29/05/2025
“Çölü güzel yapan, bir yerinde bir kuyu saklıyor olmasıdır.”
— Küçük Prens
İnsan ruhu bazen çöl gibidir:
Kurudur, sessizdir, yüzeyde yaşam belirtisi yok gibidir.
Ama Freud’un yıllar önce söylediği gibi, insan yalnızca görünen benliğiyle var olmaz.
Bilinçdışı; bastırılmış arzular, unutulmuş anılar, derin çatışmalarla doludur.
Ve çoğu zaman, kişinin en kuru sandığı içsel topraklar, en derin kuyuları taşır.
Kuyular, tıpkı bilinçdışı gibi görünmezdir.
Ama oradadır.
Ve bazen bir düş, bir dil sürçmesi, bir tekrar eden ilişki kalıbı…
O kuyunun yerini belli eder.
Terapide kişi gelir ve der ki:
“İçimde hiçbir şey kalmadı.”
Ama biz biliriz ki bu sadece ego’nun savunmasıdır.
Çünkü ruh kendi içinde o kadar çok şey saklar ki…
Görünmeyen kuyular, kişinin geçmişinden bugüne akan içsel su yollarıdır.
Terapist ise bu çölü birlikte yürüyen, kuyunun izini süren tanıktır.
Ve belki de bir gün, danışan o kuyunun başında durur.
Bir damla yaş düşer gözünden.
Ve o anda anlarız: içsel çöl artık sadece bir boşluk değil, bir geçittir.
Kuyunun sesi, yaşamın yeniden çağrısıdır.