Bir Atımlık Akıl

Bir Atımlık Akıl Bir Atımlık Akıl - iletişim ve tanışma sayfasıdır. Psikiyatr Fahri Karson
Psikiyatr Ahmet Kocabıyık Akıl, zihinsel süreçlerin ve enstrümanların bir parçası.

Ön Söz
İnsan davranışını anlama ve nedeni olduğu düşünülen sorunlara çözüm üretme çabası, duyguların hüküm sürdüğü beyin coğrafyasına ‘aklın’ düşmesi ile başladı. Tek başına var olabilme şansı yok. Aklın varlığı hafızanın varlığına bağlı ve aklın gücü zekânın ve hafızanın gücü ile sınırlı. Akıl, olup bitenler ya da nesneler arasındaki neden sonuç ilişkilerini kurgulayabilme yeteneği

olarak biliniyor. Çoğunluk, azınlığın ‘aklı’ ile soluk alıyor ve çoğun-luğumuzun aklı ‘çevrimdışı’ bir karaktere sahip. Aklın çevrim dışılığı duygu selinde sürükleniyor ve savruluyor oluşu ile ilgilidir. Çoğunluğun realite ile uyumsuz ‘kabarmış’ ve ‘çökmüş’ duygu halleri, yine aynı çoğunluğu duyu organları aracılığı ile sızdırılan ve kodlanan ‘akıl’ karşısında korunaksız bırakıyor. Duygular realite ile uyumlu bir noktaya çekildiğinde yani stabilize edildiğin de ‘akıl’ soluk almaya, kulaç atmaya ve yön tayin etmeye başlıyor. Aklın davranış üzerindeki hâkimiyeti görünür oluyor. Aklı, duyguların perdelemesinden ve sisinden çıkarabilecek diğer bir deyişle stabilize edecek en güvenilir ve etkili yaklaşım, şu an için tıbbi bir branş olan psikiyatridir.
İnsanlar ruhsal hastalıklarla boğuşmaya başladıklarında, var olan kapasiteleri ile tezat oluşturacak şekilde başarı, uyum, hayat ve duygu kalitesinde sorunlarla yüzleşmek zorunda kaldıklarında dikkatler, zihinsel süreçler kadar aklı ‘çevrimdışı’ kalmaya zorlayan duyguların yoğunlu-
ğuna (yükselip, alçalma) çevrilmelidir. Bugüne değin yaptığımız gözlemler ve edindiğimiz bilgiler, çalışma arkadaşım psikiyatr Ahmet Kocabıyık ve beni sorunların (iş, eğitim, meslek, ilişkiler…) kaynağının, beyinde ruhsal yaşantılar için özelleşmiş ‘yarı iletken’ sinirsel alan ve ağların kaynaklık ettiği realite ile uyumsuz derinlikteki (yukarı ve aşağı yönde kabarma ve çökme) duygular olduğu sonucuna götürdü. Varsayımımız o ki yeryüzündeki insanların çoğunluğu, yaşadıkları hayatın zorluklarından ve travmalarından bağımsız bir şekilde, genetik kaynaklı, gelgit karakterde yükselip (sevinç, mutluluk, heyecan, gerginlik, öfke…) alçalan (mutsuzluk, kaygı, hüzün, keder, öfke, gerginlik, boşluk ve anlamsızlık hissi) duyguların hükümranlığı al-tında bir hayat sürdürüyor. Yaşantılarındaki ‘iyi’ ya da ‘kötü’ diye adlandırdıkları olup biten şeyler de inip çıkan duygularına yalnızca ivme kazandırabiliyor. Diğer bir deyişle değişken ve gelgit karakterdeki yükselip alçalan duyguları arttırıcı ya da azaltıcı bir etken olarak işlev görüyor. Hepsi ama hepsi bu kadar. Psikiyatr Ahmet Kocabıyık ile deneyim, gözlem ve bilgilerimiz insanları mizaç açısından iki farklı kategoriye ve alt kişilik tiplerine ayırabileceğimizi gösterdi. Metcezir mizaç ve alt kişilik tipleri ile Yaprak dökmeyen mizaç ve alt kişilik tipleri. İnsanlığın çoğunluğunu medcezir mizaç oluşturuyor. Metcezir mizaç, gelgit karakterde, değişken, inişli çıkışlı duygu hallerine paralel iki farklı algı, iki farklı düşünce şablonu ve iki farklı davranış paterni üreten, dış etkilere açık (Güneş, mevsimler…) yarı iletken beyin sinisel ağ ve programlarından oluşmuş açık devre sistemleri gibidirler. Yaprak dökmeyen mizaçlar ise dünya yüzeyindeki insanların azınlığını oluşturup duygusal açıdan görece daha stabil, olabildiğince tek algı ve tek düşünce şablonu ile hareket eden, davranış açısından görece daha
istikrarlı dış etkilere görece daha (Güneş, mevsimler…) kapalı yarı iletken, kapalı devre sistemlerini andırırlar. Bu kitap, bugüne değin insanı anlama konusunda, üretilmiş ve geliştirilmiş paradigmalara (bakış açısı) katkıda bulunacaktır. Her paradigma nasıl kendi dilini ve kavramlarını üretiyorsa geliştirilmesine katkıda bulunduğumuz paradigmada, doğal olarak yeni kavramlar üretti. Kitabı yazma konusunda temel motivasyon kaynağı-mız; hayatı etkileyecek davranış sorunlarının çözümü ve ruhsal acıların dindirilmesi konusundaki kafa karışıklığının azaltılmasına katkıda bulunmaktır. Kitabı yazarken herkesin anlayabileceği bir dil kul-lanmaya çalıştık. Ve sanırım bunda da belli ölçülerde başarılı olduk. Kitabı yazma noktasında sorumluluk bana, yazıların gözden geçirilme ve ifadelerin revize edilme sorumluluğu çalışma arkadaşım psikiyatr Ahmet Kocabıyık’a düştü. Umarız ki kapasitelerinin altında uyum ve başarı so-runları ile zorluklar yaşayanlar kadar ‘bir şeyleri fark etti-rerek’ sorunlara çözüm üretme çabasında olan, iyi niyetle emek sarf eden, ruh sağlığı alanında çalışanlara bir nebze olsun katkımız olur.

28/08/2026

Yalnızlık hissi patolojik bir.duygudur,

Ahlak barajı yıkıldığında...
27/08/2026

Ahlak barajı yıkıldığında...

27/08/2026

Ahlak barajı yıkıldığında...

24/08/2026

Üşengeçlik/Tembellik/Ertelemeler

Dikkat!
24/08/2026

Dikkat!

23/08/2026

Tembellik kişilik özelliği değildir.

21/08/2026
Zenginlik ve Fakirliğin Biyolojik Nedenleri? (Sayfayı paylaşki acıyı ve çaresizliği azaltacak dil değişsin)Ben beni bild...
04/02/2022

Zenginlik ve Fakirliğin Biyolojik Nedenleri?

(Sayfayı paylaşki acıyı ve çaresizliği azaltacak dil değişsin)

Ben beni bildiğimden ve sanırım duygu coğrafyasına aklın düştüğü ilk insandan beri, hep aynı teranene,bu satırları yazdığım an ve bu anın sonrasında da sürüp gidecek. Sözünü ettiğimiz bu boş lakırdı ne peki? İnsanın zengin ve başarılı olması için çok çalışması, şanslı olması, kendini sürekli geliştirmesi, yaradanın ‘yürü ya kulum’ demesi, aklını kullanması, atılgan ve girişken olması…gerektiğine dair bir sürü saçma sapan sözler işitiriz. İşitmekle kalmaz her şeyi bilen abi ve ablalar gibi bizde bu ahkam kesenler korosuna ‘ezberimiz’ yettiğince katılırız. Bu türden laflar etmemize neden olan en temel yanılgı insanların akıl, zeka, motivasyon, fiziksel enerji, duygu ve davranış sürekliliği, yetenekler, hafıza, dikkat.. gibi zihinsel, duygusal ve fiziksel donanımlar açısından dünyaya eşit geldiğimize ilişkin yanlış inanç ve bilgilerdir. Oysa gerçek olan zekanın, aklın, hafıza kapasitesinin, yeteneklerin, duygusal, zihinsel ve fiziksel enerjideki süreklilik durumunun ( verimlilik, performans ve istikrar için olmazsa olmaz olan) insanlarda genetik nedenlerle farklı olduğudur. Ve sanıldığı gibi bu özellikler sonradan kazanılamaz. Var olanlar uygun ortam ve koşullarda doğuştan belirlenmiş limitlerine kadar kullanılabilir yalnızca. Tekrar ediyorum yalnızca kullanılabilir. Geliştirilemezler. ‘Bu konuda kendimi geliştirdim’ ne kadar da altı boş ve ezber bir cümle. Yazdıklarım umutsuzluk ve karamsarlık hissettirebilir mi? Evet. Ama boşa ve akıntıya kürek çekmektense sınırlarımızı bilmek yersiz enerji ve zaman israfını önleyecektir. Terapi kuramları ve dinler insanların doğduklarında beyinlerinin, boş beyaz bir sayfayı andırdığını farz ediyorlar. Ne istersek onu olabileceğimiz boş bir sayfa. Yeter ki iste ya da yeterki inan. Tüm sorun istemekte ve inanmaktaymış gibi. Doğuştan getirdiğimiz zihinsel, duygusal ve fiziksel farklılıklarımız yok ya da hiç bir önemi yokmuş gibi. İnsan dünyaya zengin ve başarılı olarak gelir. Çünkü onları gerçekleştirebilecek yazılım ve donanıma sahiptir. Genetik farklıları kabul etmekle yola çıkmak insanları acıları ve çaresizlikleri baş başa bırakmamanın en doğru ve kestirme yoludur. Genlerimizin belirlediği yazılım ve donanım farklılığımız aynı zamanda kaderimiz oluyor. Hayvanları ve bitkileri varlıklarının sınırları ile kabul ederken aynı duyarlılığı ve esnekliği insanlara göstermiyor olmak ne ahmakça bir çelişki. İnsana insanca bir hayat sunabilmek için, insana dair
bildiğimiz ve ezberletilmiş ne varsa terketmeye başlamak ilk adım olabilir. İnsanların çoğunluğu metcezir mizaçla dünyaya gelirler. Metcezir mizaç, duygusal( kaygı, öfke, istek, isteksizlik, arzu, heyecan, boşluk ve anlamsızlık hissi, huzursuzluk…) ve zihinsel süreçler (düşünce, zeka, hafıza, dikkat, yetenekler, algı…) ile fiziksel enerji durumunun sürekli ve ritmik ya da düzensiz bir şekilde belirli ya da belirsiz aralıklarla, iniş ve çıkışlarla sürekli yer değiştirmesidir. Olaylara ve nesnelere karşı hislerimiz ve tepkilerimiz olaylar ve nesneler aynı kalmasına karşı bir pozitif bir negatif olur. Duyguların şiddeti ve süresi ya ilk andan başlayarak ya da kurulmuş bir saat gibi sonradan başlayarak iyi ya da kötü yönde arttıkça, başarısızlık ve fakirlik bir kol mesafesindedir. Zihinsel süreçlerden dikkat ve hafıza bazen bu gelgitlere eşlik etmese de algılarımız ve düşünce şemalarımız kesinlikle iyi ve kötü yöndeki duygusal gelgitlere eşlik eder. Bu durum motivasyon ve verimlilik üzerine olumsuz etki eder. Zeka ve yeteneklerin kullanımı dikkat ve hafızadaki bozulmanın eklenmesi ile iyice kötüleşir. İşte tamda bu nedenle ya hayatımıza bir şey katamayabilir ya da var olanları yitirebiliriz. Fakir doğup fakir ölür ya da zengin doğup fakir ölebiliriz. Fakir doğup zengin olabilmek doğuştan getireceğimiz ve yazgımız olan beyin donanım ve programlarına bağlıdır. Zengin doğup zengin ölmekte öyle. Zengin doğmuş fakat gen kaynaklı zihinsel ve duygusal süreçlerimiz, işlevselliği ve performansı yetersiz kılacak ya da olumsuz etkileyecek özelliklerde ise fakir öleceğiz demektir.

Kitabı okumak için ‘daha fazla bilgi al’ı sonra sa içindekiler başlığını tıklayıp sayfayı aşağı kaydırın. Kırmızı rakamları tıkladığınızda kitapta okumaya açılmış metinleri okuyabileceksiniz.
İyi okumalar diliyoruz.

Düşüncenin duygular üzerine bir etkisi yoktur. O nedenledir ki, ne düşünürsen öyle hissedersin bir yalandan ibaret. Duyg...
02/02/2022

Düşüncenin duygular üzerine bir etkisi yoktur. O nedenledir ki, ne düşünürsen öyle hissedersin bir yalandan ibaret. Duygular efendi ‘akıl’ köledir. Duygular medikal tedaviler ile kontrol altına alınabilirler. Psikoterapi ile değil. Düşünce, akıl ve irade duyguları dizginleyemez. Kontrol edemez yönlendiremez. İrade, akıl ve düşüncenin duygu üzerindeki hakimiyeti duygular düşük tonajlı ve şiddette yaşandığında olasıdır. O da bir başarı değildir ki, denetlenebilir ve yönlendirilebilir duygulara kaynaklık eden bir beyin doğasına sahibiz demektir. Kontrol edilebilir ve denetlenebilir duygulara kaynaklık eden beyin sinirsel ağları genetik yatkınlık nedeni ile bu özelliğini yitirebilir. Ve duygular irade akıl ve düşüncenin etkinlik alanından yani denetlenebilir olmaktan çıkar. Dün köle olan duygular efendiye dönüşür. Çoğunluğumuz dünyaya beyin doğalarımızın işleyiş şeklinden kaynaklanan nedenlerle duyguların efendi olduğu bir mizaçla geliyoruz. Metcezir mizaç. Hangi akıldan, kimin iradesinden neyi nasıl düşünmekten söz ediyorsunuz. Düşünmenin gücü diye bir şey yoktur ki, düşündüğümüz şey o şey her neyse duygularımızın arkasından sürüklenir. Motivasyon kaynağı duygulardır. Ve duyguların kaynağı hayat ya da düşünceler değildir. Çoğunlukla düşünce ve duygular aynı anda yeşerip aynı anda solarlar. Entegre bir sistem gibi yani. Biri diğerine kayaklık etmez. Ama illada harekete geçiren şeyi arıyorsak o hiç şüphesiz beyin sinirsel ağlarının kaynaklık ettiği duygularımızdır.

Kitabı okumak için ’daha fazla bilgi al’ ı tıklayınız. http://biratimlikakil.com sayfası açıldığında, içindekiler başlığını tıklayınız. Ekranı aşağı kaydırdığınızda kırmızı ile yazılmış rakamları tıkladığınızda (sayfa 47 terapilerle ilgili) kitaptaki metinleri okuyabileceksiniz.

Address

Temmuz Psikiyatri/Bağdat Caddesi
Istanbul

Opening Hours

Monday 09:00 - 21:00
Tuesday 09:00 - 21:00
Wednesday 09:00 - 21:00
Thursday 09:00 - 21:00
Friday 09:00 - 21:00
Saturday 09:00 - 21:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Bir Atımlık Akıl posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Bir Atımlık Akıl:

Shortcuts

Featured

Share