06/10/2024
Dış dünyanın hareketliliğinden uzakta, belki doğada bir alanda sakinlik içinde düşünce ve duygularımızla başbaşa kalmak zaman zaman ihtiyaç duyduğumuz ve tek başınalığa rağmen tatmin eden keyifli bir deneyim olabilir.
Yalnız kalmak ve yalnız olmak; kişiyi kalabalıklaştıran zengin bir potansiyeli içinde barındırsa da “yalnız hissetmek” süreğen bir hale geldiğinde kişinin sosyal etkileşim kurmakta zorlandığı, hayattan koptuğu, uyumsuz ve aidiyetsiz olduğunu düşündüğü bir kopukluk haline gelebilir.
Sosyal izolasyon bir geri çekilme ve kopma halini tarif eder.
İletişim kurarken, yeni biriyle tanışırken ya da çok yakın olmayan bir çevreyle temas ederken şiddetli bir kaygı hissetmek; neden geriye çekilme ve kopukluk haline gelindiğini açıklayabilir.
İletişimler ve ilişkiler doğası gereği kırılma ve reddedilme riskini içinde barındırır. Bu risklerle karşılaşmaktansa iletişimden, insanlarla sosyal temas içinde olmaktan kaçınmak bu yönüyle akıllıca görünmektedir. Kişiyi güvende hissettirmekte ve korumaktadır. Sergileyeceğiniz bir performans, kırılmak, hata yapmak söz konusu değildir; bu haliyle sosyal izolasyon risksizdir de.
Öte yandan kişinin yalnız ve aidiyetsiz, kopuk ve uyumsuz hissetmesi de bir başka yokluğa ve zorluğa götürür.
Görece daha güvende olduğuna alıştığımız bir döngünün dışına çıkmak elbette zorlayıcıdır ve alışkanlık gerektirir. Öte yandan bize hangi zorluğun iyi geleceğine dair her zaman bir seçim imkanımız da vardır.
Bir kabuğun içinde saklanmak ve uzakta bir yerde tek başına hayatı seyretmek koruyucu olmaktan çok zarar vermeye başladıysa, belki de artık o güvenli limandan ayrılmalı ve “kırılganlık” ilgili bir keşfe doğru yol almalıyız.