Fzt. Furkan Sarıaydın

Fzt. Furkan Sarıaydın Kayropraktik Uzmanı

12/07/2026

Kronik sol kalça ağrısı, sakroiliak hipomobilite ve piriformis sendromu gibi tablolarda lokal tedavilerin yetersiz kalmasının sebebi, pelvik halkanın iç organ asimetrilerinden doğrudan etkilenmesidir. Sağ tarafta safra kesesi ve karaciğerin yarattığı viscerosomatik etkiler baskınken, sol kalçayı mekanik ve nörolojik olarak rehin alan yapı kalın bağırsağın son kısmı olan Sigmoid Kolondur. Eğer hastanızda geçmeyen bir sol SİE ağrısı varsa ve klinik hikayesinde kronik kabızlık, şişkinlik, IBS veya gaz şikayetleri yer alıyorsa, semptomların ötesine geçip biyomekaniği ortaya çıkarmak zorundasınız.

Bu mekanizmanın nörolojik ayağı, S2-S4 spinal segmentlerindeki ortak parasempatik innervasyona dayanır. Sigmoid kolonda yaşanan mikroskobik bir inflamasyon veya mekanik distansiyon (gerilim), S2-S4 arka boynuzuna sürekli olarak afferent nosiseptif bombardıman gönderir. Aynı segmenti paylaşan sol sakroiliak eklem ligamanları bu durumdan etkilenir ve spinal kord düzeyinde oluşan bu aşırı duyarlılık (facilitation), sol pelvik kuşak kaslarında kronik bir koruyucu hipertonusa (savunma spazmına) yol açar. Beyin, organdan gelen distres sinyalini kas-iskelet sistemi üzerinden kompanze etmeye çalışır.

Mekanik boyutta ise sahneye Mesosigmoid Root (Sigmoid mezosunun kökü) çıkar. Sigmoid kolonu asan bu derin periton ve fasya yapısı, sol iliyak fossa boyunca aşağıya uzanırken tam olarak sol Psoas major, sol İliacus ve sol sakroiliak eklemin anterior kapsülü üzerinden geçerek buraya mekanik olarak çıpalanır. Kolondaki kronik spazm veya dolgunluk bu fasyal köprüyü gerdiğinde, sol ilium arkaya ve içeriye doğru rotasyona zorlanarak kilitlenir. Bu mekanik blokaj, yük aktarım dengesini bozarak kalçanın arkasındaki piriformis kasını aşırı yük altında bırakır ve piriformis sendromunu taklit eden ikincil patolojileri tetikler. Dolayısıyla, öndeki fasyal gerilim ve visseral yüklenme manuel olarak serbest bırakılmadan arka zincirdeki kas spazmını kalıcı olarak çözmek mümkün değildir.

⚠️ SORUMLULUK REDDİ: Bu videoda ve açıklama metninde yer alan bilgiler tamamen

26/06/2026

Bu kilitlenmenin arkasındaki asıl nörolojik mekanizma, viscerosomatik refleks adını verdiğimiz organ-kas etkileşimidir. Sağ tarafta yer alan safra kesesi ve safra yollarında meydana gelen mikroskobik düzeydeki hareket kısıtlılıkları veya fonksiyonel gerilimler, sinir sistemi aracılığıyla omuriliğin T5-T9 segmentlerinde aşırı bir duyarlılık (facilitated segment) yaratır. Bu bölgeden çıkan sempatik motor sinyaller, sağ lateral hat boyunca uzanan paraspinal yapılara sürekli bir savunma ve korunma emri göndererek tüm sağ tarafta kronik bir tonus artışına zemin hazırlar.

İşin mekanik ve fasyal boyutunda ise diyafram köprüleri başrolü oynar. Safra kesesini çevreleyen karın zarı (periton), sağ diyafram kubbesinin alt yüzeyi ile doğrudan fasyal komşuluğa sahiptir. Buradaki gerilim sağ diyafram mekaniğini bozduğunda, diyaframın alt sınırını oluşturan medial ve lateral arcuate ligamentler gerilir. Bu ligamentler, tam olarak sağ Psoas ve Quadratus Lumborum (QL) kaslarının başlangıç lifleriyle fasyal olarak kaynaşmıştır. Yukarıdan gelen bu fasyal çekim, sağ psoas kasını bir halat gibi çekerek sağ kalça kemiğini (ilium) anterior torsiyona zorlar; sağ QL ise eklemi yukarı doğru kilitleyerek sakroiliak eklemin doğal mobilitesini tamamen elinden alır.

Sonuç olarak, özellikle sağ çene disfonksiyonu, sağda eksik dişler ve safra kesesi hassasiyeti gibi çoklu sağ taraf semptomları gösteren kompleks vakalarda lokal pelvis manipülasyonları tek başına kalıcı çözüm üretemez. Gerçek ve kalıcı bir iyileşme, ancak bu viscerosomatik ve fasyal zincirlerin bütüncül bir bakış açısıyla, visseral manipülasyon ve segmental nöral yaklaşımlarla regüle edilmesi sayesinde mümkündür.

SORUMLULUK REDDİ: Bu videoda ve açıklama metninde yer alan bilgiler tamamen bilgilendirme ve eğitim amaçlıdır. Herhangi bir hastalık veya disfonksiyon için tıbbi teşhis, tedavi veya kişisel tıbbi tavsiye niteliği taşımamaktadır. Yaşadığınız sağlık problemleri, kronik ağrılar veya tedavi süreçleri için mutlaka uzman bir hekime ve lisanslı bir fizyoterapiste danı�

1. "Başarısız Bel Cerrahisi Sendromu" (FBSS) Nedir?Uluslararası Ağrı Araştırmaları Derneği (IASP) bu durumu; nedeni tam ...
12/06/2026

1. "Başarısız Bel Cerrahisi Sendromu" (FBSS) Nedir?

Uluslararası Ağrı Araştırmaları Derneği (IASP) bu durumu; nedeni tam olarak açıklanamayan, cerrahi müdahaleye rağmen geçmeyen ya da aynı bölgede ameliyattan sonra tekrar ortaya çıkan kronik lomber spinal (bel) ağrısı olarak tanımlar. Yani ameliyat teknik olarak başarılı geçse bile hastanın ağrısının sürmesi bir "başarısızlık" (FBSS) kabul edilir.

2. En Çok Hangi Cerrahi Tipleri "Fail" Oluyor? (Yüzdeleriyle)

Makale ve ilişkili literatür verilerine göre, yapılan cerrahinin karmaşıklığı arttıkça başarısızlık (FBSS gelişme) riski de artmaktadır. En sık uygulanan bel cerrahileri ve başarısızlık oranları şu şekildedir:

| Cerrahi Tipi | Başarısızlık (FBSS Gelişme) Oranı | Açıklama |

| --- | --- | --- |

| Spinal Füzyon (Platin takılması/Omurga Sabitleme) | %30 – %46 | En yüksek başarısızlık oranına sahip cerrahidir. Omurganın biyomekaniğini değiştirdiği için üst ve alt eklemlere binen yükü artırır. |

| Laminektomi (Omurga Kanalı Genişletme) | %10 – %20 | Literatürde "Post-Laminektomi Sendromu" olarak da geçer. Yetersiz rahatlatma veya operasyon sonrası doku hasarı nedeniyle ağrı kalabilir. |

| Disketomi / Mikrodisketomi (Fıtık Ameliyatı) | %5 – %15 | Genel olarak en başarılı gruptur ancak fıtığın aynı seviyede tekrarlama riski vardır. |

> Önemli Kural (Tekrarlayan Ameliyat Riski): Ameliyat sayısı arttıkça başarı şansı dramatik şekilde düşer. İlk bel ameliyatında başarı şansı %50'lerdeyken, 2. ameliyatta bu oran %30'a, 3. ameliyatta %15'e ve 4. ameliyatta %5'e kadar geriler.

---

3. Cerrahi Öncesi Risk Faktörleri (Psikososyal Durum)

Ameliyatın başarısız olmasındaki en büyük etkenlerden biri sadece anatomik sorunlar değildir. Hastanın ameliyata girmeden önceki anksiyete, depresyon gibi psikiyatrik durumları, sigara kullanımı, obezite ve devam eden iş kazası/tazminat davaları (litigasyon), ameliyat sonrası kronik ağrı yaşama riskini (FBSS) doğrudan artırır.

4. Ameliyat Sırasındaki Hatalar (İntraoperatif Nedenler)

Cerrahiden kaynaklı en büyük başarısızlık nedenleri; cerrahın yanlış omurga seviyesine müdahale etmesi, sinir kanalını yeterince rahatlatamaması (yetersiz dekompresyon) veya tam tersine omurgayı aşırı derecede gevşeterek dengesizliğe (instabilite) yol açmasıdır.

5. Tedavide Multidisipliner Yaklaşım ve Nöromodülasyon

Eğer bir hastada bel cerrahisi başarısız olduysa, tekrar ameliyat etmek genellikle durumu daha da kötüleştirir. Bu nedenle kaynak; ilaç optimizasyonu, fizik tedavi ve psikolojik desteğin yanı sıra özellikle kalça ve bacağa vuran ağrılarda Spinal Kord Stimülasyonu (Ağrı Pili - Nöromodülasyon) uygulamalarının cerrahiye kıyasla çok daha yüksek başarı sağladığını vurgulamaktadır.

09/06/2026

Geçmeyen boyun ağrıları ve kafatası tabanında hissedilen o kronik sertlik söz konusu olduğunda, akla ilk gelen şey genellikle boyun düzleşmesi veya fıtık gibi yapısal faktörler olur. Ancak insan vücudunun nöro-biyomekanik ağları incelendiğinde, bazen ağrının gerçek kaynağının omurganın kendisinden çok daha uzak bir yerde, yani gözlerimizde saklı olduğu görülüyor. Bilimsel literatürde okülosefalik ve serviko-oküler refleks olarak adlandırılan sistemler, göz hareketlerimiz ile boyun kaslarımızın milisaniyeler içinde nasıl ortak bir koordinasyonla çalıştığını açıklar. Bexander ve Mellor tarafından yapılan elektromiyografi çalışmaları, başımızı henüz hiç oynatmamış olsak bile, sadece gözlerimizi bir yöne çevirdiğimiz an kafatası tabanındaki suboksipital kasların çoktan kasılmaya başladığını kanıtlamaktadır.

Bu harika mekanizma, beynin evrimsel olarak gözün odaklandığı yöne doğru başı hazırlama stratejisinden kaynaklanır. Corneil ve Munoz gibi nörobilimcilerin yaptığı araştırmalar, beyin sapında göz hareketlerini yöneten üst merkezlerin boyun kaslarına giden sinir yollarıyla doğrudan bir ortak komuta merkezini paylaştığını gösteriyor. Gün boyu bilgisayar ekranına, telefona sabit bir noktadan bakıldığında veya göz kasları aşırı yorulduğunda, beyin bu durumu sinir sisteminde bir stres sinyali olarak işler. Göz kaslarındaki bu sürekli odaklanma ve yorgunluk, eş zamanlı olarak arkadaki derin boyun kaslarına da durmaksızın kasılma emrinin gitmesine neden olur. Sonuç olarak, masada boynunuzu zorlayacak hiçbir hareket yapmamış olsanız bile, günün sonunda o bölgede ağır bir yük taşımış gibi hissettiğiniz kronik bir sertlik açığa çıkar.

Kelders ve ekibinin literatüre kazandırdığı veriler, boyun ağrısı şikayeti olan birçok bireyde bu göz ve boyun arasındaki hassas koordinasyon sisteminin bozulduğunu vurgulamaktadır. Gözlerin koordinasyonsuz çalışması veya dijital ekran yorgunluğu devam ettiği sürece, boyun kasları omurgayı korumak adına kendini sürekli bir kilitlenme modunda tutar. Bu yüzden,

17/05/2026

Bel tutulması veya kas kilitlenmesi yaşandığında genel eğilim sistemin tamamen çöktüğünü düşünmektir. Oysa modern sinir bilimi ve omurga biyomekaniği, bu ani sertleşmenin aslında vücudun en gelişmiş savunma mekanizmalarından biri olduğunu gösteriyor. Hodges ve Tucker tarafından geliştirilen Ağrı Adaptasyon Modeli, sinir sisteminin bir tehdit veya mekanik dengesizlik algıladığı anda hareket stratejisini nasıl kökten değiştirdiğini açıklar. Beyin, omurgayı olası bir hasardan korumak amacıyla derin kasların aktivitesini kısıtlarken, yüzeydeki büyük kasları adeta doğal bir korse gibi aşırı kasarak bölgeyi stabilize etmeye çalışır. Dolayısıyla yaşadığınız o yoğun spazm aslında bir hastalık değil, beyninizin omurganızı korumak adına bastığı bir acil durum frenidir.
​Buradaki asıl klinik problem, tehlike veya akut durum geçse bile bu koruma protokolünün sinir sisteminde takılı kalabilmesidir. Moseley ve Hodges gibi araştırmacıların literatüre kazandırdığı veriler, sinir sisteminin bazen tehdit ortadan kalksa dahi güvensizlik hissi nedeniyle kasları sert tutmaya devam ettiğini gösteriyor. Bu durum kasın yapısında organik bir bozukluk olduğu anlamına gelmez, tamamen sinir sisteminin hareketi yönetme biçimindeki bir yazılım hatasından kaynaklanır. Kişi kası zorla germeye veya açmaya çalıştıkça, beyin bu agresif müdahaleyi yeni bir tehdit olarak algılar ve el frenini daha da sert çekerek kısırdöngüyü büyütür. Bu yüzden masaj veya sıcak uygulama gibi geçici çözümler, beynin derinlerindeki bu koruma sinyalini kapatmaya yetmez.
​Bu kısırdöngüyü kırmanın ve sinir sistemini yeniden sakinleştirmenin yolu kası zorlamak değil, beyne hareketin güvenli olduğunu biyomekanik olarak kanıtlamaktır. Linton ve ekibinin çalışmalarında vurgulandığı üzere, koruyucu spazmı çözmek için kontrollü, mikro düzeyde ve tamamen ağrısız hareketlerle ilerlemek gerekir. Omurgaya doğru açılarla ve sinir sistemini tehdit etmeyecek yüklerle yaklaşımda bulunulduğunda, beyin bölgenin güvende olduğunu anlar ve koruma kalkanını yavaşça indirir. Sonuç olarak kalıcı bir iyileşme, sadece kasta lokal bir gevşeme aramaktan değil; sinir sistemindeki bu hareket yönetimini ve biyomekaniği baştan inşa etmekten geçer.

23/04/2026

Bel fıtığı teşhisi almak, pek çok kişi için hayatın durma noktasına gelmesi ve tek çözümün cerrahi bir müdahale olduğu yanılgısını beraberinde getiriyor. Ancak modern tıp dünyasında yapılan kapsamlı çalışmalar, vücudumuzun aslında dışarıdan bir müdahale olmaksızın kendi kendini onarabilen muazzam bir sistem olduğunu kanıtlıyor. Özellikle Chiu ve ark. (2015) tarafından yapılan meta-analizler, fıtıklaşmış disklerin büyük bir kısmının "resorpsiyon" adı verilen bir süreçle kendiliğinden küçüldüğünü ve hatta tamamen yok olabildiğini gösteriyor. Bu durum, fıtığın kalıcı bir hasar değil, vücudun geçici bir adaptasyon süreci olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor.

Bu iyileşme sürecinin arkasında yatan en ilginç mekanizmalardan biri, bağışıklık sistemimizin başlattığı o titiz temizlik operasyonudur. Omurga kanalına taşan disk parçası, vücut tarafından yabancı bir madde olarak algılanır ve bölgeye adeta bir temizlik ordusu gibi makrofaj adı verilen bağışıklık hücreleri hücum eder. Bu hücreler, fıtık dokusunu enzimlerle parçalayarak yavaş yavaş "yutmaya" başlar. Şaşırtıcı olan ise şudur: Fıtık ne kadar büyükse, kan dolaşımı ve bağışıklık hücreleriyle o kadar fazla temas kurar; bu da büyük fıtıkların vücut tarafından temizlenme ihtimalini, küçük fıtıklara oranla çok daha fazla artırır.

Vücudun bu biyolojik geri dönüşüm projesine ek olarak, fıtıklaşan dokunun zamanla su kaybederek büzülmesi de iyileşme sürecini hızlandıran kritik bir faktördür. Yüksek oranda su içeren fıtık parçası, diskin dışındaki ortamda zamanla kurumaya ve küçülmeye başlar. Bu doğal süreç, sinir üzerindeki mekanik baskıyı kendiliğinden azaltarak ağrının ve uyuşukluğun gerilemesini sağlar. Dolayısıyla, emar raporlarındaki o ilk görüntülere takılıp kalmak yerine, vücudun bu doğal onarım kapasitesine güvenmek ve doğru hareket stratejileriyle bu süreci desteklmek, iyileşmenin en güvenli ve kalıcı yoludur.

17/04/2026

MR sonucunuzu elinize aldığınızda gördüğünüz o karmaşık terimlerin ağrınızın tek sorumlusu olduğunu düşünmek en büyük yanılgılardan biri olabilir. Bilimsel araştırmalar, omurgamızdaki değişimlerin çoğunun aslında yaşla beraber cildimizde oluşan kırışıklıklar veya saçımızdaki beyazlar kadar doğal olduğunu gösteriyor. American Journal of Neuroradiology’de yayımlanan dev bir çalışma, hiçbir ağrısı olmayan binlerce insanın emar bulgularını incelediğinde, her 10 sağlıklı insandan en az 8’inde disk bozulmaları olduğunu ortaya koydu. Yani bugün sokakta ağrısız sızısız yürüyen birçok insanın belinde, aslında tıbbi raporlarda korkutucu görünen o fıtıklar zaten mevcut.

Buradaki en kritik nokta, görüntünün bizi yanıltabileceği gerçeğidir. Emar cihazları vücudunuzun o anki donuk bir fotoğrafını çeker ancak sizin nasıl hareket ettiğinizi, sinirlerinizin hassasiyetini veya kas dengenizi ölçemez. Makaledeki veriler bize şunu söylüyor: 20’li yaşlardaki gençlerin bile yaklaşık üçte birinde disk fıtıkları görülebiliyor. Bu da demek oluyor ki, her fıtık bir hastalık değil; çoğu zaman vücudumuzun zamanla geçirdiği yapısal bir adaptasyondur. Eğer emarınızda fıtık görüldüğü halde hayatınıza kısıtlama getiriyorsanız, aslında vücudunuzun potansiyelini boş yere sınırlıyor olabilirsiniz.

Sonuç olarak bizler emar kağıtlarını değil, insanları tedavi ediyoruz. Ağrınızın gerçek kaynağını bulmak için sadece fotoğraflara bakmak yerine, vücudunuzun hangi hareketlerde zorlandığını ve biyomekaniğinizin nerede tıkandığını anlamak gerekir. Unutmayın ki, fıtıkların çok büyük bir kısmı vücudun kendi onarım mekanizmasıyla zamanla küçülüp geri çekilme eğilimindedir. Sizi korkutan o raporlar yerine, hareketin iyileştirici gücüne ve profesyonel bir değerlendirmeye odaklanmak, gerçek iyileşmenin başladığı yerdir.

04/04/2026

Sakroiliak eklem disfonksiyonu, klinik dünyasında büyük taklitçi olarak bilinir. Birçok hasta ve maalesef bazen uzmanlar bu ağrıyı doğrudan bel fıtığı dosyasına hapseder. Oysa modern literatür, gerçek suçlunun genellikle bir kat aşağıda, leğen kemiği ile omurganın birleştiği o devasa köprüde saklandığını söylüyor.

Dutton ve arkadaşlarının (2021) yaptığı kapsamlı derlemeler, kronik bel ağrısı şikayetiyle başvuran hastaların ciddi bir oranında asıl sorunun bel fıtığı değil, sakroiliak eklem olduğunu doğruluyor. Eğer hasta daha önce bir bel operasyonu geçirdiyse, bu oranın çok daha yüksek seviyelere ulaştığı görülüyor.

Sizer ve ekibi tarafından (2022) yürütülen çalışma, bu eklem ağrısının özellikle radikülopatiyle birebir aynı haritayı takip edebildiğini gösteriyor. Kasık ağrısı, uyluk yan tarafı ve kalçanın derinindeki ağrıların bel fıtığı teşhisiyle maskelenmesi, yanlış tedavi süreçlerine yol açan en büyük delil karartma operasyonu olarak nitelendiriliyor.

Schneider ve diğerlerinin (2020) araştırmasına göre, tek bir testin suçluyu yakalamaya yetmediği açıkça görülüyor. Ancak beş farklı provokasyon testinden üçünün pozitif çıkması durumunda, sorunun sakroiliak eklemden kaynaklandığı kararı bilimsel olarak çok yüksek bir doğrulukla verilebiliyor.

24/03/2026

Maigne Sendromu, bel ağrısı çeken hastaların %1.6'sı ile %40'ı arasında değişen bir oranda görülmesine rağmen tıp literatüründe hala yeterince teşhis edilemeyen ve sıklıkla gözden kaçan bir klinik tablodur. Hastalar genellikle belin alt kısmında şiddetli ağrı hissettikleri için doğrudan lomber bölge MR ve CT görüntülemelerine yönlendirilir; ancak bu tetkikler genellikle alt beldeki fıtık veya kireçlenmeleri gösterir ki bu bulgular çoğu zaman hastanın asıl ağrısıyla klinik olarak örtüşmez. Bu durum, asıl sorunun daha yukarıda, sırt ve belin birleştiği torakolomber bölgede olmasına rağmen tedavinin yanlış anatomik bölgeye odaklanmasına ve dolayısıyla kronikleşen bir ağrı döngüsüne neden olabilir.

Tedavi yaklaşımında ise sadece semptomları baskılamak yerine, sorunun kaynağına yönelik hedefe odaklı yöntemler tercih edilmelidir. Tanının kesinleştirilmesinde, "triple block" adı verilen ve floroskopi eşliğinde gerçekleştirilen kontrollü lokal anestezi enjeksiyonları ağrının tam yerini belirlemede kritik bir rol oynar. İyileşme sürecinde ise omurganın derin destekleyici kasları olan multifidus ve rotatores kaslarını güçlendiren özel egzersiz protokolleri, manuel terapi ve doğru postür eğitimi en etkili sonuçları verir. Konservatif tedavilere yanıt vermeyen dirençli vakalarda ise, kalça kemiği üzerindeki tünellerde sıkışan sinirlerin cerrahi olarak serbest bırakılması kalıcı bir çözüm sunabilir.

18/03/2026

Roussouly sınıflaması, sakral eğim (SS) değerine ve bel kavisinin (lordoz) geometrisine dayanarak insan bel yapısını dört ana tipe ayırır. Bu sınıflama, belin şekli ile ileride oluşabilecek dejeneratif (yıpranmaya bağlı) sorunlar arasındaki ilişkiyi anlamaya yardımcı olur.

Roussouly'ye göre dört bel tipi şunlardır:

Tip 1 (Kısa Hiperlordoz):

Sakral eğim düşüktür (SS < 35°).

Bel kavisinin en uç noktası (apeks) çok aşağıda, L5 seviyesine yakındır.

Alt kavis (distal ark) neredeyse yoktur; lordoz kısa bir hiperlordoz şeklindedir ve üstünde uzun bir torako-lomber kamburluk (kifoz) bulunur.

Genellikle düşük pelvik insidans (PI) değerine sahip bireylerde görülür.

Tip 2 (Düz Bel - "Flat Back"):

Sakral eğim yine düşüktür (SS < 35°).

Alt kavis sığ ve uzundur, bel neredeyse düz bir çizgiye yakındır.

Bu tipte diskler üzerine binen basınç maksimumdur ve erken yaşta fıtık riskini artırabilir.

Genellikle düşük PI ile ilişkilidir.

Tip 3 (Dengeli Bel):

Ortalama bir sakral eğime sahiptir (35° < SS < 45°).

Lordozun alt ve üst kavisleri birbiriyle dengelidir.

Düzenli ve uyumlu bir bel yapısı olarak kabul edilir ve belirli bir dejenerasyon türü için spesifik bir risk taşımaz.

Tip 4 (Belirgin Kavisli Bel - "Hypercurved Back"):

Sakral eğim yüksektir (SS > 45°).

Bel kavisi hem uzunluk hem de eğim olarak artmıştır.

Bu tipte stres daha çok omurganın arka elemanlarına (faset eklemleri) biner; bu da faset eklemi kireçlenmesine veya kaymalara (spondilolistezis) yatkınlık yaratabilir.

Genellikle yüksek PI değerine sahip bireylerde görülür.

Bu sınıflama, her bireyin anatomik yapısına uygun cerrahi veya tedavi stratejilerinin belirlenmesinde kritik rol oynar; çünkü bir hastanın orijinal bel tipi (örneğin Tip 4), yaşlanma veya hastalık sonucu Tip 2 gibi görünebilir ("sahte Tip 2") ve tedavinin hastanın özgün yapısını geri kazandırmayı hedeflemesi gerekir.

Address

Kemeraltı, Hasan Işık Caddesi
Marmaris

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Fzt. Furkan Sarıaydın posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share