𝓓𝓻. 𝓑𝓸𝓻𝓪 𝓚𝓾𝓬𝓾𝓴𝔂𝓪𝔃𝓲𝓬𝓲

  • Home
  • Turkey
  • Istanbul
  • 𝓓𝓻. 𝓑𝓸𝓻𝓪 𝓚𝓾𝓬𝓾𝓴𝔂𝓪𝔃𝓲𝓬𝓲

𝓓𝓻. 𝓑𝓸𝓻𝓪 𝓚𝓾𝓬𝓾𝓴𝔂𝓪𝔃𝓲𝓬𝓲 👨‍⚕️ Tıp Doktoru
⚕ Neuro-Psikoloji PhD - Sınav Kaygısı - Aile Terapisi - Dikkat Testi - Neuofeedback
(204)

07/09/2026

İLİŞKİDE SORUN YAŞAMAK ALDATMANIN NEDENİ DEĞİLDİR; SADAKAT, ZOR ZAMANDA KİŞİNİN KARAKTERİNİ VE DEĞERLERİNİ GÖSTERİR

Sadık çiftler de tartışır. Onlar da birbirlerine kırılır, zaman zaman uzaklaşır, cinsel yaşamlarında sorun yaşayabilir, anlaşılmadıklarını hissedebilir ve hatta ilişkilerinin geleceğini sorgulayabilirler. Çünkü sağlıklı ilişki, hiç sorun yaşanmayan ilişki değildir.

Fakat burada çok önemli bir ayrım vardır: İlişkide sorun yaşamak başka, bu soruna karşılık aldatmayı seçmek başkadır.

Her mutsuz insan aldatmaz. Her ihmal edildiğini düşünen eş başka birine yönelmez. Her büyük tartışmanın sonunda üçüncü bir kişi ortaya çıkmaz. Çünkü sadakat yalnızca ilişkinin iyi günlerinde verilen bir söz değildir; insanın seçenekleri varken kendi değerlerine bağlı kalabilme kapasitesidir.

Bu nedenle aldatmayı yalnızca “evliliğimiz kötü gidiyordu”, “eşim beni anlamıyordu”, “aramızda yakınlık kalmamıştı” gibi gerekçelerle açıklamak eksik kalır. İlişkideki problemler iki kişinin ortak sorumluluğu olabilir; aldatma davranışının sorumluluğu ise aldatan kişiye aittir.

Kişinin sınırları, dürtülerini yönetme biçimi, empati kapasitesi, dürüstlük anlayışı, değer sistemi ve ilişkiye yüklediği anlam burada önem kazanır. Aldatma çoğu zaman tek bir anın değil, sınırların aşamalı biçimde geçildiği bir seçimler zincirinin sonucudur.

Bu yüzden ihanete uğrayan kişinin ilk sorusu “Ben nerede eksik kaldım?” olmamalıdır. Önce yaşanan davranışın sorumluluğunu doğru yere koymak gerekir.

İlişkinizde güven kaybı, sadakat problemi veya aldatma sonrası nasıl ilerleyeceğinizi bilemediğiniz bir süreç yaşıyorsanız, bu süreci birlikte değerlendirebilir; ilişkinin onarılabilir olup olmadığını daha sağlıklı biçimde analiz edebiliriz.

Dr. Bora Küçükyazıcı
Evlilik ve İlişki Terapisti

04/09/2026

BİRLİKTE OLDUĞUN KİŞİNİN POTANSİYELİNE DEĞİL, SANA ŞİMDİ NASIL DAVRANDIĞINA BAK; FEDAKÂRLIK GERÇEĞİ DEĞİŞTİRMEZ

İlişkilerde yıllardır gördüğüm en yorucu hatalardan biri şudur: İnsanlar bazen birlikte oldukları kişiyi olduğu haliyle değil, bir gün dönüşebileceği kişi üzerinden severler.

“Biraz daha sabredersem değişir.”
“Beni aslında seviyor ama göstermeyi bilmiyor.”
“Zamanla sorumluluk alacak.”
“Ben destek olursam toparlanacak.”

Bunların hepsi mümkün olabilir. Fakat sağlıklı bir ilişki ihtimallerle değil, bugünkü davranışlarla değerlendirilir.

Ben danışanlarıma şunu özellikle söylüyorum: Bir insanın ulaşabileceği potansiyele değil, bugün size nasıl davrandığına bakın. Size saygı gösteriyor mu? Sözünün arkasında duruyor mu? Zor zamanınızda yanınızda mı? Sorumluluk alıyor mu? Hata yaptığında bunu kabul edip davranışını değiştirebiliyor mu?

Çünkü sevgi yalnızca güzel sözlerden oluşmaz. Sevginin davranışsal bir karşılığı olmalıdır.

İyi kalpli olmak çok değerlidir; fakat iyi kalpli olmakla gerçeği görmezden gelmek aynı şey değildir. Sürekli anlayan, affeden, bekleyen, açıklama bulan ve ilişkiyi tek başına taşımaya çalışan taraf sizseniz, burada fedakârlıktan çok bir ilişki dengesizliğini konuşmamız gerekir.

Unutmayın: Fedakârlık sağlıklı bir ilişkinin parçasıdır; fakat ilişkinin tamamı fedakârlık üzerine kurulamaz. Bir ilişkiyi tek kişinin sevgisi, sabrı ve emeği kurtaramaz.

Kendinize şu soruyu sorun: “Ben onun kim olabileceğine mi âşığım, yoksa bugün benimle kurduğu ilişki gerçekten bana iyi geliyor mu?”

Bu soruya cevap vermekte zorlanıyorsanız, ilişkinizde sürekli kendinizden veriyor fakat karşılığında değersizlik, belirsizlik ve yalnızlık hissediyorsanız; birlikte ilişkinizin gerçek dinamiklerini değerlendirebiliriz. Bazen değişmesi gereken karşımızdaki kişi değil, bizim neyi kabul ettiğimize dair sınırlarımızdır.

Dr. Bora Küçükyazıcı
Evlilik ve İlişki Terapisti

03/09/2026

YAŞAMINIZI DEĞİŞTİRMEK İSTİYORSANIZ ÖNCE ZİHNİNİZİ YÖNETMEYİ ÖĞRENİN; ÇÜNKÜ HER DENEYİM ÖNCE ZİHİNDE BAŞLAR

Yıllardır insan davranışlarını gözlemlerken tekrar tekrar karşılaştığım önemli bir gerçek var: İnsan çoğu zaman yaşadığı olaydan değil, o olaya zihninde verdiği anlamdan etkileniyor.

Aynı olay iki insanın hayatında tamamen farklı sonuçlar yaratabiliyor. Çünkü beynimiz yalnızca dış dünyayı kaydetmiyor; geçmiş deneyimlerimiz, beklentilerimiz, korkularımız ve inançlarımız üzerinden onu sürekli yorumluyor.

Bu nedenle ben değişimin ilk adımının zihinsel farkındalık olduğuna inanıyorum.

“Yapamam” dediğinizde yalnızca bir cümle kurmuyorsunuz. Zihninize bir sınır çiziyorsunuz. “Yine başarısız olacağım” dediğinizde henüz gerçekleşmemiş bir geleceği geçmiş deneyimlerinizle şekillendirmeye başlıyorsunuz.

Ama burada çok önemli bir ayrım var: Pozitif düşünmek, sorunları yok saymak değildir. Zihni yönetmek; düşüncelerimizin mutlak gerçek olmadığını fark edebilmek, işe yaramayan düşünce kalıplarını sorgulamak ve daha işlevsel olanları geliştirebilmektir.

Beynin en etkileyici özelliklerinden biri değişebilme kapasitesidir. Tekrarlanan düşünceler, dikkat biçimleri ve davranışlar zaman içerisinde öğrenilmiş zihinsel yolları güçlendirebilir. Bu nedenle küçük ama sürekli değişimler önemlidir.

Bugün kendinize şu soruyu sorun:

“Zihnim beni istediğim yaşama mı götürüyor, yoksa geçmişimin içinde mi tutuyor?”

Çünkü yaşamınızı değiştirmek bazen dışarıdaki koşulları değiştirmekten önce, içerideki yorumlama biçiminizi değiştirmekle başlar.

Eğer sürekli aynı düşüncelerin, kaygıların veya geçmiş deneyimlerin içinde kaldığınızı hissediyorsanız, profesyonel destekle bu zihinsel kalıpları birlikte inceleyebilir ve daha sağlıklı bir iç düzen oluşturabiliriz.

Zihninizi yönetmeye başladığınızda, yaşamınıza verdiğiniz yön de değişmeye başlar.

Dr. Bora Küçükyazıcı

02/09/2026

HAYATIN DEĞİŞMİYORSA BELKİ DE EVRENE HÂLÂ BU SİHİRLİ CÜMLEYİ SÖYLEMEDİN: BEN ARTIK HAZIRIM

Bazen yaşamın önümüzde yeni bir kapı açmasını bekliyoruz. Daha güzel bir ilişki, yeni bir başlangıç, başarı, huzur, bolluk veya bambaşka bir yaşam… Fakat yıllardır aynı yerde dururken yalnızca dış dünyanın değişmesini beklemek yetmiyor.

Ben insan zihninde değişimin önce hazır oluşla başladığını düşünüyorum.

Çünkü “Ben hazırım” dediğiniz an, aslında yalnızca evrene seslenmiyorsunuz; kendi zihninize de çok güçlü bir mesaj veriyorsunuz:

Eski hikâyeme tutunmayı bırakmaya hazırım.
Kaygılarıma rağmen ilerlemeye hazırım.
Kontrol edemediğim şeyleri bırakmaya hazırım.
Yeni ihtimalleri görmeye hazırım.

Ben buna kişinin kendi olasılık alanını genişletmesi diyorum.

Kuantum ve evrensel düzen kavramlarını metafor olarak düşündüğümüzde, yaşamımızda fark etmediğimiz sayısız ihtimal bulunduğunu görebiliriz. Fakat zihnimiz sürekli “Ya olmazsa?”, “Ya kaybedersem?”, “Ben yapamam” diyorsa dikkatimizi de çoğunlukla tehditlere ve eski deneyimlere kilitleriz.

“Ben hazırım” cümlesinin sihri, tek başına olayları değiştirmesinde değil; sizin olaylara verdiğiniz cevabı değiştirmesinde saklıdır.

Hazır olmak korkusuz olmak değildir. Korkuya rağmen ilk adımı atabilmektir.

Bugün kendinize sorun:
“Gerçekten istediğim yaşam yarın karşıma çıksa, onu kabul etmeye hazır mıyım?”

Cevabınız evetse, bunu sesli söyleyin:

BEN HAZIRIM.

Yeniye, değişime, sevgiye, öğrenmeye ve kendi potansiyelimin daha güçlü bir hâline hazırım.

Eğer geçmişin korkularının sizi neden aynı döngülerde tuttuğunu keşfetmek ve düşünce-duygu sisteminizi yeniden düzenlemek istiyorsanız, bu süreci birlikte çalışabiliriz. Bazen yaşamın değişmesi için beklediğimiz işaret dışarıdan değil, içeriden gelir.

Dr. Bora Küçükyazıcı

31/08/2026

İLİŞKİDE KİMSENİN SÖYLEMEDİĞİ SIR: GÜN İÇİNDE GELEN KÜÇÜK BİR “AKLIMDASIN” MESAJI, SEVGİDEN ÇOK DAHA FAZLASINI ANLATIR

Yıllardır çiftlerle çalışırken ilişkileri güçlendiren şeyin yalnızca büyük romantik jestler olmadığını görüyorum. Bazen günün ortasında gelen küçücük bir mesaj, ilişkinin duygusal bağını tahmin ettiğinizden çok daha fazla besler.

“Nasıl gidiyor?”
“Eve vardın mı?”
“Seni özledim.”
“Bugün aklıma geldin.”
“Yoğun olduğunu biliyorum, sadece seni düşündüğümü bil istedim.”

Bunlar sıradan cümleler gibi görünebilir. Oysa karşı tarafa verilen temel mesaj şudur: “Hayatımın içindesin, seni unutmuyorum ve sen benim için önemlisin.”

Birbirini seven iki insan ayrı yerlerdeyken de birbirlerinin zihninde ve duygusal dünyasında var olmak ister. Çünkü sağlıklı ilişkide yalnızca fiziksel yakınlık değil, duygusal erişilebilirlik de önemlidir. Gün içinde kurulan küçük temaslar, partnerin “İhtiyacım olduğunda ona ulaşabilirim” duygusunu destekleyebilir.

Burada önemli bir ayrım var: Mesajlaşmak bir kontrol mekanizmasına dönüşmemeli. “Neredesin, neden cevap vermedin, kiminlesin?” şeklindeki sorgulama güvenli bağ kurmaz; tam tersine kaygıyı büyütebilir. Benim sözünü ettiğim temas, kontrol etmek değil hatırlamak ve hatırlatmaktır.

Çiftlere sık söylediğim bir şey vardır: Sevginizi yalnızca hissetmeyin, görünür hale getirin. Çünkü karşınızdaki insan zihninizi okuyamaz. Bazen sizin için küçük olan bir “Seni düşünüyorum” mesajı, eşiniz için günün en güven veren anına dönüşebilir.

Eğer ilişkinizde iletişim giderek azaldıysa, birbirinizi sevdiğiniz halde artık duygusal olarak birbirinize ulaşamıyorsanız veya “aynı evde ama ayrı dünyalarda” yaşamaya başladıysanız, bu bağı yeniden kurmak mümkündür.

Merkezimizde çift ve ilişki terapisi çalışmalarımızda, çiftlerin birbirlerini yeniden duymalarına, anlamalarına ve güvenli duygusal bağı güçlendirmelerine destek oluyoruz. Bazen ilişkiyi değiştiren şey büyük bir karar değil, yeniden ba

30/08/2026

YANLIŞ İLİŞKİDE OLDUĞUNUZU BEDENİNİZ SİZDEN ÖNCE ANLAR: SÜREKLİ YORGUNLUK VE MUTSUZLUK TESADÜF OLMAYABİLİR

Yıllardır çiftlerle çalışırken özellikle dikkat ettiğim bir şey var: Bazen insan zihniyle ilişkisinin iyi olduğuna kendisini ikna ederken, bedeni çoktan başka bir şey söylemeye başlamıştır.

Sürekli yorgunluk, isteksizlik, keyifsizlik, içe çekilme, motivasyon kaybı ve “Eskiden böyle değildim” hissi… Bunların elbette tek nedeni ilişki değildir ve depresif belirtiler mutlaka profesyonel olarak değerlendirilmelidir. Fakat kronik çatışmanın, eleştirinin, güvensizliğin ve duygusal gerilimin hâkim olduğu ilişkiler kişinin psikolojik iyilik halini ciddi biçimde etkileyebilir.

Ben buna bazen çiftler arasındaki duygusal bulaşma üzerinden bakıyorum. Yakın ilişkilerde yalnızca kelimelerimizi değil; stresimizi, kaygımızı, öfkemizi ve duygusal ritmimizi de birbirimize aktarırız.

Gündelik dilde buna “frekanslarımız uyuşmuyor” diyebiliriz. Psikoloji açısından ise burada daha çok duygusal eşdüzenleme, stres yanıtları ve kişilerarası duygu aktarımından söz ediyoruz.

Eğer bir ilişkinin içinde sürekli tetikteyseniz, kendinizi açıklamak zorunda kalıyorsanız, küçümseniyor, değersizleştiriliyor veya duygusal olarak yalnız bırakılıyorsanız zamanla yaşam enerjinizin azaldığını hissedebilirsiniz.

Bu nedenle kendinize şu soruyu sorun:

“Bu insanın yanında ben daha çok kendim mi oluyorum, yoksa giderek kendimden mi uzaklaşıyorum?”

Çünkü sağlıklı ilişki kusursuz ilişki değildir; insanın kendisini güvende, değerli ve duygusal olarak görülmüş hissedebildiği ilişkidir.

Eğer ilişkinizin sizi neden bu kadar yorduğunu anlamakta zorlanıyor, aynı döngüleri tekrar tekrar yaşıyor ve kendi duygularınızı artık ayırt edemiyorsanız, bunu birlikte değerlendirebiliriz. Bazen değişmesi gereken siz değilsiniz; içinde kaldığınız ilişki düzenidir.

Dr. Bora Küçükyazıcı
Evlilik ve İlişki Terapisti

29/08/2026

OLGUNLAŞMANIN EN BÜYÜK SIRRI: HERKESİN SENİ SEVMEYECEĞİNİ KABUL ETTİĞİN GÜN, KENDİNİ ÖZGÜRLEŞTİRMEYE BAŞLARSIN

Yıllardır insan ilişkileri üzerine çalışırken şunu çok net gözlemliyorum: Gerçek olgunlaşma, herkes tarafından sevilmeye çalışmaktan vazgeçtiğimiz yerde başlıyor.

Ne kadar iyi olursanız olun, bazı insanlar sizi sevmeyecek. Ne kadar fedakâr davranırsanız davranın, birilerine yetmeyeceksiniz. Ne kadar doğru yaşamaya çalışırsanız çalışın, sizi yanlış anlayanlar olacak. Çünkü insanların sizin hakkınızdaki değerlendirmeleri yalnızca sizin kim olduğunuzla değil; kendi geçmişleri, beklentileri, ihtiyaçları ve dünyayı algılama biçimleriyle de ilgilidir.

Asıl tehlike, herkes tarafından kabul edilmek uğruna kendinizden vazgeçmenizdir.

Sürekli “Beni seviyorlar mı?”, “Hakkımda ne düşünüyorlar?”, “Yanlış mı anlaşıldım?” diye yaşadığınızda, hayatınızın merkezine kendinizi değil başkalarının onayını yerleştirirsiniz. Bir süre sonra kendi değerinizi insanların size verdiği tepkiler üzerinden ölçmeye başlarsınız.

Oysa psikolojik olgunluk şudur: “Beni herkes sevmeyebilir ama ben yine de kendimle barış içinde yaşayabilirim.”

Kendini sevmek kibir değildir. Kendine değer vermek bencillik değildir. Sağlıklı özgüven, herkesten üstün olduğunuzu düşünmek değil; kimsenin onayına muhtaç olmadan kendi değerinizi koruyabilmektir.

Ben terapide kişinin önce kendi içindeki ilişkiyi iyileştirmesini çok önemsiyorum. Çünkü insan kendisiyle barıştığında, dışarıdaki reddedilme eskisi kadar yaralamaz.

Eğer sürekli başkalarının onayını arıyor, eleştirilmekten korkuyor, “hayır” diyemiyor veya kendinizi yeterli hissetmekte zorlanıyorsanız, bunun altında çalışan düşünce ve duygu kalıplarını birlikte değerlendirebiliriz. Bazen yaşamda atılacak en önemli adım, başkalarının sizi sevmesini sağlamaya çalışmak değil; yeniden kendi tarafınıza geçmektir.

Dr. Bora Küçükyazıcı

27/08/2026

MANİPÜLASYONUN EN TEHLİKELİ HALİ: BİR SÜRE SONRA SORUNUN KARŞINDAKİNDE DEĞİL, SENDE OLDUĞUNA İNANMAYA BAŞLARSIN

Bir ilişkide sürekli kendinizi eksik, başarısız, yetersiz ve suçlu hissediyorsanız, yalnızca kendinizi sorgulamayın; ilişkinin size ne yaptığını da sorgulayın.

Yıllardır çiftlerle çalışırken özellikle dikkat ettiğim bir şey var: Manipülasyon her zaman bağırarak, tehdit ederek ya da açıkça aşağılayarak yapılmaz. Bazen çok daha sessiz ilerler. Sürekli eleştirilirsiniz. Başardıklarınız küçümsenir. Rahatsız olduğunuz bir davranışı dile getirdiğinizde konu bir şekilde sizin hatalarınıza gelir. Üzülen sizsinizdir ama sonunda özür dileyen yine siz olursunuz.

Bir süre sonra insanın iç sesi değişmeye başlar:

“Acaba gerçekten ben mi abartıyorum?”
“Belki de yeterince iyi değilim.”
“Onu kızdırmasaydım bunlar olmayacaktı.”

İşte burada önemli bir ayrım yapmamız gerekiyor. Sağlıklı ilişki insanı kusursuz hissettirmez; fakat sürekli değersiz de hissettirmez. Sağlıklı bir partner gerektiğinde sizi eleştirebilir ama kişiliğinizi aşındırmaz. Hata yaptığınızı söyleyebilir ama sizi sürekli suçluluk içinde yönetmeye çalışmaz.

Bu nedenle danışanlarıma şunu söylüyorum: Bir ilişkinin yalnızca güzel anlarına bakmayın. O kişinin yanında zaman içerisinde kim olduğunuzu da gözlemleyin.

Daha özgür mü oldunuz, daha kaygılı mı?
Kendinize güveniniz arttı mı, azaldı mı?
Düşüncelerinizi rahatça söyleyebiliyor musunuz, yoksa karşı tarafın tepkisini hesaplayarak mı konuşuyorsunuz?

Bazen iyileşmenin ilk adımı karşınızdaki kişiyi değiştirmek değildir. Kendi algınıza yeniden güvenmeyi öğrenmektir.

İlişkinizde manipülasyon, suçluluk, değersizlik ve özgüven kaybı arasında sıkıştığınızı düşünüyorsanız; birlikte ilişkinizin dinamiklerini daha objektif değerlendirebilir, sağlıklı sınırları yeniden oluşturabiliriz. Çünkü bazen insanın ihtiyacı ilişkisinden hemen vazgeçmek değil; ilişkinin içinde kendisini nerede kaybettiğini fark etmektir.

Dr. Bora Küçükyazıcı

26/08/2026

EVRENİN MESAJLARINI DUYMAK İSTİYORSAN ÖNCE YAVAŞLA; ÇÜNKÜ AYNI İNSANLAR VE AYNI DÖNGÜLER SANA BİR ŞEY ANLATIYOR

Hayatta bazen aynı olayların farklı yüzlerle tekrarlandığını fark edersiniz. Ben buna yaşamın tekrar eden mesajları diyorum. Aynı karakterde insanlar karşınıza çıkar, benzer ilişkiler yaşarsınız, aynı cümleleri farklı ağızlardan duyarsınız. Bazen de içinizde açıklayamadığınız bir his belirir: “Burada görmem gereken bir şey var.”

Spiritüel bakış bunu evrenin mesajı olarak yorumlayabilir. Kuantum kavramlarıyla anlatıldığında ise insan, kendisiyle yaşam arasındaki görünmez bağlantıları fark etmeye çalışır. Ancak bilimsel açıdan bunu doğrudan “kuantum mesajlaşması” olarak kanıtlayan bir veri olmadığını da söylemek gerekir. Psikolojide bunun güçlü karşılıkları; dikkat, örüntü tanıma, öğrenilmiş davranışlar ve bilişsel şemalardır.

Sorun şu ki modern insan çok hızlı yaşıyor. Zihin sürekli bir sonraki mesajda, toplantıda, ilişkide veya sorunda. Böyle yaşadığınızda hayatınızın size ne gösterdiğini göremiyorsunuz.

Benim önerim basit: Yavaşlayın. Gözlemleyin.

“Bu neden yine oldu?” yerine, “Ben bu olayın içinde hangi örüntüyü tekrar ediyorum?” diye sorun.

Aynı ilişkileri neden seçiyorum?
Neden aynı noktada öfkeleniyorum?
Neden farklı insanlar bana benzer şeyler söylüyor?

Çünkü bazen değişmesi gereken çevreniz değil, çevrenizi algılama ve ona cevap verme biçiminizdir.

Meditasyon, bilinçli farkındalık ve içsel gözlem çalışmalarında tam olarak bu alanı çalışıyoruz. Eğer yaşamınızda sürekli tekrarlanan döngüler varsa ve onların size ne anlattığını çözemiyorsanız, bu örüntüleri birlikte inceleyebilir; zihninizi yavaşlatıp kendi içsel pusulanızı yeniden duymanıza destek olabiliriz.

Dr. Bora Küçükyazıcı

24/08/2026

TRİP ATMAK MASUM DEĞİL: İLİŞKİDEKİ BU PASİF-AGRESİF DAVRANIŞ SEVGİYİ VE GÜVENİ FARK ETMEDEN YIPRATIYOR

Çiftlerle çalışırken sık karşılaştığım davranışlardan biri “trip atmak”; yani rahatsız olduğumuz şeyi açıkça söylemek yerine susmak, mesafe koymak, soğuk davranmak ve karşı tarafın ne olduğunu kendiliğinden anlamasını beklemektir.

Her sessizlik pasif-agresif değildir. Bazen insanın sakinleşmek için zamana ihtiyacı vardır. Fakat sessizlik karşı tarafı cezalandırmak, suçlu hissettirmek veya istediğimiz davranışı yaptırmak amacıyla kullanılıyorsa ilişki açısından ciddi bir sorun başlar.

Çünkü partneriniz zihninizi okuyamaz.

“Ne oldu?”
“Hiçbir şey.”

Bu iki cümle bazen saatlerce süren bir gerginliğin başlangıcıdır. Aslında “hiçbir şey” yok değildir; söylenemeyen bir ihtiyaç, kırgınlık veya beklenti vardır.

Trip atmanın en büyük zararı, çiftin gerçek problemi konuşmasını engellemesidir. Bir taraf geri çekildikçe diğeri anlamaya, savunmaya veya uzaklaşmaya başlayabilir. Zaman içerisinde ilişkinin duygusal güvenliği zedelenir.

Ben çiftlere üç küçük değişiklik öneriyorum: Karşınızdakinin anlamasını beklemek yerine ihtiyacınızı söyleyin. Suçlayan “sen” cümleleri yerine duygunuzu anlatan “ben” cümleleri kullanın. Çok öfkeliyseniz konuşmayı kesmek yerine, “Şu an sakinleşmeye ihtiyacım var; yarım saat sonra bunu konuşalım” deyin.

Sağlıklı ilişkide amaç kimin haklı olduğunu kanıtlamak değil, birbirini anlayabilmektir.

Yıllardır çiftlerle yaptığım çalışmalarda şunu tekrar tekrar görüyorum: İnsanlar çoğu zaman sevgisizlikten değil, ihtiyaçlarını doğru ifade edemedikleri için birbirlerinden uzaklaşıyorlar.

Eğer ilişkinizde tripler, küslükler ve sessizlik cezaları artık tekrar eden bir döngüye dönüştüyse, çift terapisiyle bu iletişim biçiminin altında yatan duyguları birlikte keşfedebilir; daha açık, güvenli ve yakın bir ilişki dili oluşturabiliriz.

Dr. Bora Küçükyazıcı
Evlilik ve İlişki Terapisti

Address

Ritim İstanbul AVM Ticari Blok Daire: 55 Zuhal Caddesi D-100 Yan Yolu
Istanbul
34846

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when 𝓓𝓻. 𝓑𝓸𝓻𝓪 𝓚𝓾𝓬𝓾𝓴𝔂𝓪𝔃𝓲𝓬𝓲 posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to 𝓓𝓻. 𝓑𝓸𝓻𝓪 𝓚𝓾𝓬𝓾𝓴𝔂𝓪𝔃𝓲𝓬𝓲:

Featured

Share

Category