30/05/2026
Bu cümle ilk bakışta yalnızca bir ilişki tercihini anlatıyor gibi görünebilir. Oysa çoğu zaman çocuklukta öğrenilen ilişki dilinin yetişkinlikteki yansımasıdır.
Çocuklar, ilişkilerin nasıl olması gerektiğini anlatılanlardan çok yaşadıkları deneyimlerden öğrenirler. Eğer bir çocuk, sevginin sürekli çatışmayla iç içe olduğu, insanların birbirini kırdığı ama buna rağmen ilişkinin sürdüğü bir ortamda büyürse, zihni zamanla bunu “normal ilişki” olarak kodlayabilir.
Bu durumda kişi yetişkin olduğunda; değersiz hissettiği, ihtiyaçlarının görülmediği, sınırlarının ihlal edildiği ya da duygusal olarak yıpratıldığı ilişkilerde kalmaya devam edebilir. Çünkü onun için ilişkiyi değerlendirme ölçütü “iyi hissetmek” değil, “ilişkinin devam etmesi” haline gelmiştir.
Terk edilme şeması tam da bu noktada devreye girer. Kişi, terk edilmekten o kadar korkabilir ki ilişkide yaşadığı incinmeleri ikinci plana atabilir. Bazen kırılır ama ses çıkarmaz. Bazen ihtiyaçlarını dile getirmez. Bazen de karşı tarafın davranışlarını sürekli açıklamaya ve tolere etmeye çalışır. Çünkü bilinçdışında çalışan temel inanç şudur:
“Eğer giderse yalnız kalırım.”
“Biraz daha dayanırsam ilişki devam eder.”
“Sevilmek için katlanmak gerekir.”
Oysa bir ilişkide kalabilmek ile bir ilişkiye sağlıklı şekilde bağlı olmak aynı şey değildir.
Sağlıklı bağlılık, kişinin kendinden vazgeçmesini gerektirmez. Sürekli incinmeyi, görmezden gelinmeyi veya saygısızlığı tolere etmeyi gerektirmez. Sevgi, her koşulda kalmak değil; gerektiğinde kendini koruyabilmek, sınır koyabilmek ve zarar veren bir ilişkiyi bırakabilecek gücü gösterebilmektir.
Bazen terapi sürecinde kişinin öğrendiği en önemli şeylerden biri şudur:
“Beni terk etmesin diye her şeye katlanmak zorunda değilim.”
Çünkü bir ilişkinin sürüyor olması, o ilişkinin sağlıklı olduğu anlamına gelmez.