13/08/2026
LÜTFEN GÖRÜŞLERİNİZİ YAZIN Kİ İLETİŞİM İÇİNDE OLALIM. PSİKOLIĞUNUZ NEDRET DİYOR Kİ: Toplumda iki insan tipi vardır: Her söylenene “Evet, tabii ki!” diyenler ve “Bir dakika, bunun doğrusu gerçekten bu mu?” diye soranlar.
Birinci grup huzurludur. Çünkü itiraz etmez, sorgulamaz, ortamı bozmaz. “Bence de!” onların sosyal yağlayıcısıdır. Ne söylense baş sallarlar; hatta bazen baş sallamaktan boyun fıtığı olma ihtimalleri vardır. 😄
İkinci grup ise biraz daha yorucudur. Duygusal zekâları gelişmiştir ama akıllarını da kapıda bırakmazlar. Söyleneni dinler, duyguyu anlar, fakat “Ben seni anlıyorum ama buna katılmıyorum” deme cesaretini gösterirler.
İşte çatışma tam burada başlar.
Çünkü birçok insan anlaşılmayı, haklı bulunmakla karıştırır.
“Beni anlıyorsan benimle aynı düşünmelisin” beklentisi doğar.
Oysa duygusal zekâ; herkese hak vermek değil, insanın duygusunu anlayıp kendi düşünceni kaybetmeden iletişim kurabilmektir.
Eleştirel düşünce de insanlara saldırmak değildir. “Bu düşüncenin kanıtı ne?” diyebilmektir.
Toplumun en büyük yanılgılarından biri şudur:
Uyumlu insanı iyi insan, itiraz eden insanı kötü insan sanmak.
Oysa sürekli “evet” diyen kişi bazen sadece huzuru satın alır; eleştiren kişi ise bazen huzuru bozarak gerçeğe hizmet eder.
Psikolojik açıdan sağlıklı toplum, herkesin aynı düşündüğü toplum değildir. Farklı düşünen insanların birbirini düşmanlaştırmadan konuşabildiği toplumdur.
Çünkü bazen “Hayır, ben böyle düşünmüyorum” demek saygısızlık değil; kişiliğin, aklın ve sınırların hâlâ çalıştığının göstergesidir.
Ve psikolog Carl Rogers’ın yaklaşımını hatırlayalım:
“Anlamak, onaylamak değildir.”
Yani sevgili insanlık; birbirimizi anlayalım, dinleyelim, hatta gerektiğinde eleştirelim… Ama birbirimizin beynine de “Evet Efendim Genel Müdürlüğü” açmayalım. 😄