04/06/2026
Bazı ailelerde “hepinizi eşit sevdik” cümlesi çok duyulur.
Ama çocuk sevgiyi yalnızca söylenen sözlerden anlamaz.
Kimin daha çok korunduğundan, kimin daha hızlı affedildiğinden, kimin duygularına daha çok alan açıldığından ve kimin daha az yük taşımasına izin verildiğinden de anlar.
Evlat kayırma her zaman açıkça “onu daha çok seviyoruz” şeklinde görünmez.
Bazen bir çocuğun hep idare eden, anlayışlı, güçlü, sorun çıkarmayan taraf olması beklenir.
Diğer çocuğun kırılganlığı görülürken, onun kırgınlığı “kıskançlık” ya da “abartı” gibi yorumlanır.
Ve bu sadece zihinde kalan bir anı değildir.
Çocuk için sevgi, sinir sistemi açısından bir güvenlik sinyalidir.
Kendini daha az seçilmiş, daha az korunmuş ya da daha az merak edilmiş hissetmek; bedende “benim ihtiyaçlarım fazla”, “görülmek için uyum sağlamalıyım”, “yakınlıkta bile güvende olmayabilirim” gibi izler bırakabilir.
Yetişkinlikte bu yara bazen ilişkilerde yeniden görünür:
Sevilirken bile ikinci planda hissetmek, ilgi istemekten utanmak, küçük bir mesafeyi terk edilme gibi yaşamak ya da kendi kırgınlığını bile suçlulukla bastırmak…
Ama onarım, aileni ikna etmekle başlamak zorunda değildir.
Bazen onarım önce şunu kabul edebilmekle başlar:
“Ben o sevgiyi hak etmiştim.
Ama bana hak ettiğim şekilde verilmedi.”
Bu kabul, olanı onaylamak değildir.
Bu kabul, artık kendini suçlamayı bırakmanın başlangıcıdır.
Ve sınır koymak burada sevgisizlik değildir.
Bazen sınır, aynı aile düzeninin içinde yeniden küçük, görünmez ve haksız hissetmemek için kendine açtığın alandır.
Geçmişte alamadığın sevgiyi tamamen geri getiremeyebilirsin.
Ama bugün kendini aynı adaletsizliğin içinde yalnız bırakmamayı öğrenebilirsin.
Eğer bu yazı sana tanıdık geldiyse, belki de ilk kez içindeki o çocuğa şunu söylemenin zamanı gelmiştir:
“Sen kıskanç değildin.
Sen fazla hassas değildin.
Sen sevgi istemekte haksız değildin.
Sen de korunmayı, seçilmeyi ve görülmeyi hak etmiştin.”