15/03/2025
Alper Tüydeş'in paylaşımı çok beğeni aldı, içimizi ısıttı. Geçen 14 yılda olduğu gibi göç yolunda bu yıl da Yaren Leylek yeniden yuvasına dönmüş. 🪺🌾
Bu fotoğraf, günümüzde yetişkinlikte yaşanan zorlukları neredeyse tamamen çocuklukta anne-baba ilişkisindeki "travmaya" bağlayıp bir "travma endüstrisi" yaratan psikolojik yaklaşımlar üzerine birkaç satır yazma isteği uyandırdı bende.
Travmaya, kuşaklardan geçen ihmale vurgu yapan yaklaşımlar, anne ve yenidoğan arasındaki ilişkiye vurgu yaparak yaşamın ilk yıllarında yaşanan "travmanın" (ki bunlar travma değil) etkisinin yaşamda yıllarca sürdüğü söylemini üretiyor. Aile yaşantısı etkili olabilir, önemlidir ancak tek etken olmadığı gibi insan beyni zorluklarla başa çıkacak yapıdadır. Başlatıcı etkenler zamanla önemini yitirebilir. Travma ise çok kısaca yaşama dair bir tehdit içeren olaylardır.
Tutarlı nesne ilişkisi sadece anne-bebek arasındaki etkileşimle şekillenmez; insanın doğduğu mahalledeki bir çınar ağacı, mahallenin maskotu köpekler, mevsimlerin düzenli akışı gibi unsurlar da bireyin çevresi, dünya ve kendine dair daha sürekli, tutarlı bir algı kurmasına hizmet eder.
Çevrenize bir bakın... Ailenizle piknik yaptığınız banklar, hafızanızdaki çınar ağacı, eğitim gördüğünüz okul, bildiğiniz mahalle tutarlı şekilde duruyor mu yoksa kâr için kurban mı edildi?..
Anomik yani kuralsız ve hızla değişen bir toplum yapısında; kâr odaklı tüketim döngüleri, ekonomik dalgalanmalar, küresel iklim krizi gibi insanın dünyaya sabit ve güvenilir bir yer olarak bakabilmesini zorlaştıran etkenler arttığında, bireyin kendi zihninde yaşaması, ilişkilerden hızla kopması ve yönsüz bir anlam arayışına girmesi doğal hale gelir. Kişi, dışarıdan verilecek "Anne babanızla yaşadığınız olaylar travma yaratmış" gibi cümlelerle telkine açık halde olur, terapide yıllarca çocukluk yaşantısı konuşulup durulur.
DEVAMI YORUMDA...