerin hiç beklemediğin yönlerde değişmesine ve dönüşmesine izin verebilmek. Değişime vicdanen, fiziksel olarak ve psikolojik olarak alan açabilmek.
Belki de mesele her zaman kusursuz seçimler yapmak değil; değerlerinle yapabildiğin ölçüde yaşamaya çalışırken, insan olduğun gerçeğine de yer bırakmak…