Clinical Psychologist Orkun Özocak

Clinical Psychologist Orkun Özocak Psychotherapist | Trainer & Speaker He also conducts workshops and speaks at international events.

Psychotherapist Orkun Ozocak works with individuals who struggle with stress, depression, trauma, grief, anxiety, feelings of inadequacy or major life changes, and also with couples who experience seperation, infidelity, stress and adjustment problems in their relationships. In his individual and couples counselling, he offers a safe and contained space where all presenting issues and feelings are

welcomed. He works online with clients from all over the world and holds degrees and qualifications accredited by the British and Australian Psychological Societies. He is a Philosophy and Psychology graduate from Keele University, UK, also holds a master's degree from Deakin University, Australia, and specialized training in Clinical Psychology from Istanbul Okan University, Turkey.

İnsan, ruhsal hakikatiyle her zaman doğrudan karşı karşıya gelmez. Gündelik bilincin dili; en yakıcı arzuları, en derin ...
26/04/2026

İnsan, ruhsal hakikatiyle her zaman doğrudan karşı karşıya gelmez. Gündelik bilincin dili; en yakıcı arzuları, en derin korkuları ve telafisi güç kayıpları ifade etmekte çoğu zaman yetersiz kalır. Zihin, bu ağır yükü bazen bastırarak, bazen de başka bir kılığa sokarak varlığını sürdürür. Rüyalar, işte bu zorunlu dolaylılığın en mahrem alanıdır.

Uykunun o savunmasız anlarında hiçbirimiz tam anlamıyla “yetişkin” değilizdir. Gündüzün kontrolcü yanı ve rasyonalize etme ihtiyacı gevşediğinde, çocukluktan kalma izler, tamamlanmamış meseleler ve henüz adlandırılamamış duygular rüyanın kendine has diliyle sahneye çıkar.
Freud’un rüyaları “bilinçdışına giden kral yolu” olarak tanımlaması boşuna değildir. Çünkü rüyada beliren imge, nadiren yalnızca kendisidir. Labirentvari bir mekân, tanıdık bir yüz ya da bitmek bilmeyen bir yetişememe hali; bastırılmış bir çatışmanın veya henüz düşünce formuna bürünememiş ham bir duygunun taşıyıcısı olabilir. Bion’a göre rüyalar, zihnin ham duygusal veriyi işleme ve sindirme çabasıdır. Bu yüzden rüyada hazır bir anlam bulmaktan çok, o anlamın sancılı oluşum sürecine tanıklık ederiz.

Bu nedenle rüyalar, genel geçer rüya tabirleri sözlükleriyle değil, kişiye özgü serbest çağrışımlarla anlaşılabilir. Rüyadaki malzeme, yalnızca içsel dünyamızın bir sahnesidir. Rüyalar bize gelecekten bir haber vermez; bir mesaj iletmez. Tıpkı evrenden bize özel gönderilmiş gizli mesajlar olmadığı gibi… Bu tür yaklaşımlar, daha çok parapsikolojik ve majik bir düşünme biçiminin parçasıdır. Rüyalar bize didaktik cevaplar sunmaz; ancak zihinsel olarak kavrayamadığımız bir hakikati ruhsal olarak hissetmemize olanak tanır.

Yarın akşam 7’de “Meraklısına Psikoloji Sohbetleri”nde rüyaları konuşacağız. Bilinçdışının gece kurduğu sahnelere biraz daha yakından bakacağız. Kadıköy’e gelebilenlerle, ‘rüyalarda buluşuruz’.

Anlamak, dünyayla kurduğumuz ilişkinin yalnızca kısıtlı bir boyutudur; her şeyi idrak etmek zorunda değiliz. Bir filozof...
24/04/2026

Anlamak, dünyayla kurduğumuz ilişkinin yalnızca kısıtlı bir boyutudur; her şeyi idrak etmek zorunda değiliz. Bir filozof ile bir sanatçı karşı karşıya konuştuğunda, birbirlerini tam olarak anlamayabilirler; ancak bu temas, her iki taraf için de iz bırakıcı ve dönüştürücü bir etkileşime gebedir.
 
Edebiyat ve psikoloji arasındaki bağ da bu neviden bir dolaysızlığa dayanır. Bazen bir cümle, nedenini açıklayamadığımız bir biçimde içimizde derin bir yere dokunur. Okur, metni takip ederken yalnızca bir hikâyeye tanıklık etmez; eşzamanlı olarak kendi bilinçdışı malzemesiyle yüzleşir. Bu yüzden bazı metinler, zihinsel bir süzgeçten geçip “anlaşılmadan” bile ruhsal bir fırtına koparabilir. Mesela Oğuz Atay’ın “Korkuyu Beklerken” kitabında, babasına yazdığı kurmaca öykü, baba temasıyla çalışan bir okur için yalnızca bir anlatı değil, içsel bir karşılaşma yaratabilir.
 
Rüyalar bilinçdışının kılık değiştirmiş tezahürleriyse, edebî metinler de benzer mekanizmalarla işleyen kurmaca alanlardır. Doğrudan birine ifade edilemeyecek hakikatler; edebiyat aracılığıyla bastırılmış olanı çözmeye başlar. Danielle Quinodoz’un vurguladığı gibi: “Dokunan kelimeler bize zamanı geri getirebilir.” Bazen tek bir cümle, geçmişin tozlu raflarından bir anıyı bugüne, şimdiki zamana taşır.
 
Günümüzde, her “iyi hissetme” halinin “terapi” olarak etiketlenmesi yüzeysel bir yaklaşımdır. Gerçek terapi; zor olanla temas etmeyi ve onu işlemeyi gerektirir. Freud, insan ruhunun haritasını çıkarırken edebiyatın bu öncü rolünü hep teslim etmiştir. Kendisine yol gösteren “hocaları” sorulduğunda, sadece bilim insanlarını değil, Goethe ve Shakespeare gibi yazarları işaret etmiştir. Dostoyevski’ye duyduğu özel ilgi, Karamazov Kardeşler üzerinden suçluluk ve baba otoritesi temalarını analiz etmesine kapı açmıştır. Freud’a göre edebiyat, insanın iç dünyasını bilimden çok daha önce keşfetmiş bir kıtadır. Dickens’tan Balzac’a, Kipling’den Mark Twain’e uzanan bu geniş referans listesi, psikanalizin sadece klinik gözlemden değil, edebiyatın insanı anlama —ve ona temas etme— biçiminden beslendiğinin en somut kanıtıdır.

Karakterimizi bazen onu kaybetmeye başladığımız an fark ederiz, tanırız.Winnicott “gerçek kendilik”ten söz ederken, haya...
04/04/2026

Karakterimizi bazen onu kaybetmeye başladığımız an fark ederiz, tanırız.

Winnicott “gerçek kendilik”ten söz ederken, hayatta kalabilmek için geliştirdiğimiz bir “sahte kendilik”ten de bahseder. Bu sahte kendilik o kadar iyi çalışır ki kişi, bir ilişkiye, düzene ya da topluma uyum sağlamaya çalışırken kendinden ne kadar uzaklaştığını fark edemez. Heidegger, de insan çoğunlukla “herkes gibi” yaşayarak kendi gerçekliğinden sessizce uzaklaşır, der. Bize ancak belli şekillerde var olma izni verilmiştir. Winnicott bunu anne-bebek ilişkisinin çok erken bir evresine bağlar. Eğer çocuk kendi ritmiyle var olabileceği, kendiliğine alan açılan bir ortam bulamazsa, zamanla gerçek olanı gizleyip uygun olanı göstermeyi öğrenir. Sahte kendilik bir aldatmaca ya da bilinçli bir tercih değil; erken dönemde çevrenin ihtiyaçlarına uyum sağlamak zorunda kalan bir ruhun örgütlenme biçimidir. Bir savunma mekanizması veya hayatta kalmanın şeklidir.

Yetişkinlikte bu iz kendini farklı biçimlerde ele verir. Ne istediğini bilememek, karar verirken tuhaf bir boşluğa düşmek, başkasının beklentisini kendi isteğinden önce hissetmek, bunların hepsi aynı şeyin yüzeyidir. Bir şeylerin eksik olduğu hissedilir ama tam olarak neyin eksik olduğu söylenemez çünkü eksik olan şey hiç tam anlamıyla var olamamış olandır. Kişi kendi hayatını biraz dışarıdan izler gibi yaşar. Sanki hayat yaşanıyor değil de idare ediliyor gibidir.

İnsan ancak güvende olduğunda kendiliğini bulmaya cesaret edebilir. Sahte kendilikle çalışırken terapötik görev, kişiyi hızla gerçek benliğine ulaştırmak değildir. Hatta böyle bir müdahale, yıllardır bireyin dayandığı uyum düzenini tehdit ederek daha fazla savunma yaratır. Daha temel ihtiyaç, kişinin spontane yaşantısının yargılanmadan, aceleyle biçimlendirilmeden ve işlev talep edilmeden ortaya çıkabileceği yeterince güvenli bir ilişkisel alanın kurulmasıdır. Bazıları için iyileşme, bastırılmış bir şeyi bulmaktan çok, ilk kez sahici biçimde var olabilecekleri yeni bir ortamın deneyimlenmesiyle başlar.

“Meraklısına Psikoloji” sohbetleri Nisan ayı boyunca her Pazartesi 19:00’da, Kadıköy’de  ‘da başlıyor.İlk oturum 6 Nisan...
29/03/2026

“Meraklısına Psikoloji” sohbetleri Nisan ayı boyunca her Pazartesi 19:00’da, Kadıköy’de ‘da başlıyor.

İlk oturum 6 Nisan’da yüz yüze gerçekleşecek.

4 oturumdan oluşan bu seride, her hafta farklı bir başlık üzerinden, psikanalizin temel kavramlarına gündelik örnekler üzerinden birlikte bakacağız.

Bu çalışma, hazır bilgiler sunmaktan çok, bu alana özgü düşünme biçimine yaklaşmak ve insanı daha derin anlamak isteyen herkese açıktır.

Grup kapalı formatta ilerleyecek ve oturumlar birbirinin devamı niteliğinde olacaktır.

Program:
6 Nisan — Kişilik
13 Nisan — Narsizm
20 Nisan — Takıntılar
27 Nisan — Rüyalar

Kayıt ve detaylı bilgi için iletişime geçebilirsiniz.

Kontenjan sınırlı olduğu için kayıtlar mesaj/mail sırasına göre kesinleşiyor.

Bilgi ve katılım için DM’den yazabilirsiniz
ya da [email protected]’a mail atabilirsiniz.
24 saat içinde dönüş yapacağım.

Görüşmek dileğiyle 🙂

📍 Nadas İstanbul / Yeldeğirmeni, Kadıköy
🕖 Nisan boyunca her Pazartesi 19.00–21.00
⏳ 4 oturum (her biri 2 saat)
👥 Kontenjan: 12 kişi

TR / EN  Gündelik hayatta birbirimize yönelttiğimiz terapi dili o kadar sığlaştı ki “narsist”, “obsesif” gibi tanılar, i...
02/03/2026

TR / EN
 
Gündelik hayatta birbirimize yönelttiğimiz terapi dili o kadar sığlaştı ki “narsist”, “obsesif” gibi tanılar, insan ruhsallığını anlamaya yarayan kavramlar olmaktan çıkıp ilişkilerde canımız yandığında başvurduğumuz kolay birer yaftaya dönüşmüş durumda.
 
En küçük hayal kırıklığında karşımızdakini “toksik”, sıradan bir üzüntüyü “depresyon”, coşkulu bir ilgiyi hemen “love-bombing” diye etiketleyiveriyoruz. Bu yeni nesil pop-patoloji dili sosyal medyada vahşice kullanılıyor ve karşımızdakini artık insani ve doğal diliyle anlayamaz hale geliyoruz. İnsanlar bağlanma biçimlerini dahi toplumsal bir arızanın ürünüymüş gibi konumlandırıyor. Meslektaşlarımda dahi benzer; “Narsistlerle mücadele” adı altında insanı kategorik olarak şeytanlaştıran bir söylem dolaşımda.

Hepimiz sevilmek, ilişki kurmak, kıymet görmek isteriz. Patoloji çoğu zaman, bu ihtiyacın yaralı bir korunma çabasıdır. Sert görünenin altında çoğu zaman acı çeken bir insan vardır. Gündelik dildeki yaftalamayı anlayabiliriz ama bir psikoterapistin ya da sağlık çalışanının bunu yapma hakkı yoktur. Bu işle iştigal eden biri olarak, tanıyı silah gibi kullandığımızda bizim insana verebileceğimiz zararı başka kimse veremez. Neyi, nasıl konuştuğumuza dikkat etmek yalnızca mesleki değil, insani bir sorumluluktur.



Therapeutic language in everyday life has become increasingly diluted. Terms like “narcissist,” “obsessive,” “toxic,” or “love-bombing” are no longer used to understand the human psyche but to label others when we feel hurt. Social media amplifies this pop-pathology culture, turning complex psychological concepts into quick diagnoses. In a world already polarised into “good–bad” and “healthy–ill,” we are losing our tolerance for nuance and with it, our ability to see one another in human terms. We all long to be loved, to connect, to feel valued. What we call pathology is often a wounded attempt to protect that need. Beneath rigid or difficult behaviour, there is frequently someone in pain. Everyday labeling may be understandable; but for therapists and health professionals, using diagnosis as a weapon carries real harm.

24/02/2026

TR / EN

Uyurken oyuncağını isteyen ya da kreşe giderken yastığını yanında taşıyan bir çocuk düşünün.
Yavru “Punch” da benzer şekilde “güven”i yanında taşımaya çalışıyor.

Türümüz ne olursa olsun, birine bağlanmak ve onunla güvende hissetmek temel bir ihtiyaçtır. Bir kayıp yaşadığımızda, iç dünyamızla dış dünya arasında bir köprü kurmaya çalışırız. Bebek için bu köprü bazen bir oyuncak ya da battaniyesidir. Birincil bakım verenle yaşadığı güvenli deneyim kesintiye uğradığında, bu duyguyu ikame bir nesne üzerinden sürdürmeye çalışır. Düşlemsel anlam taşıyan bir geçiş nesnesiyle kendine küçük bir güvenli liman yaratır.

O nesne sayesinde dünyayla bağının tamamen kopmadığını hisseder. Oyuncak, “Annem burada değil ama ben de tamamen yalnız değilim” demenin bir yoludur. Böylece ayrılığın yarattığı kaygı azalır, yalnızlık daha katlanılabilir olur. Gece kendi odasında uyumaya çalışan çocuğun oyuncak ayısına sarılması da bu yüzdendir, kendini regüle etmeyi öğrenir.

Erişkinlikte de bu ihtiyaç ortadan kalkmaz; biçim değiştirir. Sanat, din ve yaratıcılık bu köprünün yetişkin versiyonları olabilir. Bir sanatçı için yaptığı sanat eseri, iç dünyasındaki yansımanın dış dünyadaki somut bir ifadesi olarak var olur. İçimizdeki eksikliği taşınabilir kılmak için dış dünyada bir şey üretir, bir şeye tutunuruz.

Imagine a child who insists on sleeping with a plushie or carries a pillow to kindergarten.�Baby “Punch” is trying to carry something similar with him: a sense of safety.

No matter the species, attachment and the security it brings are fundamental needs. When we experience loss, we try to build a small bridge between our inner world and the outside world. For a baby, that bridge may be a toy or a blanket. When the secure bond with a primary caregiver is disrupted, the child preserves that feeling through a transitional object that becomes a small safe haven.
Through it, the world does not feel entirely lost. The toy says: “My mother is not here, but I am not completely alone.” A child hugging a teddy bear at night is learning to regulate safety from within.

This need doesn’t disappear in adulthood. Art, religion & creativity can become adult versions of that bridge.

Uzunca bir süredir sosyal medyadan uzak kalmıştım. En son gündemim de zaten buymuş :)2021’in başında  ana haberde, duaye...
22/12/2025

Uzunca bir süredir sosyal medyadan uzak kalmıştım. En son gündemim de zaten buymuş :)
2021’in başında ana haberde, duayen spiker ile birlikte sosyal medya detoksu üzerine konuşma fırsatı bulmuştuk.

Bu sene itibarıyla yeniden psikoloji sohbetlerine ve halka açık eğitimlere başlıyoruz!
Yeni yılda 5–6 haftalık buluşmalarda, ilginizi çeken başlıklar etrafında konuşabileceğimiz bir sohbet grubu hayal ediyorum.

Aklımdaki oturum başlıkları arasında kişiliğin gelişim evreleri, takıntılar ve narsizm gibi konular var. Ama sizin merak ettiğiniz farklı başlıklar varsa, bunlar da benim için önemli. Böyle bir seride hangi konuların konuşulmasını isterdiniz?

👉 Görüş ve önerilerinizi yorumlara bırakabilirsiniz.

17/11/2021

I am so looking forward to speak at International MICE & Wedding forum tomorrow. For the next four days, we will have some exciting panels, dinners and parties with the Royals of the MICE, so I’m off for a sunny conference at . I am sure that I will leave speaking at the Summit, wishing I had more time, covering a speech on being a perfectionist. Heard so much about the light and serious atmosfere of

We’ll take a moment to ask ourselves where perfectionism has taken hold in our lives and I will share my understanding of perfection in the event. I’m wondering about your comments on how perfectionism effect your private life or in your business life? Hit the comments below, if you’d like to share…

Thanks to the sponsors

Şuraya da gülen, mutlu suratlar çizelim 😊Joint Idea Love Mafia üyeleri olarak, birbirimizden aldığımız desteği tek...
21/12/2020

Şuraya da gülen, mutlu suratlar çizelim 😊

Joint Idea Love Mafia üyeleri olarak, birbirimizden aldığımız desteği tek kareye sığdırmamız zor olsa da burada hepimizin yüzü bir yolculuğu daha keyifle tamamlamanın, paylaşmanın ve etkiyi birlikte büyütmenin mutluluğundan gülüyor...

Unilever ile 2020 boyunca gerçekleşen ‘Gelişim Atölyeleri‘ni birlikte uğurladık. Tüm yılı beraber andık. Yine birbirimizden alacağımız güç ile büyüyeceğimiz yeni yolculuklara... 🙏🏻

🧐İlişkinizde ne var, ne yok?Kısa Dalga’dan Gazeteci Yeşim Özdemir ile Time Code Programındaydık.Evlilikler, uzun süreli ...
13/12/2020

🧐İlişkinizde ne var, ne yok?

Kısa Dalga’dan Gazeteci Yeşim Özdemir ile Time Code Programındaydık.

Evlilikler, uzun süreli ilişkiler, kısa süreli ilişkiler, tek gecelikler, çok gecelikler ve dijital …
Hepsini konuştuk.

Nesini mi konuştuk?
Kafanıza takılan ne varsa…
Mesela;
🔹Neden aldatıldığımızı veya neden aldattığımızı?
🔹Neden evlendiğimizi ve sonrasında neden boşandığımızı?
🔹Neden online dating uygulamalarda yarın yokmuş gibi o flörtten o flörte koştuğumuzu?
🔹Neden bunca seçenek arasında hala çok yalnız olduğumuzu?
🔹Ve pandemiyle cinsel hayatlarımızda yolunda gitmeyenleri…

Kısa Dalga YouTube kanalında veya websitesinde veya platformlarında dinleyebilirsiniz.

Kısa Dalga’dan Yeşim Özdemir, Time Code Programı’nın bu bölümünde bireysel, aile ve çift terapisti Orkun Özocak ile ilişkileri konuşuyor.Evlilikler, uzun sür...

“Bu belirsizlik hepimizin psikolojisini derinden etkiliyor” demiş sevgili Gazeteci Nilüfer Pazvantoğlu.🧠Evet, hem de ne...
10/12/2020

“Bu belirsizlik hepimizin psikolojisini derinden etkiliyor” demiş sevgili Gazeteci Nilüfer Pazvantoğlu.
🧠
Evet, hem de ne etkilemek. Depresyon, karamsarlık, keyif alamama, uyku ve iştahta bozulmalar, sürekli tetikte olmayla gelen huzursuzluk hali, dikkat sorunları, öfke patlamaları, günlük yaşam ve sosyal ilişkilerde bozulma… En az biri tanıdık geliyor mu?
⁉️
İçinden geçtiğimiz bugünler hepimizin hayatını farklı şekillerde zorlasa da, süreçlerimiz aynı. Hep beraber yaşıyoruz bu güçlükleri. Belki de buna tutunmamız gerekiyor. Yalnız değiliz. Ben de elimden gelen desteği verirken, en derinde bir yerde gelecekten endişe edebiliyor, cepte kabul ettiğim en olağan anlara özlem duyabiliyorum. Fakat yaşadığımız gündem, mevcut güçlüklere adapte olmamızı gerektiriyor.
✌🏻
Ama nasıl? Dilim döndüğünce Milliyet.com.tr ‘de cevapladım.

.

Address

Kadıkoy

Opening Hours

Monday 09:00 - 21:00
Tuesday 09:00 - 21:00
Wednesday 09:00 - 21:00
Thursday 09:00 - 21:00
Friday 09:00 - 21:00
Saturday 09:00 - 21:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Clinical Psychologist Orkun Özocak posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Clinical Psychologist Orkun Özocak:

Shortcuts

Share