11/09/2026
Telefonu elimize almak için artık çok büyük bir sebebe ihtiyacımız yok.
Canımız sıkılıyor, bakıyoruz.
Bir mesaj gelmiş mi diye bakıyoruz.
İki dakika oyalanayım diyoruz, yarım saat geçmiş oluyor.
Bazen neye baktığımızı bile bilmiyoruz ama elimiz yine oraya gidiyor.
Bence meselenin en ilginç tarafı şu: Telefon çoğu zaman sadece telefon değil.
Biraz oyalanma, biraz kaçma, biraz “kafamı başka yere vereyim” alanı.
Üstelik karşı taraf da pek masum değil. Sonsuz akışlar, bildirimler, sürekli yenilenen içerikler zaten dikkatimizi mümkün olduğunca uzun süre içeride tutmak için tasarlanıyor.
O yüzden çözüm kendimize “iradesizim” diye kızmak değil.
Belki önce küçük küçük mesafe koymak.
Sabah uyanınca hemen telefona uzanmamak.
Her boşlukta ekran açmamak.
Bir kahveyi içerken hiçbir şey yapmadan oturabilmek.
Ve en önemlisi, telefon elimize gittiğinde arada bir şunu fark etmek:
“Ben şu an gerçekten ne arıyorum?”
Can sıkıntısı mı?
Kaçış mı?
Biraz rahatlama mı?
Yoksa tamamen otomatikleşmiş bir alışkanlık mı?
Telefonu hayatımızdan çıkarmak gerekmiyor.
Ama hayatın tamamını da onun içinden yaşamamak iyi olabilir. :)