Psikolog Onur ÇAKIR

Psikolog Onur ÇAKIR Psikolog Onur ÇAKIR, Yeditepe Üniversitesi psikoloji bölümünden mezun olmuştur.

Mezun olduktan sonra anaokulunda ve özel eğitim kurumunda çocuklar ve engelli bireylerle ayrıca danışmanlık merkezlerinde ise yetişkin ve ergenlerle çalışmaktadır.

26/05/2026

Bir ilişkide gerçek yakınlık, romantiklikten veya uyumdan önce duygusal güvenlikle başlar.
Duygusal olarak güvende hissetmediğimiz biriyle “yan yana” olabiliriz…
ama “bağ kuramayız.”

Duygusal güvenlik olmadan ilişkide şunlar olur:
• İnsan kendini olduğu gibi gösteremez.
• İhtiyaçlarını dile getirmekten çekinir.
• Kırılma korkusu sürekli tetikte tutar.
• Sessiz öfke ve birikmiş sitem oluşur.
• Partnerin duygusal mesafesi tehdit gibi hissedilir.
• İlişkide “biz” yerine “ben kendimi nasıl korurum?” düşüncesi oluşur.

Oysa duygusal güvenlik olduğunda:
• Eleştiriler saldırı gibi gelmez.
• Tartışmalar kırıcı değil, çözüm odaklı olur.
• İki kişi de kendini ifade ederken rahat hisseder.
• Bağ güçlenir, sevgi büyür.

Bir ilişkiden önce en temel ihtiyaç şudur:
“Yanında kendim gibi olabiliyor muyum?”
Cevap “evet” ise, o ilişki zaten sağlıklı başlamış demektir.

19/05/2026

Birçok tepki aslında bugüne ait değildir… geçmişten gelen duyguların yankısıdır.
Bazen bir söz bizi olduğundan fazla incitir.
Bazen küçük bir eleştiri büyük bir kırılmaya dönüşür.
Bazen biri uzaklaştığında panikleriz.
Tüm bunlar sadece “o an” ile ilgili değildir.

Geçmiş, bugünkü tepkileri şu yollarla şekillendirir:
• Çocuklukta öğrenilen ilişki modelleri (bağlanma stilleri)
• Aile içindeki duygusal iklim
• Görmezden gelinen acılar
• Bastırılmış duygular
• “Kendimi korumalıyım” ile başlayan savunma mekanizmaları
• Güvenli-güvensiz ilişkilerin bıraktığı izler

Bu yüzden bugünkü tepkiler bazen orantısız gelir.
Çünkü o tepki bugüne değil, geçmişteki yaraya verilmiştir.

İyileşme, “şimdi”yi değil; geçmişten bugüne taşınan yükü anlamakla başlar.

İnsan kendini başkalarıyla kıyasladığında aslında şunu söylemiş olur:“Ben nerede duruyorum?”Bu sorunun cevabı genelde ba...
15/05/2026

İnsan kendini başkalarıyla kıyasladığında aslında şunu söylemiş olur:
“Ben nerede duruyorum?”
Bu sorunun cevabı genelde başkalarının başarılarına, görünüşüne, ilişkilerine bakarak verilir.
Ama kıyaslama, öz-değeri hissedilmeden yıpratan sessiz bir aşındırıcıdır.

Neden mi?
• Kıyaslama için seçtiğimiz insanlar genelde kendi güçlü alanlarımız değil, zayıflıklarımızın üzerine basan kişiler olur.
• Zihnin odağı başarı değil, “eksik” olan yerde takılır.
• Sosyal medya sürekli “mükemmel insanların vitrini” olduğu için kıyas arttıkça gerçeklik bozulur.
• Değere dair iç referans kaybolur → dış referansla yaşamak başlar.
• Başkasının iyi olması “ben kötü hissediyorum”a dönüşür.

Ve en önemlisi:
Karşılaştırma, kendi yolculuğunu görmeni engeller.
Kendi hikâyeni unutursun.
Başkasının hayatında kaybolursun.

Öz-değer, kıyasla değil; kendini tanıyarak güçlenir.

Bazı insanlar için hayat, sanki görünmeyen bir tehlike varmış gibi geçer.Küçük seslere irkilirler, her ihtimale karşı pl...
12/05/2026

Bazı insanlar için hayat, sanki görünmeyen bir tehlike varmış gibi geçer.
Küçük seslere irkilirler, her ihtimale karşı plan yaparlar, gevşemekte zorlanırlar.
Bu hâl çoğu zaman kişilik gibi görünür ama aslında beynin savunma sisteminin aşırı çalışmasıdır.

Sürekli tetikte olmanın bedeni ve zihni nasıl yorduğunu şöyle özetleyebiliriz:
• Beyin tehdit algısını sürekli açık tutar → Kortizol yükselir.
• Uykular yüzeyselleşir, beden tam dinlenemez.
• Dikkat sistemi aşırı uyarılır → en küçük şey bile yorucu gelir.
• “Kontrol elimden gidecek” hissi bir arka plan sesi gibi sürekli açıktır.
• Zihin bir türlü boş kalamaz, daima tarama modundadır.

Bu durum uzun vadede:
📌 Tükenmişlik
📌 Kaygı
📌 Sinir sistemi yorgunluğu
📌 Konsantrasyon sorunları
📌 Kas gerginliği
gibi sonuçlara yol açar.

Tetikte olmak güç göstergesi değildir; beynin “çok uzun süredir kendini güvende hissetmemesi”dir.

Bağımlılık yaşayan insanlar çoğu zaman şu cümleyi duyar:“Neden kendine hâkim olamıyorsun?”Ama bağımlılık irade ile değil...
08/05/2026

Bağımlılık yaşayan insanlar çoğu zaman şu cümleyi duyar:
“Neden kendine hâkim olamıyorsun?”
Ama bağımlılık irade ile değil, beynin kontrol mekanizması ile ilgilidir.

Bağımlılıkta olan şey şudur:
• “İstemek” ile “kontrol etmek” birbirinden ayrılır.
• Beynin ödül sistemi (dopamin) aşırı uyarılır.
• Normalde keyif veren şeyler artık hiçbir şey hissettirmez.
• Tek rahatlatan şey bağımlılığın kendisi olur.
• Beyin, zarar gördüğünü bilse bile “bir daha yap” sinyali gönderir.

Bu yüzden bağımlılık:
📌 Zayıflık değil, nörobiyolojik bir kilitlenmedir.
📌 “Bırakmak” istemek yeterli değildir; mekanizma bozulmuştur.
📌 Suçlamak değil, anlamak çözümün ilk adımıdır.

Bağımlılık bir irade savaşı değil; beyin kimyasının yeniden düzenlenmesi gereken bir süreçtir. Bu nedenle iyileşme, kişinin suçlanmasıyla değil, bilimsel destek, doğru terapi yöntemleri ve güvenli bir çevre ile mümkün olur. Unutmayın, bağımlılıkla mücadele eden biri “güçsüz” değil; zorlanmış bir sinir sistemiyle elinden geleni yapan bir insandır. Anlamak, desteklemek ve profesyonel yardım almak, iyileşmenin kapısını açan en etkili adımlardır.

İnsan beyni risk ile ödül arasında ince bir çizgide çalışır.“Kolay kazanma” vaadi bu çizgiyi bulanıklaştıran en güçlü uy...
05/05/2026

İnsan beyni risk ile ödül arasında ince bir çizgide çalışır.
“Kolay kazanma” vaadi bu çizgiyi bulanıklaştıran en güçlü uyaranlardan biridir.
Çünkü beyin kısa yoldan gelen ödülleri, büyük emek gerektiren başarılardan daha çekici bulur.

Kolay kazanç vaatlerinin bu kadar etkili olmasının sebebi şu:
• Beyin “büyük ödül + düşük çaba” denklemine dayanılmaz şekilde duyarlıdır.
• Kumar, beynin ödül merkezini dopaminle bombardımana tutar.
• “Kaybettim ama şimdi kesin kazanacağım” duygusu irrasyonel bir döngü yaratır.
• Kazanmak kadar “neredeyse kazanmak” bile dopamin salgılatır.
• Zihin olası kazancı gerçek kazanç gibi algılamaya başlar.

Bu yüzden kumar sadece bir oyun değil;
beyni kandıran, mantığı devre dışı bırakan, dopamin sistemini bozan bir mekanizmadır.

Bağımlılık, iradesizlik değil; beynin yanlış yerde “ödül” arama hâlidir.

Toplumsal adaletsizlik, bireyin yalnızca sosyal haklarını değil;psikolojik bütünlüğünü de etkileyen güçlü bir stres kayn...
20/04/2026

Toplumsal adaletsizlik, bireyin yalnızca sosyal haklarını değil;
psikolojik bütünlüğünü de etkileyen güçlü bir stres kaynağıdır.

Adaletsizlik karşısında insan zihni şu tepkileri verir:
• Öfke: Çünkü haksızlık, beynin “tehlike ve tehdit” bölgesini aktive eder.
• Hayal kırıklığı: Kişi kendini değersiz ve görünmez hisseder.
• Umutsuzluk: Değişim olmadıkça motivasyon azalır.
• Aidiyet kaybı: Kişi toplumla arasında duygusal bir mesafe geliştiğini hisseder.
• Tolerans düşüşü: Küçük stresler bile büyük tepkilere dönüşür.

Bu nedenle toplumsal adaletsizlik;
yalnızca sosyal bir mesele değil,
bireylerin öfke regülasyonunu, ruh sağlığını ve ilişki biçimlerini etkileyen psikolojik bir durumdur.

Öfke aslında “adalet arayan bir duygudur.”
Ancak ifade edilme biçimi sağlıklı değilse kişi hem kendine hem çevresine zarar verebilir.
Bu yüzden öfkenin sağlıklı işlenmesi çok önemlidir.

Ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde birey, en yoğun dış baskı ve içsel beklenti arasında sıkışır.Bu sıkışma çoğu zama...
13/04/2026

Ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde birey, en yoğun dış baskı ve içsel beklenti arasında sıkışır.
Bu sıkışma çoğu zaman kendini sabote etme davranışlarına dönüşür.

Sosyal baskının kaynakları:
• Aile beklentileri
• Akademik yük
• Sosyal medya kıyaslamaları
• “Mükemmel olmalıyım” düşüncesi
• Arkadaş grup normları
• Toplumsal etiketler

Bu baskı altında genç:
• yapabileceği şeyleri erteler,
• başarıdan kaçar,
• sorumluluk almaktan korkar,
• potansiyelini gizler,
• “nasıl olsa yapamam” diye kendi önünü keser.

Bu bir irade sorunu değildir;
başarısız olma korkusu → kaygı → kaçınma → daha çok kaygı döngüsüdür.

Genç kendini sabote ettiğinde aslında tembel değil;
aşırı korkmuş ve tükenmiş bir zihinle mücadele ediyordur.

10/04/2026

Çocuklar, aile içi şiddeti yalnızca “görmez”;
onu hem bedenlerinde hem sinir sistemlerinde hem de duygusal belleklerinde depolarlar.

Etkileri çok katmanlıdır:

🔹 Duygusal:
• Güvensizlik
• Kaygı bozuklukları
• Duygu düzenleme zorluğu
• Yüksek korku tepkisi
• Aşırı tetikte olma (hiper-uyanıklık)

🔹 Davranışsal:
• Agresif davranışlar
• Okul sorunları
• İçine kapanma
• Kaçınma davranışları
• Bağımlılık riskinde artış

🔹 Bilişsel:
• Konsantrasyon bozukluğu
• Öğrenme güçlükleri
• Sürekli “tehlike var” hissi

🔹 İlişki modelleri:
Aile içi şiddete maruz kalan çocuklar yetişkinlikte:
ya aynı döngüyü sürdürür
ya da aşırı kaçıngan, bağ kurmakta zorlanan bireylere dönüşebilir.

Şiddetin en büyük zararı fiziksel değil; çocuğun kendini güvende hissetme kapasitesini yok etmesidir.

06/04/2026

Uyuşturucu kullanımının etkisi sadece “zeka kaybı” ya da “bağımlılık” değildir.
Asıl etki sinir sisteminin yeniden yapılanmasıdır.

Beyinde ne olur?
• Dopamin sistemi aşırı uyarılır → doğal haz toleransı düşer
• Normal zevk kaynakları anlamsızlaşır (spor, yemek, ilişki)
• Beyin “sadece o maddeyle” ödül alabileceğine inanır
• Ön frontal korteks (karar verme, mantık) zayıflar
• Dürtü kontrolü bozulur
• Tehlike algısı küçülür → riskli davranışlar artar

Duygusal etkileri:
• Boşluk hissi
• Aşırı duygu dalgalanması
• Paranoid düşünceler
• Depresyon ve kaygı
• Öfke patlamaları
• Sosyal geri çekilme

Uzun vadede:
Kimlik dağılması, ilişki kayıpları, akademik başarı düşüşü, psikoz atakları ve ağır bağımlılık tablosu görülebilir.

Uyuşturucu kullanımı bedenin değil, zihnin ve kimliğin çöküşüdür.
En erken müdahale en güçlü korumadır.

Address

Izmir
35590

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Psikolog Onur ÇAKIR posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share

Category