Bilen Psikoloji

Bilen Psikoloji Aile Danışmanlığı-Bireysel Danışmanlık-Çocuk ve Ergen Psikolojisi-Eğitim Koçluğu-Kuantum

LÜTFEN GÖRÜŞLERİNİZİ YAZIN Kİ İLETİŞİM İÇİNDE OLALIM.                                    PSİKOLIĞUNUZ NEDRET DİYOR Kİ: T...
13/08/2026

LÜTFEN GÖRÜŞLERİNİZİ YAZIN Kİ İLETİŞİM İÇİNDE OLALIM. PSİKOLIĞUNUZ NEDRET DİYOR Kİ: Toplumda iki insan tipi vardır: Her söylenene “Evet, tabii ki!” diyenler ve “Bir dakika, bunun doğrusu gerçekten bu mu?” diye soranlar.
Birinci grup huzurludur. Çünkü itiraz etmez, sorgulamaz, ortamı bozmaz. “Bence de!” onların sosyal yağlayıcısıdır. Ne söylense baş sallarlar; hatta bazen baş sallamaktan boyun fıtığı olma ihtimalleri vardır. 😄
İkinci grup ise biraz daha yorucudur. Duygusal zekâları gelişmiştir ama akıllarını da kapıda bırakmazlar. Söyleneni dinler, duyguyu anlar, fakat “Ben seni anlıyorum ama buna katılmıyorum” deme cesaretini gösterirler.
İşte çatışma tam burada başlar.
Çünkü birçok insan anlaşılmayı, haklı bulunmakla karıştırır.
“Beni anlıyorsan benimle aynı düşünmelisin” beklentisi doğar.
Oysa duygusal zekâ; herkese hak vermek değil, insanın duygusunu anlayıp kendi düşünceni kaybetmeden iletişim kurabilmektir.
Eleştirel düşünce de insanlara saldırmak değildir. “Bu düşüncenin kanıtı ne?” diyebilmektir.
Toplumun en büyük yanılgılarından biri şudur:
Uyumlu insanı iyi insan, itiraz eden insanı kötü insan sanmak.
Oysa sürekli “evet” diyen kişi bazen sadece huzuru satın alır; eleştiren kişi ise bazen huzuru bozarak gerçeğe hizmet eder.
Psikolojik açıdan sağlıklı toplum, herkesin aynı düşündüğü toplum değildir. Farklı düşünen insanların birbirini düşmanlaştırmadan konuşabildiği toplumdur.
Çünkü bazen “Hayır, ben böyle düşünmüyorum” demek saygısızlık değil; kişiliğin, aklın ve sınırların hâlâ çalıştığının göstergesidir.
Ve psikolog Carl Rogers’ın yaklaşımını hatırlayalım:
“Anlamak, onaylamak değildir.”
Yani sevgili insanlık; birbirimizi anlayalım, dinleyelim, hatta gerektiğinde eleştirelim… Ama birbirimizin beynine de “Evet Efendim Genel Müdürlüğü” açmayalım. 😄

PSİKOLOĞUNUZ NEDRET DİYOR Kİ: Ülkenin Ruh Sağlığı Bozulurken, Bizimki Nasıl Bozulmasın?Türkiye’de gündemi takip etmek ar...
12/08/2026

PSİKOLOĞUNUZ NEDRET DİYOR Kİ: Ülkenin Ruh Sağlığı Bozulurken, Bizimki Nasıl Bozulmasın?
Türkiye’de gündemi takip etmek artık haber okumak değil, psikolojik dayanıklılık sınavına girmek gibi.
Sabah telefonu açıyorsun:
“Bugün ne olmuş?”
Öğlene kadar üç kriz, iki tartışma, dört iddia…
Akşam beynin diyor ki:
“Ben artık bu ülkenin vatandaşı değil, haber spikeri oldum.”
Peki ruh sağlığımızı nasıl koruyacağız?
Bir: Her haberi sonuna kadar takip etmeyin.
Merak başka şey, kendini canlı canlı strese yatırmak başka.İki: Sosyal medyada her gördüğünüz bilgiye inanmayın. Çünkü artık herkesin telefonu var ama herkesin filtresi yok.
Üç: Her tartışmaya girmeyin.Bazı insanları ikna etmeye çalışmak, kapalı kavanoza “neden açılmıyorsun?” diye bağırmaya benzer.
Dört: Kontrol edemediğiniz şeyleri sürekli düşünmeyin. Ülkenin bütün sorunlarını tek başınıza çözemezsiniz.
Zaten çözebilseydiniz şu anda burada değil, muhtemelen bakanlar kurulunda olurdunuz.
Beş: Hayatınızı sadece gündemden ibaret bırakmayın.Çay için, yürüyün, müzik dinleyin, arkadaşınızla gülün, çiçek sulayın.
Çünkü hayat, haber bülteninden ibaret değildir.
Ve en önemlisi: Güveninizi tamamen kaybetmeyin ama güveninizi de körleştirmeyin.
Eleştirel düşünün. Sorgulayın. Bilgi kaynaklarınızı çeşitlendirin.Ama bütün bunları yaparken ruhunuzu da koruyun.Çünkü insanın memlekete kızması normaldir.
Fakat memlekete kızarken kendisiyle de kavga etmeye başlaması, psikolojik olarak biraz fazla mesaiye girer.Kısacası:Gündemi takip edin, ama gündemin sizi takip etmesine izin vermeyin.
Çünkü ülkenin zaten yeterince problemi var.
Bir de sizin sinir sisteminizle uğraşmasın. 😄

Uzun yazı okumak istemeyenler okumasın çünkü bu konu daha kısa anlatılamaz dı sıkılmayın diye esprili anlattım espri de ...
11/08/2026

Uzun yazı okumak istemeyenler okumasın çünkü bu konu daha kısa anlatılamaz dı sıkılmayın diye esprili anlattım espri de bu kadar olabiliyor. DUYGUSAL TÜKENME: BEYİN “BEN İSTİFA EDİYORUM” DEDİĞİNDE
Duygusal tükenme öyle bir şeydir ki insan bir sabah uyanır ve yatağın içinde şu kararı alır:
“Bugün kimse benden bir şey istemesin. Ben de kimseden bir şey istemeyeceğim. Hatta mümkünse elektrik faturası bile benden bir şey istemesin.”
Çünkü mesele sadece yorgunluk değildir.
Yorgun insan uyur, dinlenir ve bir miktar toparlanır.
Tükenmiş insan ise uyuduktan sonra bile hayata “Şimdi yine mi?” diye bakar.Telefon çalar:
“Arayan kim?”Annem.”Meşgulüm de.”
Ne yapıyorsun?”“Hiç.”
“Hiçbir şey yapmıyorsan konuşalım.”
İşte tükenmişliğin en sevdiği cümle: “Hiçbir şey yapmıyorsan…”
Oysa insanın bazen yaptığı tek şey, kendisini ayakta tutmaya çalışmaktır.
TÜKENEN İNSANIN BEYNİNDE NELER OLUR?
Bir süre sürekli stres altında kalan insanın zihni artık sorun çözmekten çok sorun beklemeye başlar.
Kapı çalar:“Kim geldi?”Telefon titreşir:“Kim ne istedi?” Mesaj gelir:“Kesin kötü bir şey var.”Patron:
“Bir dakika konuşabilir miyiz?”
Beyin:“Tamam arkadaşlar, ben gidiyorum. Siz devam edin.”
Uzun süreli stres; dikkat, motivasyon, uyku, duygu düzenleme ve karar verme süreçlerini bozabilir.
İnsan daha çabuk öfkelenir.
Daha kolay alınır.Küçük bir eleştiriyi büyük bir saldırı gibi algılayabilir.
Daha önce keyif aldığı şeylerden uzaklaşabilir.
İnsanlarla konuşmak bile yorucu hale gelebilir.
Ve en tehlikelisi:
Kişi kendi yorgunluğunu karakter kusuru zannetmeye başlar.“Ben tembelim.”“Ben beceriksizim.”“Kimse beni sevmiyor.”Ben zaten hiçbir şeyi beceremiyorum.”Benden herkes bıktı.”
Hayır.Bazen problem karakteriniz değildir.
Sistemin RAM'i dolmuştur.
Bilgisayara 48 tane program açıp sonra “Niye yavaşladın?” diye kızıyoruz.
Kendimize 48 tane sorumluluk yükleyip sonra:
“Niye psikolojim bozuldu?”diyoruz.
TÜKENMİŞ İNSANIN 7 KLASİK BELİRTİSİ
1. İnsan görmek istemez.
Çünkü sosyal ilişki bile enerji ister.
“Bir kahve içelim.”“Olur.”İçinden:“Ben önce kendimle bir toplantı yapayım.”
2. Küçük şeylere aşırı tepki verir.Çünkü bardak zaten doludur.Bir damla daha gelir:ŞAAAK!
Sonra herkes:
“Bu kadar

PSİKOLUĞUNUZ NEDRET DİYOR Kİ BU MİLLETE NE OLDU?Ülkede önemli bir yasa Meclis’ten geçiyor…Vatandaş:“Ya bu arada tırnağım...
09/08/2026

PSİKOLUĞUNUZ NEDRET DİYOR Kİ
BU MİLLETE NE OLDU?

Ülkede önemli bir yasa Meclis’ten geçiyor…
Vatandaş:“Ya bu arada tırnağım kırıldı, onu nasıl düzelteceğiz?”Bir insan hapse giriyor…
“Güneşte fazla kalmak cildi yaşlandırıyormuş, arkadaşlar dikkat edin.”Hayvanlar katlediliyor… “Kiloma dikkat etmem lazım, son zamanlarda biraz aldım.”
Bir toplumun psikolojik röntgenini çekmek istiyorsanız artık hastaneye gitmenize gerek yok.
Sosyal medyaya girin, MR cihazı gibi çalışıyor.
Bir tarafta insanların hayatını etkileyebilecek gelişmeler oluyor.
Diğer tarafta:
“Arkadaşlar yeni saç rengimi nasıl buldunuz?”
“Bugün kahvemi şekersiz içtim.”
“Buzdolabında yoğurdun son kullanma tarihi geçmiş, sizce yenir mi?”
Telefonumun ekran koruyucusu çatladı.”
Ve elbette insanlığın en büyük problemi:
“Tırnaklarım neden çabuk kırılıyor?”
Psikolojik olarak bunun birkaç nedeni var.
1. BİLGİ FAZLALIĞI BEYNİ FELÇ EDER
İnsan beyni aynı anda yüzlerce olayı önemseyemez.Sabah deprem, öğlen ekonomi, akşam cinayet, gece savaş, arada influencer'ın kedisi…Beyin bir noktadan sonra:
“Ben bunların hangisine üzüleceğim kardeşim, RAM'im doldu!” diyor. Sonuç?Önemli olanla önemsiz olan arasındaki fark giderek siliniyor.
2. ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK
İnsan defalarca bir şeylerin değişmediğini düşünürse bir süre sonra mücadele etmekten vazgeçebilir.
“Ben ne yapabilirim?”
İşte bu cümle toplumların psikolojik freni olabilir.
Çünkü hiçbir şey yapamayacağına inanan insan, zamanla hiçbir şey yapmamayı normal kabul eder.
Sonra da hayatını değiştirmek yerine:“Bugün hangi diziye başlayayım?”diye araştırır.
3. NORMALLEŞTİRME
En tehlikeli psikolojik mekanizmalardan biri budur.
İlk gördüğümüzde şaşırdığımız şey, tekrarlandıkça sıradanlaşır.
İlkinde:“Bu nasıl olabilir?”Onuncusunda:“Yine mi?”
Yüzüncüsünde:
“Akşam ne yiyeceğiz?”İnsan zihni korkunç şeylere bile alışabilir.Çünkü psikolojik sistem sürekli alarm halinde yaşayamaz.Ama burada büyük bir tehlike var:Alışmak, kabul etmek değildir.Fakat insan bazen ikisini birbirine karıştırır.
4. DİJİTAL DİKKAT HIRSIZLIĞI
Sanal dünya bize sürekli şunu söylüyor:“Buna bak!”
“Şuna bak!”“Bunu kaçırma!”“Şu kişi ne giymiş?”“Şu ünlü ne demiş?”Ü“Şu videoda biri düşmüş!”“Şu kedi neden cama bakıyor?”

PSİKOLOĞUNUZ NEDRET DİYOR Kİ: KLAVYE KAHRAMANLARI: PARMAĞI , CESARETİ Wi-Fi'YA BAĞLI İNSANLAR                           ...
08/08/2026

PSİKOLOĞUNUZ NEDRET DİYOR Kİ: KLAVYE KAHRAMANLARI: PARMAĞI , CESARETİ Wi-Fi'YA BAĞLI İNSANLAR Günümüzde yeni bir insan türü gelişti: Klavye kahramanı.
Gerçek hayatta sesi “Pardon, bir şey sorabilir miyim?” seviyesindedir.Ama internete girince…
“SEN KİMSİN LAN!”
Adamın parmakları, kendisinden daha özgüvenli. 😂Gerçek hayatta markette kasiyer 2 TL eksik verse:
“Estağfurullah, önemli değil.”
Facebook'ta biri farklı bir fikir yazsın:
“SENİN GİBİLER YÜZÜNDEN BU ÜLKE BU HALDE!”
Psikoloji burada hafifçe kafasını uzatıp soruyor:
“Evladım… Bu öfke gerçekten o kişiye mi, yoksa hayatındaki birikmiş hayal kırıklıklarına mı?”
Çünkü klavye başında insanın en büyük avantajı şudur:
Karşında gerçek bir insan yokmuş gibi hissedersin.
Göz teması yok.
Ses tonu yok.
Yüz ifadesi yok.
Karşı tarafın üzülüşünü görmüyorsun.
Beyin de empatiyi biraz “uçak moduna” alabiliyor. 😂
Üstelik klavye, bazı insanlara gerçek hayatta bulamadıkları bir güç ve kontrol hissi verebiliyor.
Patronuna söyleyemediğini yorumda söylüyor.
Eşine söyleyemediğini yabancıya söylüyor.
Çocukken kendisini susturanlara söyleyemediğini, hiç tanımadığı birine yazıyor:
“SENİN PSİKOLOJİN BOZUK!”
Psikolojik açıdan daha da komik olan şu:
Adam karşısındaki kişinin psikolojisini teşhis ediyor ama kendi psikolojisini sadece:
“Ben gayet normalim.”diye kapatıyor. 😂
Bir de klavye kahramanlarının özel bir yeteneği vardır:
3 saniyede kişilik analizi!“Sen narsistsin.”
“Senin çocukluğun problemli.”“Sen kesin sevgisiz büyümüşsün.”“Senin bilinçaltın bozuk.”Bütün bunları nokta atışıyla tespit eder.Üstelik hiçbir psikoloji eğitimi almadan!Adamın elinde sadece telefon var ama kendisini:
Freud + Jung + Google + mahalle teyzesikombinasyonu sanıyor. 😂En ilginç tarafı ise şudur:Bazı insanlar internette çok saldırgan olabilirken gerçek hayatta çatışmadan kaçınabilir.Çünkü ekran, kişiye psikolojik bir mesafe ve güvenlik hissi verirYani klavye bazen insanın cesaretini artırmaz…Sadece korkusunu görünmez hale getirir.Bu yüzden bazı kahramanların süper gücü aslında cesaret değil: Ekranın arkasında olmaktır.Telefonu kapatınca Superman gider…“Abi ben yanlış anlaşıldım galiba.”

gelir. 😂Ama hakkını da verelim.

Son söz
08/08/2026

Son söz

PSİKOLOĞUNUZ NEDRET DİYOR Kİ : ilaçsız kaygı giderilir mi.?                                                      Eczaney...
07/08/2026

PSİKOLOĞUNUZ NEDRET DİYOR Kİ : ilaçsız kaygı giderilir mi.? Eczaneye gittim, "Kaygıya ilaç istiyorum" dedim.
Eczacı bana baktı: "Reçeteli mi, reçetesiz mi?"
Dedim ki: "Vallahi ben de reçetesiz mutlu olmanın peşindeyim."
Meğer bilim yıllardır aynı şeyi söylüyormuş...
İlaç kullanmadan kaygı ve depresyona iyi gelen en güçlü "ilaçların" prospektüsü şöyleymiş:
1. Hareket Yan etkisi: İlk 10 dakika "Ben niye çıktım dışarı?" diye söylenme. 15. dakikadan sonra beyin endorfin dağıtmaya başlıyor. 2. Kahkaha Beyin bazen gerçek kahkaha ile rol icabı kahkahayı bile tam ayırt edemiyor. Yeter ki surat, "Bugün iflas ettik." ifadesinden çıksın.
3. Uyku Telefon: "Bir bölüm daha izle..."
Beyin: "Ben serotonin üretecektim..."
Telefon: "Yarın üretirsin."
4. Güneş D vitamini bazen sessiz sedasız moral toplantısı yapıyor. Perdeyi açınca depresyon tamamen kaçmıyor ama en azından "Bir bakalım ne oluyor?" diyor.
5. İnsan Doğru insanlarla beş dakika sohbet, yanlış insanlarla iki saat tartışmadan daha tedavi edicidir.
6. Şükür etmek yada modern ifade olumlama yapmak Beyin olumsuzu büyütmeye programlıdır. İyi olanı fark etmek ise ona yeni bir yazılım yüklemektir.
Ve en komik kısmı...
Bunların hiçbirinin kutusunda: "Günde üç kez, aç karnına dert düşününüz." yazmıyor.
Tam tersine, hepsi beynin şu cümleyi duymasını istiyor:
"Hayat zor olabilir ama ben sadece sorunlardan ibaret değilim."
Çünkü psikolojinin en güzel gerçeği şudur:
Kaygı sana hep en kötü senaryoyu anlatır. Depresyon ise en güzel sahneleri bile karartır. Ama gerçek hayat, ikisinin anlattığından çok daha geniştir.
Bugün kendine küçük bir reçete yaz: Bir yürüyüş, bir kahkaha, biraz güneş, kaliteli bir uyku ve sevdiğin bir insanla içten bir sohbet...
Bazen beynin en çok ihtiyaç duyduğu ilaç, kutuda değil; yaşamın içindedir.

PSİKOLOĞUNUZ NEDRET DİYOR Kİ;  Sanalda Sohbet Ettiğimiz Kişinin Ruhsal Sorunları Olabileceğini Nasıl Anlarız? (Biraz Miz...
06/08/2026

PSİKOLOĞUNUZ NEDRET DİYOR Kİ; Sanalda Sohbet Ettiğimiz Kişinin Ruhsal Sorunları Olabileceğini Nasıl Anlarız? (Biraz Mizah, Biraz Bilim 😄)
Sanal dünyada herkes profil fotoğrafını filtreleyebilir ama kişiliğini uzun süre filtreleyemez.
Şüphe uyandırabilecek bazı davranışlar:
😂 1. İlk 10 dakikada "Sensiz yaşayamam." Daha soyadını bilmiyor ama düğün salonuna bakmaya başlamış.
😂 2. Bir saat cevap vermeyince... "Öldün mü?", "Beni engelledin mi?", "Kesin biri var!" Telefon şarjı bitmiş olabilir ama sen onun kafasında çoktan üç kez ayrılmışsındır.
😂 3. Sürekli mağdur. Eski sevgililer, arkadaşlar, patron, komşu, apartman görevlisi... Dünyadaki herkes kötü, bir tek o masum.
😂 4. Bugün göklere çıkarır, yarın yerin dibine sokar. Sabah "Hayatıma giren en güzel insansın." Akşam "Zaten senden hiç hoşlanmamıştım."
😂 5. Her şeyi kontrol etmek ister. "Niye çevrimiçiydin?" "Kimle konuştun?" "Fotoğrafı niye beğendin?" CIA bile bu kadar sorgu yapmıyor.
😂 6. Sürekli yalanı yakalanır ama... "Sen yanlış anladın." "Öyle demek istemedim." "Telefon kendi kendine yazmış."
Psikolojik Gerçek
Bu davranışların tek başına bir ruhsal bozukluk olduğunu göstermez. İnsanlar stres, yalnızlık, güvensizlik veya olgunlaşmamış ilişki becerileri nedeniyle de böyle davranabilir.
Ancak bu örüntüler sürekli tekrar ediyor, karşı tarafın hayatını ve ilişkilerini ciddi şekilde bozuyor, empati kuramıyor ve sınırlarınıza saygı göstermiyorsa dikkatli olmak gerekir.
Unutmayın: Sanalda en güvenilir filtre, profil fotoğrafı değil; zaman içinde tutarlı davranıştır. Psikolojide karakter, yazılan sözlerden çok, tekrar eden davranışlarda saklıdır.

PSİKOLOĞUNUZ NEDRET DİYOR Kİ: Sanalda "Arkadaş Olalım" Deyip 3 Mesaj Sonra Evlilik Teklif Edenler 😄Bazı insanlar için "M...
05/08/2026

PSİKOLOĞUNUZ NEDRET DİYOR Kİ: Sanalda "Arkadaş Olalım" Deyip 3 Mesaj Sonra Evlilik Teklif Edenler 😄
Bazı insanlar için "Merhaba" sadece selam değildir...Beyinleri onu otomatik olarak "Nişan hazırlıkları başladı." diye çeviriyor. 😄
Peki kadınlar engellemek dışında ne yapabilir?
"Ben burada arkadaşlık ve fikir paylaşımı için varım."(Bu cümle, hayal fabrikasının elektriğini keser.)
"Yazışmalarımız bu sınırlar içinde devam edebilir."(Sınır koymak kabalık değil, psikolojik öz bakımdır.)
"Yanlış anlaşıldığını düşünüyorum."(Bazen insanlar reddedilmeyi değil, yanlış anlamayı daha kolay kabul eder.)
Konuyu sürekli romantikleştiren kişiye kısa ve net cevaplar vermek.(Uzun açıklamalar, umut tacirlerinin yakıtıdır.)
Mizahla sınır koymak:"Galiba sen beni arkadaş listesinde değil, eş adayları kataloğunda görmüşsün." 😂
Psikolojik not:Sınır koyan insanlar soğuk değildir; kendine saygısı olan insanlardır.Sınırları ihlal edenler ise çoğu zaman karşı tarafın ilgisini değil, kendi beklentisini dinler.
Unutmayın..."Hayır" cümlesi tartışmaya açık bir fikir değil, kişisel bir sınırdır.

PSİKOLOĞUNUZ NEDRET DİYOR Kİ.                        Beğeni Uzmanları Derneği"ne hoş geldiniz!Grup yazılarında bazı kişi...
04/08/2026

PSİKOLOĞUNUZ NEDRET DİYOR Kİ. Beğeni Uzmanları Derneği"ne hoş geldiniz!
Grup yazılarında bazı kişiler vardır... Yazıyı sonuna kadar okur, hatta bazen iki kere okur. Güler, düşünür, hak verir... Sonra ne yapar?
Sadece 👍 bırakıp sessizce ortadan kaybolur.
Psikolojik açıdan bu davranışın birkaç nedeni olabilir:
Yanlış bir şey söyleme kaygısı: "Ya yazdığım yanlış anlaşılırsa?" düşüncesi kişiyi güvenli bölgeye iter. Beğeni, "Buradaydım ama riske girmedim." demenin en kısa yoludur.
Sosyal onay ihtiyacı: Bazıları fikir belirtmek yerine çoğunluğun nabzını tutmayı tercih eder. "Kimse yorum yapmamışsa ben de yapmayayım." der.
Çatışmadan kaçınma: İnsan beyni tartışmayı potansiyel tehdit olarak algılayabilir. Bu yüzden "Kalp bırakalım, kavga çıkmasın." stratejisi devreye girer.
Bilişsel ekonomi: Yorum yazmak düşünmeyi, cümle kurmayı ve sorumluluk almayı gerektirir. Beğeni ise beynin "Tek dokunuşla işi bitir!" kampanyasıdır.
Ama unutmayalım...
Beğeni, yazının sevildiğini gösterir; yorum ise düşüncenin yaşadığını gösterir.
Elbette herkes yorum yapmak zorunda değildir. Sessiz kalmak da bir tercihtir. Ancak fikirlerin paylaşıldığı grupları zenginleştiren şey, yalnızca başparmak emojileri değil; farklı bakış açılarıdır.
Kısacası: Bazılarının parmağı "beğen" tuşuna çok hızlı gider, klavyeye gelince beynin güvenlik görevlisi hemen düdüğü çalar:
"Dur! Fazla fikir belirtmek tehlikeli olabilir!" 😄

Address

Tuna Mahallesi Cemal Gürsel Caddesi No:172 Kat:2 Daire:2 Karşıyaka İzmir
Karşıyaka
35600

Opening Hours

Monday 09:00 - 19:00
Tuesday 09:00 - 19:00
Wednesday 09:00 - 19:00
Thursday 09:00 - 19:00
Friday 09:00 - 19:00
Saturday 10:00 - 18:00

Telephone

+905385553522

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Bilen Psikoloji posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share