26/02/2026
Yarattığımız gerçekliğin içerisine hapsolabiliyoruz. İnşa ettiklerimize tapıyor. Doğrularımızı, ilişkilerimizi, mesleklerimizi, biçilen rolleri, kendimizden beklediklerimizi ve bizden beklenenleri vaz geçilmez addediyoruz. Bir sürü olasılık içerisinden sadece bir tanesini seçmek ve diğerlerinin de geçerli olabileceğini inkar etmek seçimi yapanı da tercihine adeta hapsediyor. Kendi dışında olan her şey, öteki oluveriyor. İnsan ötekine düşmanlaştıkça, sınırları da katılaşıyor. Putlaşıyor. Öğrenmeye, yeni deneyimler edinmeye kendini kapatabiliyor. Gelişim kısırlaşıyor.
Putlarımıza, bize zarar verdiklerini bilsekte neden sıkıca sarılırız?
Korkarız! Belirsizlikten, alışılmışın dışına açılmaktan, kaybolmaktan… Bilindik olan güven verir. Değişmeye duyulan korku arttıkça da putlarımıza sarılırız.
Kimi içinse, gidebileceği kadarının bu olmadığını görmek, bu zamana kadar kaçırdıkları için pişmanlık ve hayal kırıklığı anlamına gelebilir. Olmak istediği halini (ideal ben) her gördüğünde buna dayanamaz. Kendi katı sınırları içerisine o denli sıkışmıştır ki aykırı hiç bir şeye tahammülü edemez. Aslında, bir zamanlar olmak istediği ama deneyimlemeye cesaret edemediği versiyonu ile aynada karşı karşıyadır. Ve gördüğü ‘şeye’ katlanamaz. İçsel olarak, doğurduğu acı içini yakar. Bununla bildiği şekilde mücadele eder. Ötekileştirerek. Tıpki içindeki çeşitliliğe yaptığı gibi.
Bu ne şekillerde yapılabilir?
Kendi cinsel kimliğinden, inancından, ten renginden, normlarından, değer yargılarından, ahlak anlayışından, sosyoekonomik düzeyinden, fiziksel görünüşünden, kıyafet tarzından vs. olmayanı yadsır. Hayat bu bağlamda yukarıdakiler ve aşağıdakiler, üstünler ve düşkünler ikiliğine hapsolur.
İnsanoğlu, kendi putuna tapmayanın putunu yıkar. Çünkü, var oluşu, bütünlüğü buna bağlı hale gelir. Kendi değeri, ötekinin değersizliğine bağlı olur.
..
Metnin devamına batuhanbilen.com/makaleler bökümünden erişebilirsiniz.
Keyifli okumalar.