PSİKOLOJİK DESTEK

PSİKOLOJİK DESTEK HER İNSANIN ZAMAN ZAMAN DESTEĞE İHTİYACI OLUR HELE BU KRİZ ORTAMINDA MUTLAKA PSİKOLOJİK DESTEĞE

24/04/2023

Hafızayı Kuvvetlendirme

Uzmanlara göre 40’lı yaşlarına gelen herkeste hafızayla ilgili ufak tefek sorunlar kendini göstermeye başlıyor. Bunlar da hayatınızda birçok aksaklığı beraberinde getiriyor. Ancak doktorlar çocukların, yetişkinlerin, hatta yaşlıların bile hafızalarını kuvvetlendirmesinin mümkün olduğunu söylüyor.

ABD’nin en saygın bilim dergilerinden New Scientist e göre yaşınız kaç olursa olsun beyni genç tutmak ve unutkanlığın önüne geçmek mümkün. Dergi, hafızayı korumaya yardımcı olacak tavsiyeleri derledi

Elbette bunun için doğru beslenmek ve birkaç ipucuna önem vermek gerekiyor. Bilim dergisi New Scientist in İngiltere ve ABD deki ünlü doktorlara danışarak hazırladığı tavsiyelerden bazıları şöyle:

Sınav öncesi uyuyun
1. Gece yalnızca 3 saat uyumuş bir kişinin düşünce kabiliyeti, yasal olarak sarhoş olan bir kişiyle aynıdır. Gün içinde öğrendiğiniz her şey uyurken beyninizde işleniyor. Araştırmalar yeni bir bilgisayar oyununu 2 saat oynayıp uyuyan bir kişinin kalktığında, birçok hileyi öğrendiğini gösteriyor. Aynı sonuç sınava hazırlanan kişilerde de görülüyor.

Müzik eğitimi alın
2. Araştırmalar müzik eğitimi alan 6-8 yaş arasındaki çocukların IQ sunun yaşıtlarına göre 2-3 puan arttığını gösteriyor. Ayrıca düzenli olarak Mozart dinleyen kişilerin, diğer çeşit müzik dinleyenlere göre hafıza testlerinde daha başarılı oldukları görüldü. Bu sonuçlar Mozart bestelerinin kompleks yapısına bağlanıyor.

Yarım saat yürüyün
3. Haftada 3 kez yarım saat yürümek hafızayı güçlendiriyor. Düzenli egzersiz yapan çocukların sınavlardaki ve hafıza testlerindeki başarısının yüzde 15 arttığı görülüyor. Bunun nedeni beyne bol oksijen gitmesine bağlanıyor. Ayrıca egzersiz sırasında salgılanan hormonlar yeni beyin hücreleri yapılmasını tetikliyor.

Sigara ve alkol yok
4. ABD deki Nötre Dame Rahibe Okulu’nda kalan rahibelerin yaşı 75-107 arasında değişiyor. Bunların birkaçı dışında ise hiçbirinde Alzheimer ya da diğer yaşlılık hastalıkları görülmüyor. Bu kadınların ortak özelliği ise portakal suyu, fasulye gibi gıdalarda bulunan folat vitamininden bol bol almaları. Sakin bir hayat sürmeleri ve sigara ile içkiden uzak durmaları da hafızalarını korumalarına yardımcı oluyor.

Konsantre olun
5. Uzmanlara göre konsantre olacağım diye düşünmek bile o sırada yapılan işe yoğunlaşmayı kolaylaştırıyor. Ayrıca gün içinde 1-2 fincan kahve içmek de beyni şarj ediyor. Ancak daha fazlası kişiyi yorup tam tersi etki yaratabiliyor.

05/09/2022

Sonbahar Yorgunluğun Mevsimi Olmasın

Güneş ışığının faydaları nelerdir?
Mevsim geçişlerinde nasıl beslenilmeli?
Uzun süreli enerji sağlamak için hangi besinler tüketilmeli?
Mevsim geçişlerinde hangi fiziksel aktiviteler yapılmalı?
Mevsim geçişlerinde uyku düzeni nasıl olmalı?
Havaların soğumasıyla birlikte bulaşıcı hastalıklardan korunmak için neler yapılmalı?
GÜNEŞ IŞIĞININ FAYDALARI NELERDİR?
Güneş ışığı, mevsimsel depresyon ve bahar yorgunluğu ile mücadele etmek için etkili çözümdür. Güneş; yaşamı, enerjiyi, pozitifliği temsil eder. Bu nedenle güneş, günlük hayatı düşünülenden daha çok etkiler. Sirkadiyen ritimleri (biyolojik saati), uyku-uyanıklık döngüsünü, ruh halini ve genetik ifadeyi düzenler. Birçok rahatsızlığın güneş ışığıyla tedavi edilmesi ise çok eski kökenlere dayanmaktadır. Eski Yunanlılar ve Mısırlılar hastalıkları iyileştirmek için güneşi kullanırken, Romalılar sağlığı korumada güneşin ve açık havanın etkisine çok önem vermişlerdir. Güneş ışığının tedavi amaçlı kullanıldığı “helioterapi” eski çağlardan bu yana çeşitli rahatsızlıkları tedavi etmenin geçerli bir yoludur.

Güvenli bir biçimde mümkün olduğunca fazla güneşe çıkılmalıdır. Güneş ışığının eve girmesine izin verilmeli, sabah uyanır uyanmaz perdeler ve panjurlar açılmalıdır. Sabah yürüyüşleri, açık havada zaman geçirmek oldukça önemlidir. Güneş ışığı vücudun D vitamini üretimini uyarır ve aynı zamanda ruh sağlığına da fayda sağlar.

MEVSİM GEÇİŞLERİNDE NASIL BESLENİLMELİ?
Mevsimsel yorgunlukla mücadelede fiziksel aktiviteler ve sağlıklı beslenme oldukça önemlidir. Makro besinler açısından zengin ve dengeli bir diyet, mevsim geçişlerinde yorgunluğun ve rahatsızlıkların üstesinden gelmede etkilidir. Pozitifliği artıran ve yorgunlukla savaşan besinlerin tüketilmesi, sonbahar yorgunluğundan ve hüznünden kurtulmaya yardımcı olur.

Bu gıdalardan bazılarının, merkezi ve periferik sinir sistemini doğrudan etkilemesi canlandırıcı etki yapar.

Geleneksel bir içecek olan demirhindi şerbetinin kan şekerini dengeleyici, yorgunluk giderici, enerji verici etkileri vardır. Potasyum ve magnezyum açısından zengindir.

Tonik görevi gören, vücuda güç veren ve alkaloid içeren kahve, çay, çikolata sinir sistemine doğrudan müdahale edebilen tanınmış bir üçlüdür. Bunlar adrenalinin aktivasyonundan kan damarlarının genişlemesine kadar belirgin canlandırıcı ve enerji verici özelliklere sahiptir. Makul miktarlarda tüketilebilirler.

Ayçiçeği, muz ve ıspanak; vücut için çok önemli bir mineral olan magnezyum açısından mükemmel gıdalardır. Ayrıca meyve ve sebzeler, özellikle hindi eti, tofu, somon, yumurta, kabak çekirdeği, yulaf serotoninin öncü maddesi olan triptofan bakımından zengindir. Elma, armut, muz, üzüm, kabak, ceviz ve badem, hem kaslarda hem de psikolojik düzeyde yorgunlukla savaşan ve bağışıklık sistemi için gerekli müttefikler olan potasyum, fosfor ve A, C ve E vitaminlerinden zengindir.

Sıcak havalar isteksizlik, aşırı yorgunluk hissi, tahammülsüzlük veya çabuk öfkelenme gibi problemlere neden olabiliyor....
28/07/2022

Sıcak havalar isteksizlik, aşırı yorgunluk hissi, tahammülsüzlük veya çabuk öfkelenme gibi problemlere neden olabiliyor. Günlük işlerimize etkisinin yanında sıcaklar ve nem kişinin uyku kalitesini ve süresini olumsuz etkiler. Bunaltıcı sıcakların etkisiyle uykusuzluk, kişinin gün içerisindeki işlerde de veriminin düşmesine ve dikkat sorunları yaşamasına sebep oluyor. Üst üste yaşanan uyku döngüsündeki bu düzensizlikler kişinin yaşam kalitesini de ciddi ölçüde düşürüyor. Kişi günlük yaşamında uykusuzluğun etkisiyle dünün yorgunluğunu ertesi güne taşıyor ve daha sabırsız, daha isteksiz oluyor. Bu yalnızca kendimizle değil çevremizle ilişkimizi de etkileyen, sosyal yaşamımızdaki ilişkilerimize de yansıyan bir sorun.

Psikiyatrik tedavi sürecinde kullanılan ilaçlar aşırı sıcaklarda kişiyi olumsuz etkileyebilir
Aşırı sıcaklardan kaynaklanan iştahsızlık veya kişinin yemek hazırlamak istemediğinden sağlıksız gıdalara yönelmesi de yaşam kalitesini düşüren etkenlerden biri. Aşırı sıcak havalar kişide çarpıntı, nefes darlığı, bayılma hissi, bunalma veya panik hali yaratabilir. Sıcak havaya maruz kalan panik bozukluğu olan hastalar deneyimledikleri bu durumu yanlış yorumlayabilir, rahatsızlıklarından dolayı bu durumu yaşadıklarını düşünüp olumsuz etkilenebilirler. Eğer çevrenizde bu sorunu yaşayanlar varsa empati çerçevesinde durumu açıklamalı ve yaşadığı durumun herkesin yaşayabileceği normal bir durum olduğunu anlatabilirsiniz.

Kötü veya rahatsız hissedildiğinde veya baş edilemeyen durumlarda ise uzman desteği almaktan kaçınılmaması gerekiyor. Psikiyatrik tedavi sürecinde kullanılan birtakım ilaçlar da dolaylı olarak aşırı sıcaklarda kişiyi olumsuz etkileyebilir veya daha iyi hissetmek için kişiler bilinçsizce ilacı veya tedavi yöntemini değiştirmek yerine kişi tereddütte kaldığı tüm durumlarda mutlaka doktoruna danışmalı.

Sıcaklar ve pandemi daha tahammülsüz hissetmeye neden olabilir
Bu dönemde sağlığa daha fazla dikkat etmek, aşırı sıcağa maruz kalmaktan kaçınmak, düzenli uyumaya ve bol sıvı tüketimine özen göstermek, iş yerinde, evde veya sosyal ortamlarda daha fazla empati ile ilişkilerin sürdürülmesine dikkat etmek halen virüsle savaşılan bugünlerde psikolojik sağlık için çok önemli. Bugünlerde hem sıcaklar hem pandeminin etkisiyle doğal olarak daha gergin daha tahammülsüz ve daha huzursuz hissedebiliriz ama sağlımız için yapmamız gereken, bu duyguların farkında olup, geçici olduğunu, içerisinde bulunduğumuz durumun herkesi olumsuz etkilediğini unutmadan birbirimize karşı daha anlayışlı olmak...

13/06/2022

Psikolojik Travma Nedir?
Psikolojik Travma, günlük hayatımızda sık kullanılan kelimeler arasına girmeye başlamıştır. Nitekim, günlük rutini bozan, beklenmedik bir şekilde gelişen, dehşet, kaygı ve panik yaratan, kişinin anlamlandırma süreçlerini bozan olaylar, psikolojik travma yaşantıları olarak tanımlanabilmektedir. Yaşanmış bir trafik kazası, bir doğal afet (deprem, sel, vb.), taciz, on yıllık evlilikte atılmış ilk tokat da psikolojik travmaya bir örnek oluşturabilmektedir.

Psikolojik Travma Tepkileri
Psikolojik Travma

Kişi gerçek bir riskle karşı karşıya kaldığını algılamış, fiziksel zarara uğramış veya buna şahit olmuş, bu esnada da yüksek korku, çaresizlik ve dehşet hissetmişse, bu durum kişi için psikolojik travma yaşantısı olarak tanımlanabilmektedir.
Bir olayda;

• Yaşama karşı risk algılama
• Vücudun bütünlüğüne karşı risk algılama
• Sevdiklerimize karşı risk algılama
• İnanç sistemlerimize karşı risk algılama söz konusuysa bu durum kişi için psikolojik travma yaşantısıdır.

Bu tür durumlarda genellikle gücü kötüye kullanma, güvene ihanet etme, tuzağa düşme, çaresizlik, acı, kafa karışıklığı ve/veya kayıp söz konusu olabilmektedir. Bu tanım içeriğinde hem tek seferlik olaylar (kazalar, doğal afetler, suçlar, ameliyatlar, ölümler, vb.) hem de tekrarlayan ve devam eden durumlar (çocuk istismarları, çocuk ihmalleri, savaşlar, şiddet içeren ilişkiler, vb.) bulundurmaktadır. Psikolojik Travmaya son yıllarda, olayın kendisinden ziyade kişide bıraktığı etki üzerinden yaklaşılmaktadır. Trafik kazası geçirmiş iki kişiden biri, bu olayda fiziksel bütünlüğüne bir risk algılamamış ise bu durum onun için travmatik olmamaktayken, aynı kazayı yaşamış ikinci kişi, bu durumu hayatını tehdit eden bir felaket olarak algılamışsa kaza bu kişi için travmatik bir durum niteliği kazanmaktadır. Psikolojik travma, durumu yaşayan kişinin algısı ve değerlendirmesi doğrultusunda tanımlanmıştır.

Psikolojik Travmaya Zemin Hazırlayan Olaylar ve Normal Reaksiyonlar
Analiz ve araştırma sonuçlarında görüyoruz ki felaketlere verilen reaksiyonları beş aşamada inceleyebiliyoruz:

1. İlk etki aşaması : Kaygı ve korkular.

2. Kahramanlık aşaması: Felaketin korkunç neticeleri ve kayıplarıyla başa çıkmak için fiziksel ve zihinsel olarak kendini tüketir.

3. Balayı aşaması: Hayatta kalındığı için özel veya devlete bağlı kuruluşların yardımları için büyük minnettarlık yaşanır.

4. Uyanış aşaması: Kuruluşların veya görevlilerin yapılması gerekenleri zamanında yapamamış olmalarından dolayı engellenmişlik hissi ve öfke ön vardır.

5. Yeniden yapılanma aşaması: Zihinsel ve duygusal yeniden yapılanma neticesinde, algılamalar gerçekçi bir hal alır. Karşılaşılan sorunlara kişisel çözümler getirmek için sorumluluk kabul edilir. Gerekli görüldüğü koşullarda son aşama psikoterapinin en verimli olması beklenen noktasıdır.

24/02/2021
15/01/2021

1) Tüm dünyayı etkileyen COVID-19 (Yeni Koronavirüs) salgının psikoloji üzerinde etkileri nelerdir?

Hepimizin üzerinde hemen hiç düşünmediği, varlığını bile fark etmediği temel bir güvenlik duygusu vardır. Bazı tehlikelerin etrafımızda olduğunu bilsek de esasen güvende olduğumuzu düşünürüz. Bugünlerde birden bire ortaya çıkan, kolayca ve hızla yayılabilen ölümcül bir enfeksiyon bu temel güvenlik duygusuna şiddetli bir darbe indirdi. COVID-19 salgınının sebep olduğu ve tabii ki elzem olan önlemler hayatımızda daha önce maruz kalacağımızı aklımıza bile getirmeyeceğimiz kısıtlamalara neden oluyor. Eşimizle dostumuzla görüşemiyoruz; lokantalar kafeler ve günlük hayatımızın olağan birçok başka bileşeni tek tek ortadan kalkıyor. Temel ihtiyaç maddelerine bir süre sonra ulaşamayacağımız kaygısını taşıyoruz. Bu durum günlük hayatımızın en temel ve basit unsurlarının bile bir anda elimizden alınabileceğini hissetmemize neden oluyor. Bu da insanın temel güvenlik ve esasen temel varoluş hislerinin altüst olması anlamına geliyor.

Yaşanılan sürecin en önemli psikolojik etkisi; derin bir güvensizlik ve endişe duygusunun kendini göstermesidir. Burada belirsizlik duygusunun da büyük bir payı var. İnsanı psikolojik olarak en çok hırpalayan, endişelendiren durum genellikle belirsizliktir. İnsanın katlanmakta en çok zorlandığı durum esasen belirsizlik durumudur.

2) Çoğu kişi evde çalışmaya başladı. Ama akıllar sürekli haberlerde ve sosyal medyadaki paylaşımlarda. Bu süreçte gündemden uzak kalmadan günlük işlerimizi de yürütebilmek için neler yapabiliriz?

Sanıyorum kendimize şunu söyleyebiliriz. Bizim için esasen değerli olan; yaşamımızı oluşturan şeyler günlük yaşamımızdan kaynaklanır. Günlük işlerimiz bizi biz yapan; hayatla bağımızı sağlayan şeylerdir. Bu durumda hayatımızı tehdit eden böyle bir tehlike karşısında verebileceğimiz en güzel mücadele günlük işlerimize devam etmektir. Aynı zamanda günlük işlerine devam etmek sadece kendimiz için değil toplumumuz için de yapacağımız en büyük destekleyici tavırlardan biri olacaktır.

Bu salgın sırasında sosyal medyayı bir haber alma kaynağı olarak kullanmanın da doğru olmadığını düşünüyorum. Maalesef sosyal medyada çok sayıda mesnetsiz ve hatta yalan haber dolaşıyor. Bu nedenle daha sağlam haber kaynaklarından bilgi almak ruh sağlığımızı korumak açısından da önemlidir. Bu bağlamda dakika başı haberleri takip etmek de anlamlı değil. Birkaç saatte bir olmak üzere, yeni bir gelişme var mı diye bakmak yeterli olacaktır.

3) Evde geçirilen vaktin artması çay ve kahve gibi kafein oranı yüksek içeceklerin tüketilme sıklığını da artırdı. Bu durum daha kaygılı olmamıza sebep oluyor olabilir mi? Kısıtlama yapmak gerekir mi?

Bazı kişilerde kafeinli içecek tüketimin kaygı artırıcı etkisi olabilmektedir. Bu noktada tavsiyem; kişinin alıştığı kahve çay tüketiminin fazla üstüne çıkmaması ve mümkünse kafeinsiz içecekler tüketmesidir. Evinizde kafeinsiz çay demlemeniz mümkündür. Çayın dem suyunu koyduktan yaklaşık 1,5 dakika sonra bu suyu boşaltır ve çayı yeniden demlerseniz çaydaki kafeinin yüzde 80 kadarını döktüğünüz ilk dem suyu ile birlikte atmış olursunuz. Bu şekilde demlenen çayın tadının da gayet güzel olduğunu göreceksiniz.

4) Salgının yayılma hızını azaltmak adına mümkün olduğunca evde kalmak tavsiye edilse de başta sağlık çalışanları olmak üzere milyonlarca kişi işine gitmek zorunda. Salgın sürecinde çalışmak zorunda olan kişiler moral ve motivasyonlarını yüksek tutmak adına nelere dikkat edebilirler?

Öncelikle belirtilen koruyucu tedbirlere uygun şekilde davranmayı hem kendilerine hem de işverenlerine tavsiye ediyorum. Güvenliğinin mümkün olan en üst seviyede sağladığından emin olmak ruhsal açıdan en önemli konudur. Aynı zamanda iş arkadaşlarının, işverenin, devletin ve bir bütün olarak toplumun diğer bireylerinin desteğini arkasında hissetmek de bu kişilerin psikolojik sağlığı açısından çok büyük bir önem taşımaktadır.

5) Salgınla mücadele sürecinin en önemli basamağını elleri sık sık su ve sabunla yıkamak oluşturuyor. Ama özellikle temizlik hastalığı olan kişiler ellerini kendilerine fiziksel zarar verecek kadar yıkayabiliyorlar. Bu durumu takıntı haline getirmeden hijyen sağlamak mümkün mü?

Eğer hijyen konusunda yapılan önerileri iyi anlarsak bunları ne eksik ne de fazla uygularız. Örneğin mevcut durumda hijyen önlemi olarak; elimizi uygun teknikle olmak üzere 20 saniye yıkamamız gerektiği söyleniyor. Kişi, doğru teknikle yıkadığı sürece 20 saniye değil de 40 saniye yıkamanın hiçbir ek yararı olmayacağının farkında olmalıdır. Şu anda, önceden beri gelen hijyen obsesyon ve kompülsyonları olan kişilerde COVID-19 salgınının obsesyon ve kompülsyonlarda bir artış meydana getirip getirmediğini daha bilmiyoruz. Bunu zaman gösterecek.

6) Küresel çapta yaşanan bu pandemi sonucunun kalıcı psikolojik sonuçları olabilir mi? Bunun önüne geçmek için alınabilecek önlemler var mıdır?

Eğer pandemi çok uzarsa, pandemi konusunda uygun önlemler alınarak etkili ve yeterli bir mücadele verilmezse, bazı kalıcı psikolojik sonuçlar ortaya çıkabilir. Örneğin; kaygı bozukluğuna eğilimli kişiler, aşırı kaygılı olmanın sorunlu bir durum olmadığı ve herkesin tedbirli olmak adına çok kaygılı olmaları gerektiği yönündeki düşüncelerini pekiştirebilirler. Bu durum da kaygı bozukluğunun tedavisini güçleştirebilir ve aynı zamanda daha kronik bir seyir kazanmasına sebep olabilir. Bu gibi risklere karşı alınabilecek en etkili önlem de esasen pandemi ile etkili ve güçlü bir mücadele programı ortaya koymak ve insanların güvenlik duygularının zarar görmesini engellemektir.

7) COVID-19 belirtileri her yerde yazıyor ve konuşuluyor. Birçok kişi boğazında yanma, göğsünde sıkışma, solunum güçlüğü kendinde de varmış gibi bir hisse kapılıyor. Bunun psikolojide bir karşılığı var mıdır?

Bu hisler herkeste ortaya çıkabilir ancak kaygı bozukluklarına eğilimli kişilerde hastalıklı düzeylere ulaşabilir. Bu konuda tavsiye edebileceğim ilk şey; hastalığın hakiki belirtileri hakkında daha fazla bilgilenmektir. Bir hastalığın belirtilerini belli belirsiz hissetmek ile gerçekten bu belirtileri göstermek arasında büyük fark vardır. Kişi bunu kendine hatırlatmalıdır. Maalesef bu hastalığa yakalanırsanız belirtiler muğlak olmayacaktır. Bu noktada ateş yükselmesini objektif bir belirti olarak temel almayı tavsiye ediyorum çünkü ateş muğlak olmayan bir durumdur; tamamen objektif bir belirtidir.

Aynı zamanda bu kriz döneminde sağlık sistemini muğlak yakınma ve şüphelerle meşgul etmeme gibi bir toplumsal sorumluluğumuz olduğunu hatırlatmak isterim. Kişi bunu kendine de hatırlatmalıdır.

8) Salgınla mücadele sürecinde ne kadar süreyle evde kalınacağı henüz belli değil. Karantina dönemlerinde psikolojik sağlığımızı nasıl koruyabiliriz?

Akraba ve dostlarımızla internet üzerinden ya da telefonla da olsa iletişimimizi sürdürmek; bu zorunlu izolasyonu ilgi duyduğumuz konularda okuma ve öğrenme, kendimizi geliştirme fırsatı olarak görmek; evimizde ilgilenebileceğimiz hobilerimizle daha yakından ilgilenme yönünde adımlar atmak; günlük hayata verilen bu molayı hayatımız hakkında yapıcı irdelemeler ve planlar yapma yönünde kullanmak; aile üyelerimizle daha yakın ve derin ilişkiler oluşturma fırsatını değerlendirmek psikolojik açıdan faydalı olacaktır.

9) Varsa eklemek istedikleriniz nelerdir?

Bu zor günlerin en kısa zamanda geride kalmasını ve bir daha da böyle bir felaketin yaşanmamasını diliyorum ancak hayatta her zaman beklenmedik zorluk ve hatta felaketler karşımıza çıkabilir. Tıpkı yaşanan zorlukların bireyleri sonrasında daha bilinçli, daha olgun, daha güçlü bireyler yaptığı gibi yaşanan toplumsal zorluklar da diğer iyi yönetilebilirlerse toplumları daha iyi toplumlar haline getirebilir. Dilerim bu küresel felaket bu gezegenin insanlarına dili, dini, ırkı ne olursa olsun herkesin ortak bir kaderi paylaştığını öğretir ve daha paylaşımcı, daha dayanışmacı ve barışçıl bir geleceğe doğru adımlar atılmasına vesile olur.

24/05/2020

Address

LAÇİN POLİKLİNİK FATİH DARÜLŞAFAKA Caddesi No 9 çarşamba/fatih
Istanbul
34900

Opening Hours

Monday 11:00 - 17:00
17:30 - 21:00
Tuesday 11:00 - 21:00
Wednesday 11:00 - 21:00
Thursday 11:00 - 21:00
Friday 11:00 - 21:00
Saturday 11:00 - 21:00
Sunday 13:00 - 20:00

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when PSİKOLOJİK DESTEK posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to PSİKOLOJİK DESTEK:

Featured

Share