08/07/2026
amerika seyahatimde en çok görmek istediğim yerlerden biri sekoya ağaçlarının olduğu ormanlardı. sanfransisco’da iken kısmen yakın bir ormana ulaşmak istedik. fakat bu sandığımdan çok daha zahmetli oldu. otopark için önceden rezervasyon gerekiyormuş. bölgeye vardığımızda telefon çekmiyordu. internet bulabilmek için yeniden yola çıkıp bir restorana gitmek zorunda kaldık. rezervasyonu yaptıktan sonra bu kez saatimizin gelmesini bekledik. dönüp tekrar ormana ulaştık.
o gün bütün bunlar sadece yolculuğun bir parçası gibi gelmişti. bugün o fotoğraflara yeniden baktığımda ise başka şeyler de görüyorum, bugünlerde hayatımda olup bitenlerden bir şeyler.
sekoyaların büyümesi yüzyıllar alıyor. kök salmaları, güçlenmeleri, birbirine tutunmaları zaman istiyor. sanırım insanlar arasındaki güven de böyle. bağ denilen şey ilişki kurmaya benzemiyor, aceleye gelmiyor; emek istiyor, tekrar tekrar birbirini seçmeyi, sınavlar olsa da arada, geçebilmeyi…
ama bazen insan, uzun zamanda kurulan bir şeyin ne kadar kısa bir zamanda yıkılabildiğine de tanıklık ediyor.
bu da yası beraberinde getiriyor. yas yalnızca ölümle ilgili bir süreç olarak görülmemekte. bazen artık sürdürülemeyen bir bağı, geride kalan bir dönemi ya da gerçekleşmeyecek bir ihtimalin de yas tutarız. çünkü yas, yalnızca kaybettiğimiz şeyle değil; ona yüklediğimiz anlamla da ilgilidir.
belki de bu yüzden bugün bu fotoğraf bana yalnızca dev ağaçları hatırlatmıyor.
emekle kök salan her şeyin ne kadar kıymetli olduğunu… ve tam da bu yüzden, kaybının neden bu kadar derin hissedildiğini de hatırlatıyor.