Dr.Özgün Karaer Psikiyatri Uzmanı

Dr.Özgün Karaer Psikiyatri Uzmanı Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Dr.Özgün Karaer Psikiyatri Uzmanı, Psychotherapist, Mustafa Kemal Mahallesi, 2140. Cadde, 1/9, Merkez Çankaya, Ankara.

Cinsel uyum yatak odasında değil, salonda başlar. 🛋️Pek çok çift, yatak odasında yaşadıkları mesafenin veya isteksizliği...
30/05/2026

Cinsel uyum yatak odasında değil, salonda başlar. 🛋️
Pek çok çift, yatak odasında yaşadıkları mesafenin veya isteksizliğin sadece “cinsel” bir problem olduğunu düşünür. Oysa cinsellik, iki kişinin gün boyu birbirine kurduğu duygusal köprünün üzerinden yürüyerek ulaştığı son noktadır.
Eğer eşinizle gündüzleri mesajlaşmıyor, akşam yemeğinde sadece ekranlara bakıyor, ev işlerinde haksız bir yük paylaşımı yapıyor ve ona GÜN İÇİNDE şefkatle dokunmuyorsanız; gece olduğunda aranızda sihirli bir tutku beklemeniz gerçekçi değildir.
Sadece cinsel birliktelik istediğinde dokunan, diğer zamanlarda duygusal olarak ulaşılmaz olan bir partner, karşı tarafta kullanılmışlık ve soğuma hissi yaratır.
Peki çözüm nerede? “Mikro Anlarda.”
Birlikte kahve içerken atılan sıcak bir bakış, o çalışırken omzuna yapılan ufak bir dokunuş, gününün nasıl geçtiğini gerçekten merak ederek sormak... Bunların hepsi cinsel arzunun altyapısını oluşturan, görünmez ama çok güçlü bağlardır.
Gündüz birbirine duygusal olarak dokunamayan çiftler, gece fiziksel olarak buluşmakta zorlanır. 🌿
Sizce modern hayatın getirdiği stres, çiftler arasındaki bu “mikro anları” çalıyor mu?
(Bu gönderiyi eşinize/partnerinize göndererek aranızda tatlı bir farkındalık sohbeti başlatabilir ve daha sonrası için kaydedebilirsiniz.)

Gündüzleri işte, okulda veya günlük koşturmacada zamanınızın kontrolü sizde değilmiş gibi mi hissediyorsunuz? Ve gece ol...
23/05/2026

Gündüzleri işte, okulda veya günlük koşturmacada zamanınızın kontrolü sizde değilmiş gibi mi hissediyorsunuz? Ve gece olduğunda, ne kadar yorgun olursanız olun uyumayı reddedip saatlerce sosyal medyada mı kaydırıyorsunuz?
Buna psikolojide “İntikamcı Uyku Ertelemesi” diyoruz. 🌙
Bu durum bir zaman yönetimi problemi ya da basit bir iradesizlik değildir. Bu, gün içinde kendi hayatınız üzerinde kuramadığınız otoriteyi ve bulamadığınız “kendinize ait zamanı”, gece uykunuzdan çalarak geri alma çabanızdır. Yani aslında günün yorgunluğundan intikam alıyorsunuz.
Ama bedeli ağır: Ertesi gün daha yorgun, daha stresli ve yine zamanı kontrol edemeyen biri olarak uyanıyorsunuz. Döngü başa sarıyor.
Bu döngüyü nasıl kırabilirsiniz?
1️⃣ Gün içinde sadece size ait, 15 dakikalık bile olsa “dokunulmaz” molalar yaratın.
2️⃣ Gündüzleri kendi adınıza küçük ama bağımsız kararlar alın (öğle yemeğini tek başına yemek, farklı bir yoldan yürümek gibi).
3️⃣ Uyku öncesi rutininizi bir “zorunluluk” değil, kendinize verdiğiniz bir “ödül” olarak yeniden çerçeveleyin.
Siz de geceleri uykudan çalıp “kendinize zaman ayıranlardan” mısınız?

📌Telefonunuz sessizdeyken veya masanın diğer ucundayken bile “Acaba bildirim geldi mi?” diye ekrana bakma ihtiyacı duyuy...
16/05/2026

📌Telefonunuz sessizdeyken veya masanın diğer ucundayken bile “Acaba bildirim geldi mi?” diye ekrana bakma ihtiyacı duyuyor musunuz? 📱
📌Mayıs ayı “Ruh Sağlığı Farkındalık Ayı”nın 2026 yılındaki en önemli küresel konularından biri: Dijital Çağın Nörolojik Yorgunluğu.
Sürekli bir bildirim, beğeni veya mesaj beklentisi içinde olmak, beynimizi sürekli “tetikte” (savaş ya da kaç) olmaya zorlar. Beyin, bu küçük “Ping” seslerine bağımlı hale geldiğinde derin bir odaklanma veya gerçek bir dinlenme evresine geçemez.
Bu kronik tetikte olma hali zamanla;
📉 Anlamsız bir iç huzursuzluğa (anksiyete)
📉 Gece uykusunda diş sıkmaya (bruksizm)
📉 Açıklanamayan sırt ve boyun ağrılarına
📉 Ve en sonunda duygusal tükenmişliğe (burnout) dönüşür.
Çözüm tüm teknolojiyi hayatımızdan çıkarmak değil. Çözüm, “Ping Minimalizmi” dediğimiz kavramı hayatımıza entegre etmektir: Bildirimlerin kontrolünü kendi elimize almak, belli saatlerde tamamen çevrimdışı kalabilme cesaretini göstermek.
Dünya hızla akarken durabilmek, en büyük zihinsel güçtür. Eğer bu döngünün içinde kaybolduğunuzu hissediyorsanız; sınırlarınızı yeniden çizmek ve kendi ‘ekransız’ alanlarınızı oluşturmak için bugünden küçük bir adım atın. Sınır çizmek, kendinize yapacağınız en büyük yatırımdır. 🌱

✨”Sadece iyi düşün, iyi olsun...”, “Bardağın dolu tarafına bak...”, “Üzülme, daha kötüsü de olabilirdi...”✨Bir acı, kayı...
03/05/2026

✨”Sadece iyi düşün, iyi olsun...”, “Bardağın dolu tarafına bak...”, “Üzülme, daha kötüsü de olabilirdi...”
✨Bir acı, kayıp veya yoğun stres yaşarken duyduğunuz bu cümleler sizi gerçekten rahatlatıyor mu? Yoksa içinizdeki yükü daha da mı ağırlaştırıyor? 🥀
✨Mayıs ayı Ruh Sağlığı Farkındalık Ayı’nda, modern çağın en sinsi tehlikelerinden biriyle yüzleşelim: Toksik Olumlama (Toxic Positivity).
✨Sosyal medyanın ve kişisel gelişim furyasının dayattığı bu “Sürekli mutlu olmalısın” baskısı, insani bir yanılgıdır. Psikiyatrik açıdan ruh sağlığı; her zaman gülümsemek demek değildir. Ruh sağlığı, duruma uygun duyguyu (üzüntü, yas, öfke, korku) yaşayabilme esnekliğidir.
✨Gerçek dışı bir iyimserlikle negatif duyguları bastırmaya çalışmak (“Toksik Olumlama”), zihninizde bir düdüklü tencere etkisi yaratır. Bastırılan hiçbir duygu yok olmaz. Zihin bu acıyı yok saymak için ekstra enerji harcar. Bu kronik bastırma hali bedende;
📉 Anksiyete (Kaygı) Bozukluklarına
📉 Panik Ataklara
📉 Nedeni açıklanamayan psikosomatik ağrılara ve tükenmişliğe dönüşür.
Bazen sadece “Şu an hiç iyi değilim ve canım çok yanıyor” demek, kendinize şefkat göstermenin en güçlü yoludur. Kendinize kırılma izni verin. Bir dostunuz acı çekerken ona sadece “Geçecek” demek yerine, “Seni anlıyorum, buradayım” diyerek yanında durun.
Eğer içinizdeki acıyı tek başınıza taşımakta zorlanıyorsanız ve bu negatif hisler günlük işlevselliğinizi bozacak kadar uzadıysa, profesyonel destek almaktan çekinmeyin. 🌱

📌Sosyal medyada dolaşırken herkesin sizden daha mutlu, daha başarılı ve daha çok geziyor olduğu hissine kapıldığınız olu...
30/04/2026

📌Sosyal medyada dolaşırken herkesin sizden daha mutlu, daha başarılı ve daha çok geziyor olduğu hissine kapıldığınız oluyor mu? Eğer telefonu elinizden bıraktığınızda “Bir şeyleri kaçırıyorum” kaygısı yaşıyorsanız, modern çağın en yaygın psikolojik sorunlarından biriyle, FOMO (Fear of Missing Out - Gelişmeleri Kaçırma Korkusu) ile yüzleşiyor olabilirsiniz. 📱🧠
📌Sürekli bildirim kontrol etme ve kıyaslama hali, beynimizin “Dopamin” (ödül) merkezini bozar ve bizi kronik bir stres altında tutar. Beyin hiçbir zaman gerçek anlamda dinlenemez.
Zamanla bu durum;
📉 Odaklanma sorunlarına,
📉 Uyku bozukluklarına,
📉 Derin bir yetersizlik hissine ve sonunda Dijital Tükenmişliğe yol açar.
📌Uyandığınız an ilk iş olarak telefona bakmak veya hayatı bir ekrandan izlerken anda kalamamak, zihninizin size oynadığı tehlikeli bir illüzyondur.
📌Gerçek hayat ekranda değil, tam şu an bulunduğunuz yerdedir. Dijital sınırlarınızı yeniden çizmeyi ve anda kalmayı öğrenmek, zihinsel sağlığınız için kendinize yapacağınız en büyük yatırımdır. 🌱

Yediğimiz deniz ürünlerinden, içtiğimiz suya ve hatta soluduğumuz havaya kadar her yerdeler... Peki 5 mm’den küçük bu “M...
22/04/2026

Yediğimiz deniz ürünlerinden, içtiğimiz suya ve hatta soluduğumuz havaya kadar her yerdeler... Peki 5 mm’den küçük bu “Mikroplastiklerin” cinsel sağlığımıza kadar sızdığını biliyor muydunuz? 🔬🧬
Güncel klinik araştırmalar, mikroplastiklerin kanser ve bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerini kanıtlarken, son dönemde odak noktası Cinsel Tıp ve Üreme Sağlığı üzerine kaymıştır. Elde edilen bulgular oldukça çarpıcıdır:
👨 Erkek Cinsel Sağlığında:
Mikroplastiklerin testosteron regülasyonunu ve kan akışını sağlayan endotel işlevini bozduğu bilinmektedir. Daha da ilginci; şiddetli Erektil Disfonksiyon (Sertleşme Sorunu) sebebiyle ameliyat olan hastaların p***s dokularında doğrudan mikroplastik tespit edilmiştir. Ayrıca, p***ste eğriliğe ve ağrıya yol açan fibrotik doku hasarına (Peyronie hastalığı) katkısı olduğu düşünülmektedir.
👩 Kadın Cinsel Sağlığında:
Araştırmalar, organik olmayan tek kullanımlık adet (regl) ürünlerindeki (ped, tampon) mikroplastiklerin servikovajinal bölgede emilebildiğini gösteriyor. Mikroplastiklerin yumurtalık işlevini bozarak endometriyal dokuda bulunması; disparoniye (ağrılı cinsel ilişki), PKOS (Polikistik Over) semptomlarına ve kronik pelvik ağrılara zemin hazırlamaktadır. Ayrıca uyarılma için kritik olan östrojen/testosteron dengesini de etkilemektedir.
🚨 Önemli Çıkarım:
Bu alandaki bilimsel çalışmalar hızla büyüyor. ISSM (Uluslararası Cinsel Tıp Derneği) ve DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) gibi kurumların uyarılarını takip etmek önemlidir.
Ancak en önemlisi; yaşadığınız sertleşme bozukluğu, cinsel ağrı veya pelvik işlev bozukluğu için internette okuduğunuz her çevresel faktörden korkup paniğe kapılmayın.Çoğu cinsel işlev bozukluğunun altında hem biyolojik hem de psikolojik yönetilebilir dinamikler yatar.
Sorunun kök nedenini bulmak ve doğru tedaviyi planlamak için cinsel sağlık uzmanınızla görüşmekten çekinmeyin. 🌱

Son günlerde okullarımızda peş peşe yaşanan şiddet olayları, sadece haber bültenlerinde izleyip geçebileceğimiz asayiş o...
17/04/2026

Son günlerde okullarımızda peş peşe yaşanan şiddet olayları, sadece haber bültenlerinde izleyip geçebileceğimiz asayiş olayları değildir. Bu, toplum olarak yüzleşmemiz gereken çok derin bir ruh sağlığı krizidir. 🥀
Okullar, bir çocuğun aileden sonraki en güvenli limanı, sosyal becerilerini ve empatisini geliştirdiği ilk alan olmalıdır. Ancak şiddetin okul koridorlarına girmesi, ebeveynlerde büyük bir kaygı, çocuklarda ise “güvensizlik ve travma” yaratmaktadır.
Peki bu noktaya nasıl geliniyor? Bir çocuk neden saldırganlaşır?
Hiçbir çocuk eline bir alet alıp şiddet uygulamak arzusuyla doğmaz. Şiddet öğrenilen, maruz kalınan ve çoğu zaman sessiz çığlıkların patlama noktasıdır.
❌ Çözülmemiş ev içi travmalar,
❌ Uzun süre maruz kalınan “Akran Zorbalığı” (Bullying) ve dışlanma,
❌ Dijital mecralardaki kontrolsüz şiddet içerikleri,
Çocukların zihninde empatiyi yok eder ve onlara “Eğer sen saldırmazsan, sen zarar görürsün” şeklindeki çarpık hayatta kalma refleksini öğretir.
Bu olaylar aniden olmaz. Çocuklar şiddet eyleminden aylar önce sinyal verirler. Öfke patlamaları, ağır içe kapanmalar, silahlara veya şiddet olaylarına aşırı ilgi...
Çözüm sadece okul kapılarına daha fazla dedektör veya güvenlik görevlisi koymak değildir.
Asıl çözüm;
✅ Okullardaki psikolojik danışmanlık hizmetlerinin (PDR) çok daha aktif çalışması,
✅ Riskli profil çizen çocukların erkenden çocuk/ergen psikiyatrisine yönlendirilmesi,
✅ Ailelere psikoeğitim verilmesidir.

Hayatını kaybedenlerin ve yaralananların acısını derinden paylaşıyoruz. Yaraları sarmak ve gelecekteki trajedileri önlemek için ruh sağlığına yatırım yapmak, ertelenemez bir devlet ve toplum meselesidir. 🌱

Nisan ayı tüm dünyada “Stres Farkındalık Ayı” olarak kabul ediliyor. Bu vesileyle kendimize şu kritik soruyu sormalıyız:...
09/04/2026

Nisan ayı tüm dünyada “Stres Farkındalık Ayı” olarak kabul ediliyor. Bu vesileyle kendimize şu kritik soruyu sormalıyız: Sadece yorucu bir hafta mı geçiriyorum, yoksa tükenmişlik (burnout) sınırında mıyım? 🔋🧠
Psikiyatrik açıdan stres, beynin hayatta kalmak için kullandığı kısa süreli bir “savaş ya da kaç” alarmıdır. Sorun şu ki; modern hayatta iş yetiştirme kaygısı, ekonomik baskılar veya ilişkisel krizler nedeniyle bu alarm zihnimizde hiç kapanmıyor. Kapanmayan bu alarm, nörobiyolojik bir zehirlenme yaratır. Sürekli yüksek kalan Kortizol hormonu (stres hormonu);
📉 Sağlıklı karar verme, hafıza ve irade merkezimiz olan Prefrontal Korteks’i fiziksel olarak küçültürken,
📈 Beynin tehlike ve korku merkezi olan Amigdala’yı büyütür.
Yani beyin, her an tetikte olan, dinlenmeyi unutan ve her şeye aşırı tepki veren bir yapıya dönüşür.
Nasıl Anlarsınız?
Eğer tatildeyken veya koltukta dinlenirken bile “Şu an boş duruyorum, bir şeyler yapmalıyım” diyerek suçluluk hissediyorsanız; dişlerinizi sıkıyor, geçmeyen kas ağrıları veya mide/bağırsak sorunları yaşıyorsanız... Bedeniniz kilitlenmiş bir sempatik sinir sistemiyle “imdat” diyor demektir.
Tükenmişlik bir zayıflık değil, uzun süre “çok güçlü” kalmaya çalışmanın nörolojik sonucudur.
Bu kısır döngüyü sadece uyuyarak veya bir haftasonu tatiliyle kıramazsınız. Ciddi bir psikiyatrik değerlendirme, psikoterapi eşliğinde sınır çizmeyi öğrenmek ve beynin parasempatik (dinlenme) sistemini yeniden aktive etmek şarttır. 🌱
Bu gönderiyi, “çok çalıştığını ve dinlenmeyi unuttuğunu” düşündüğünüz bir sevdiğinize gönderebilirsiniz. Randevu ve bilgi için iletişime geçebilirsiniz.

Nisan ayı geldi, havalar ısınıyor... Peki siz neden yataktan çıkmak istemiyor, kendinizi sürekli yorgun ve halsiz hissed...
05/04/2026

Nisan ayı geldi, havalar ısınıyor... Peki siz neden yataktan çıkmak istemiyor, kendinizi sürekli yorgun ve halsiz hissediyorsunuz? ☀️🧠

Psikiyatri polikliniklerine ilkbahar aylarında “Sürekli uyumak istiyorum, hiçbir şeye hevesim yok” şikayetiyle başvurular hızla artar. Bu noktada klinik olarak en önemli görevimiz “Ayırıcı Tanı” yapmaktır: Bu durum sirkadiyen ritim adaptasyonuna bağlı basit bir ‘Bahar Yorgunluğu’ mu, yoksa maskelenmiş bir ‘Klinik Depresyon’ mu?

Nörobiyolojik Olarak Ne Oluyor?
Bahar aylarında güneş ışığının açısı ve süresi değişir. Bu durum, beyindeki pineal bezin (epifiz) “Melatonin” (uyku hormonu) ve “Serotonin” (canlılık hormonu) salınım dengesini sarsar. Beden bu yeni mevsime nörokimyasal olarak adapte olmaya çalışırken ciddi bir enerji harcar ve biz bunu “yorgunluk” olarak hissederiz.
Ancak dikkat! 🚨 Birçok depresyon vakası “Nasılsa bahardandır, geçer” denilerek aylarca ihmal ediliyor.

Aradaki Kritik Farklar Nelerdir?
1️⃣ Süre: Bahar yorgunluğu en fazla 2-3 hafta sürer ve beden adapte olduğunda geçer. Depresyon ise kalıcıdır ve haftalarca devam eder.
2️⃣ Anhedoni (Haz Kaybı): Bahar yorgunluğunda fiziksel enerjiniz yoktur ama zihniniz sevdiğiniz bir şeyi yapmak isteyebilir. Depresyonda ise zihinsel bir çöküş vardır; eskiden keyif aldığınız hiçbir şey size anlam ifade etmez.
3️⃣ Bilişsel Çarpıtmalar: Sadece yorgun musunuz? Yoksa yorgunluğunuza derin bir suçluluk, değersizlik hissi ve karamsarlık da eşlik ediyor mu? Depresyon sadece bedeni değil, düşünceleri de yorar.

Bu belirtileri uzun süredir yaşıyorsanız, çözümü sadece vitamin takviyelerinde aramayın. Duygudurumunuzun ve biyolojik saatinizin doğru bir psikiyatrik/terapötik değerlendirmeye ihtiyacı olabilir. 🌱

30 Mart Dünya Bipolar Günü (Vincent van Gogh’un doğum günü) vesilesiyle, psikiyatride en çok kavram karmaşası yaşanan bu...
30/03/2026

30 Mart Dünya Bipolar Günü (Vincent van Gogh’un doğum günü) vesilesiyle, psikiyatride en çok kavram karmaşası yaşanan bu klinik tabloyu bilimsel perspektiften netleştirmek gerekiyor. 🔬🧠

🌊Toplumda gün içindeki basit duygu dalgalanmaları veya reaktif öfke patlamaları sıklıkla “Bipolar Bozukluk” olarak etiketlenir. Oysa Bipolar Bozukluk (İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu); anlık çevresel stresörlere verilen psikolojik bir yanıttan ziyade, HPA ekseni disfonksiyonu, sirkadiyen ritim bozulmaları ve glutamaterjik/dopaminerjik yolaklardaki disregülasyonla karakterize nörobiyolojik ve sistemik bir hastalıktır.

🌊Klinik pratikte yapılan en büyük ayırıcı tanı hatası, Borderline Kişilik Bozukluğunda görülen “emosyonel labiliteyi” (gün içinde hızla değişen, tetiklenmeye bağlı duygusal oynaklık) Bipolar sanmaktır. Bipolar ataklar (Mani veya Depresyon) saatler içinde değişmez; otonom bir faz kayması olarak başlar ve müdahale edilmezse haftalar veya aylar sürer.

🌊Neden Tedavi Şarttır? (Kindling Etkisi)
Bipolar bozuklukta her geçirilmiş atak, beynin nöroplastisitesini (özellikle BDNF seviyelerini düşürerek) zayıflatır ve bir sonraki atağın daha kolay tetiklenmesine yol açan “Kindling (Tutuşma)” etkisine neden olur. Buna psikiyatride nöroprogresyon (sinirsel yıkımın ilerlemesi) diyoruz.
Bu yüzden tedavide amaç sadece “o anki atağı” bastırmak değil; Nöroproteksiyon (beyni korumak) sağlamaktır. Duygudurum dengeleyici farmakoterapi (Lityum, Valproat vb.) ve sirkadiyen ritmi düzenleyen Sosyal Ritim Terapisi (IPSRT) ile nörolojik hasar durdurulur ve klinik stabilizasyon sağlanır.
Bipolar bozukluk bir kusur değil, doğru medikal yönetimle son derece yaratıcı ve işlevsel bir yaşama dönüştürülebilen nörobiyolojik bir farklılıktır.☘️
sirkadiyenritim

“İstiyorum, eşimi seviyorum ama o an geldiğinde bedenim kitleniyor, elimde değil...” 🥀Klinikte vajinismus problemiyle ba...
29/03/2026

“İstiyorum, eşimi seviyorum ama o an geldiğinde bedenim kitleniyor, elimde değil...” 🥀

Klinikte vajinismus problemiyle başvuran kadınlardan en sık duyduğumuz cümle budur. Birçok kadın bu durumu eşini reddetmek, yetersizlik veya anatomik bir darlık olarak yorumlayıp derin bir utanç ve suçluluk duyar. Eşler ise zaman zaman “İstese yapar, demek ki beni arzulamıyor” yanılgısına düşebilir.

Bilimsel gerçek şudur: Vajinismus anatomik bir darlık veya bilinçli bir reddediş değildir. Zihnin, cinsel birleşmeyi (penetrasyonu) “acı verecek bir tehdit” olarak kodlaması sonucu, bedenin otonom sinir sisteminin devreye girerek pelvik taban kaslarını istemsizce kasmasıdır.

Gözünüze doğru aniden gelen bir cisme karşı göz kapaklarınızı nasıl istemsizce kapatıyorsanız, zihin tehdit algıladığında da vajinal kaslar kendini aynı istemsiz refleksle kapatır.

Bilinçaltındaki yanlış inanışlar, cinselliğe dair toplumsal tabular, ilk gece korkusu ve acı beklentisi bu refleksin en büyük tetikleyicileridir.
Peki çözüm nedir?
❌ “Zamanla düzelir” diyerek ertelemek (Sadece kaygıyı büyütür).
❌ Alkol, uyuşturucu kremler veya kas gevşeticiler kullanmak.
❌ Zorlamak (Travmayı derinleştirir).

✅ Cinsel Terapi. Vajinismus, doğru bilişsel ve davranışsal terapi teknikleriyle tedavi başarı oranı neredeyse %100 olan bir durumdur. Zihnin tehdit algısını kaldırıp, bedene yeniden güvenmeyi öğretmek mümkündür 🌱

Address

Mustafa Kemal Mahallesi, 2140. Cadde, 1/9, Merkez Çankaya
Ankara
06510

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Dr.Özgün Karaer Psikiyatri Uzmanı posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Dr.Özgün Karaer Psikiyatri Uzmanı:

Shortcuts

Share