Kognitif Psikoloji

Kognitif Psikoloji Bireysel - Çocuk Terapisi, Hipnoz, Atölye Çalışmaları, Online Danışmanlık, Çift ve Aile Terapisi, Bilişsel Rehabilitasyon

21/05/2026
Baba bazen yokluğuyla değil, varlığının eksikliğiyle iz bırakır. Görülmeyen, duyulmayan, temas etmeyen bir baba figürü…Ç...
03/05/2026

Baba bazen yokluğuyla değil, varlığının eksikliğiyle iz bırakır. Görülmeyen, duyulmayan, temas etmeyen bir baba figürü…
Çocuk için bu, yalnızca bir ilişki değil; benliğin aynasıdır. Ve o ayna çatlaksa, kişi kendini her baktığında eksik görür.

Terapi odasında “baba yarası” çoğu zaman doğrudan anlatılmaz. Danışan “babam…” diye başlamaz çoğu zaman.
Onun yerine şöyle cümleler gelir:

“Yetemiyorum.”
“Sürekli onay arıyorum.”
“Birine çok bağlanıyorum ya da kimseye yaklaşamıyorum.”
“İçimde tarif edemediğim bir boşluk var.”

Baba yarası, kendilik değerinin sessizce aşınmasıdır. Kişi, var olmak için sürekli bir kanıt sunmak zorunda hisseder.
Sevilmek için çabalamayı öğrenmiştir çünkü.
Sevilmenin koşulsuz olabileceğine dair bir deneyimi yoktur.

Kohut’un diliyle bakarsak, baba çoğu zaman bir “idealize edilen kendilik nesnesi”dir.
Çocuk onunla güçlenir, onunla dünyayı anlamlandırır. Ama o figür kırılgan, uzak ya da erişilemez olduğunda,
çocuk kendi içinde sağlam bir yapı kuramaz.
İçeride hep bir eksik parça kalır.

Ve bu eksiklik, yetişkinlikte ilişkilerde tekrar sahneye çıkar: Birini gözünde büyütmek, sonra hayal kırıklığıyla yıkılmak…
Ya da kimseye güvenememek…
Ya da sürekli “yeterli miyim?” sorusuyla yaşamak…

İnsan, en çok kendine temas edemediğinde dağılır.Kaygı, çoğu zaman bir fazlalık değil,eksik kalmış bir temasın izidir.Gö...
27/04/2026

İnsan, en çok kendine temas edemediğinde dağılır.

Kaygı, çoğu zaman bir fazlalık değil,eksik kalmış bir temasın izidir.Görülmemiş olanın,duyulmamış olanın,zamanında karşılık bulamamış bir ihtiyacın içte sürdürdüğü arayış…

Kişi hızlanır, toparlanır, güçlü görünür ama içindeki yapı,ancak anlaşıldığında tutunur. Kaygı, bazen dağılmak üzere olanın değil,dağılmamak için çabalayanın sesidir.

“Buradayım” demenin,“beni gör” demenin,“bunu tek başıma tutamıyorum” demenin sessiz bir biçimi… Ve belki de iyileşme,o sesi susturmakta değil,ona bir karşılık bulabilmektedir.
Çünkü insan,anlaşıldığı yerde toparlanır.

Bazı insanlar bir fanusun içinde büyür. Dışarıdan bakıldığında hayatları normal, hatta özgür görünür. Seçim yapabiliyor,...
16/03/2026

Bazı insanlar bir fanusun içinde büyür. Dışarıdan bakıldığında hayatları normal, hatta özgür görünür. Seçim yapabiliyor, konuşabiliyor, yürüyebiliyor, kendi yollarını çiziyormuş gibi dururlar. Fakat görünmeyen bir gerçek vardır: O fanusun cam duvarları dışarıdan fark edilmez. İnsan çoğu zaman kendi sınırlarının içinde yaşarken bunun bir sınır olduğunu bile anlayamaz.

Bu fanus çoğu zaman çocuklukta şekillenir. Sevginin eksik olduğu, anlaşılmanın nadir yaşandığı ya da duyguların görülmediği bir ortamda büyüyen bir insanın iç dünyasında sessiz bir boşluk oluşur. Bu boşluk her zaman kelimelerle anlatılamaz. İnsan hayatına devam eder, büyür, çalışır, ilişkiler kurar; fakat içinde bir yerde hâlâ görülmeyi bekleyen küçük bir çocuk kalır. İşte bu yüzden bazı ruhlar kalabalıkların ortasında bile kendini yalnız hisseder. Psikoloji bu durumu çoğu zaman duygusal ihmal olarak açıklar. İnsan fiziksel olarak büyürken, duygusal olarak beslenmediğinde iç dünyasında bir eksiklik taşımaya başlar. Bu eksiklik zamanla insanın düşüncelerini, ilişkilerini ve hayata bakışını etkiler. Kişi farkında olmadan kendini korumak için duvarlar örer. Bu duvarlar onu acıdan korur gibi görünür; fakat aynı zamanda onu dünyadan da uzaklaştırır. Zamanla insan bu fanusun içinde yaşamaya alışır. Çünkü alışılan şey, ne kadar dar olursa olsun güvenli hissettirebilir. İnsan zihni belirsizlikten korkar; bu yüzden tanıdığı duygulara ve kalıplara tutunur. Böylece özgür olduğunu düşünerek yaşamaya devam eder. Oysa çoğu zaman özgürlük sandığı şey, geçmişin ve korkuların şekillendirdiği görünmez bir sınırdır. Fanusun içinde büyüyen bir ruhun en derin yalnızlığı da burada başlar. Çünkü bu yalnızlık sadece fiziksel bir yalnızlık değildir; bu, anlaşılmamanın ve ait hissedememenin sessiz ağırlığıdır. İnsan bazen kalabalıkların ortasında bile içsel olarak yetim hissedebilir. Bu yetimlik, anne ya da babanın yokluğundan değil; ruhun görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış olmasından doğar.

Birçok ebeveyn, çocuğunun öfkesini, kaygısını, içine kapanmasını fark ettiğinde çözümü uzmanda arıyor ki bu çok kıymetli...
16/03/2026

Birçok ebeveyn, çocuğunun öfkesini, kaygısını, içine kapanmasını fark ettiğinde çözümü uzmanda arıyor ki bu çok kıymetli. Ama aynı ebeveyn aynaya bakma fikriyle karşılaşınca çoğu zaman geri çekiliyor. İşte tam burada görünmeyen bir sorunsal başlıyor.

Çocuklar çoğu zaman ailenin duygusal ikliminin aynasıdır. Evde konuşulmayanlar, bastırılan kaygılar, kuşaktan kuşağa aktarılan korkular… Hepsi bir şekilde çocuğun davranışlarında kendine yer bulur. Bu yüzden çocuk terapiye giderken aslında kapıyı çoğu zaman bütün sistem çalmıştır.

Peki ebeveynler neden terapiye gitmekte zorlanıyor?

Çünkü terapi yalnızca “sorunu çözmek” değil, aynı zamanda yüzleşmektir.
— Kontrol edemediğimiz duygularla,
— Kendi çocukluğumuzdan taşıdıklarımızla,
— “Ben de hata yapmış olabilirim” ihtimaliyle…

Birçok ebeveyn için asıl kaçınılan şey tam olarak budur: suçluluk duygusuyla temas etmek ve kırılgan görünme korkusu.

Toplumsal kodlar da bu kaçınmayı besliyor. “Güçlü ebeveyn her şeyi bilir”, “Anne-baba fedakârdır, yorulmaz”, “Bizim zamanımızda terapi mi vardı?” gibi cümleler, yetişkinlerin destek aramasını görünmez bir utanç alanına itiyor. Oysa duygusal dayanıklılık, yardım istememek değil, ne zaman destek alacağını bilmektir.

Bu sorunsal nasıl çözülür?

Önce dili değiştirmekle.
Çocuğu “tamir edilecek problem” gibi görmek yerine aileyi bir bütün olarak ele almakla.
Ebeveyn terapisini bir kriz hamlesi değil, bir farkındalık yatırımı olarak konumlandırmakla.

Ve belki en önemlisi şu soruyu dürüstçe sorabilmekle:

“Çocuğumun zorlandığı yerde ben ne hissediyorum ve ben bu duyguyla ne yapıyorum?”

Unutmayalım:
İyileşme çoğu zaman çocuk odasında değil, ebeveynin kendi hikâyesine bakmaya cesaret ettiği yerde başlar.

Birçok ebeveyn, çocuğunun öfkesini, kaygısını, içine kapanmasını fark ettiğinde çözümü uzmanda arıyor ki bu çok kıymetli...
26/02/2026

Birçok ebeveyn, çocuğunun öfkesini, kaygısını, içine kapanmasını fark ettiğinde çözümü uzmanda arıyor ki bu çok kıymetli. Ama aynı ebeveyn aynaya bakma fikriyle karşılaşınca çoğu zaman geri çekiliyor. İşte tam burada görünmeyen bir sorunsal başlıyor. Çocuklar çoğu zaman ailenin duygusal ikliminin aynasıdır. Evde konuşulmayanlar, bastırılan kaygılar, kuşaktan kuşağa aktarılan korkular… Hepsi bir şekilde çocuğun davranışlarında kendine yer bulur. Bu yüzden çocuk terapiye giderken aslında kapıyı çoğu zaman bütün sistem çalmıştır. Peki ebeveynler neden terapiye gitmekte zorlanıyor?

Çünkü terapi yalnızca “sorunu çözmek” değil, aynı zamanda yüzleşmektir.
— Kontrol edemediğimiz duygularla,
— Kendi çocukluğumuzdan taşıdıklarımızla,
— “Ben de hata yapmış olabilirim” ihtimaliyle…

Birçok ebeveyn için asıl kaçınılan şey tam olarak budur: suçluluk duygusuyla temas etmek ve kırılgan görünme korkusu.

Toplumsal kodlar da bu kaçınmayı besliyor. “Güçlü ebeveyn her şeyi bilir”, “Anne-baba fedakârdır, yorulmaz”, “Bizim zamanımızda terapi mi vardı?” gibi cümleler, yetişkinlerin destek aramasını görünmez bir utanç alanına itiyor. Oysa duygusal dayanıklılık, yardım istememek değil, ne zaman destek alacağını bilmektir.

Bu sorunsal nasıl çözülür? Önce dili değiştirmekle. Çocuğu “tamir edilecek problem” gibi görmek yerine aileyi bir bütün olarak ele almakla. Ebeveyn terapisini bir kriz hamlesi değil, bir farkındalık yatırımı olarak konumlandırmakla.

Ve belki en önemlisi şu soruyu dürüstçe sorabilmekle:

“Çocuğumun zorlandığı yerde ben ne hissediyorum ve ben bu duyguyla ne yapıyorum?”

Unutmayalım:
İyileşme çoğu zaman çocuk odasında değil, ebeveynin kendi hikâyesine bakmaya cesaret ettiği yerde başlar. İçeride çocuklarla oyun oynuyoruz, ebeveynlerle sohbet ederken onların çocukluğunu kendi çocuklarıyla yeniden buluşturuyoruz. ✨

İnsan çoğu zaman bir kişiyi, bir ilişkiyi ya da bir ihtimali bırakamaz. Bu, sanıldığı gibi yalnızca sevgiyle açıklanabil...
10/02/2026

İnsan çoğu zaman bir kişiyi, bir ilişkiyi ya da bir ihtimali bırakamaz. Bu, sanıldığı gibi yalnızca sevgiyle açıklanabilecek bir durum değildir.
Çünkü sevgi, çoğu zaman gidebilmeyi de içerir. Gitmeyişimizin nedeni nesnenin kendisi değildir;
onun zihnimizde iki parçaya bölünmüş temsilidir. Zihin, çelişkiyi taşıyamadığında nesneyi bütün olarak kavrayamaz. Bir parça “iyi” olarak korunur, diğer parça “kötü” olarak askıya alınır.
Böylece kişi, gerçeği değil, parçalanmış bir anlamı taşımaya devam eder. İdealizasyon, sevmenin yüceltilmiş hâli değildir.
O, nesneyi kaybetmemek için gerçeğin üstüne çekilmiş bir örtüdür. İnsan, nesnenin iyi parçasını korudukça kötü olanla vedalaşamaz.Bu yüzden ayrılık, kötü hissetmekle başlamaz. Ayrılık, nesnenin aynı anda hem iyi hem yetersiz olabildiği anda başlar. Zihin, “iyi”yi kurtarma çabasından vazgeçmeden gitmek mümkün değildir. Çünkü hâlâ kurtarılacak bir parça vardır.
Hâlâ “belki” vardır. Hâlâ geri dönebilecek bir ideal kalmıştır. İdealizasyon bitmeden ayrılık başlamaz çünkü ayrılık, bir kopuş değil, bir entegrasyon işidir. İnsan ancak şunu söyleyebildiğinde gidebilir:
“Bu hem iyiydi, hem eksikti.
Ve bu bütünlükle artık yanımda taşınamaz.”
Gitmek, sevginin bittiği yer değil;
bölünmenin sona erdiği yerdir.
Ve belki de en zor olan şudur:
Bazı şeyler terk edilmez,
yalnızca anlaşılır.
Anlaşılan şeyler, kendiliğinden bırakılır.

 🥰
10/02/2026

🥰

Bazı yollar hiç yürünmediği için değil, tam yürünecekken vazgeçildiği için içimizde kalır. Gidilemeyen yollar çoğu zaman...
27/01/2026

Bazı yollar hiç yürünmediği için değil, tam yürünecekken vazgeçildiği için içimizde kalır. Gidilemeyen yollar çoğu zaman kaderin kapattığı patikalar değildir; cesaretle korku arasındaki o ince eşikte kendi kendimize ördüğümüz duvarlardır. Ve bu yollar, yıllar sonra “keşke” adıyla geri döner. Keşke, pişmanlıktan daha karmaşık bir duygudur. Pişmanlık yapılan bir şeyle ilgilidir; keşkeler ise olunmayan bir benlik etrafında dolaşır. “Yapsaydım ne olurdu?”dan çok, “o ben olsaydım kim olurdum?” sorusunu taşır. Bu yüzden keşkeler yalnızca geçmişe değil, kimliğimize dokunur. İnsan çoğu zaman gerçekten olmak istediği yerlerde mi değildir, yoksa olmaktan korktuğu yerlerde mi sıkışıp kalmıştır? Bu sorunun cevabı genellikle rahatsız edicidir. Çünkü fark ederiz ki bulunduğumuz yer, tamamen yanlış olduğu için değil; tanıdık olduğu için seçilmiştir. Psikolojide buna alışılmış benlik denebilir: Acı verse bile bildiğimiz, öngörülebilir ve kontrol edilebilir bir kimlik. Gerçekten olmak istediğimiz yerler ise genellikle belirsizdir. Orada başarısız olma ihtimali vardır, reddedilme riski vardır, hatta yalnız kalma ihtimali. En önemlisi: Orada artık eski hikâyemizi anlatamayız. Çünkü yeni bir yerde, eski mazeretler geçersizleşir. Ve insan çoğu zaman mutsuzluğundan çok, mazeretlerini kaybetmekten korkar. Bu yüzden bazı insanlar “istemediği bir hayatı” yaşamaz; aslında kendi potansiyelinin tanığı olmamak için bilinçdışı bir anlaşma yapar. “Denemedim” demek, “denedim ve olmadı” demekten daha güvenlidir. Keşke bu yüzden bazen bir savunma mekanizmasıdır: Acıyı erteler ama bedelini büyütür. Bazı insanlar kendi hayatlarını yaşamaz. Daha doğrusu, yaşadıklarını sanırlar ama içten içe bunun kendilerine ait bir hayat olmadığını bilirler. Sabah uyanırlar, sorumluluklarını yerine getirirler, sosyal olarak “normal” bir çizgide ilerlerler. Dışarıdan bakıldığında eksik bir şey yoktur. Ama içeride, adı konulamayan bir yabancılık hissi vardır: Sanki biri onların yerine karar vermiş, onlar da bu kararların içinde usulca kaybolmuştur. En acı farkındalık şudur:
İnsan her zaman yanlış bir hayat yaşamaz.
Bazen sadece kendi hayatına gelememiştir.

Address

Hürriyet Mahallesi Ziya Şira Sokak Cengizhan Konakları B Blok Kat: 2 Daire: 7
Tekirdag

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Kognitif Psikoloji posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Kognitif Psikoloji:

Share

Category