uzm.dr.muberrakulu

uzm.dr.muberrakulu Psikiyatrist
Psikoterapist
Cinsel terapist

01/07/2026

Aileler çoğu zaman bu cümleyi iyi niyetle kurar. Amaç ya çocuğa motivasyon vermek, ya bir ders çıkarmasını sağlamak, ya da kendi deneyiminden bir şey aktarmaktır. Ne var ki bu cümle, hedeflenen etkinin tam tersini doğurabilir.

"Ben senin yaşındayken..." ile başlayan cümleler, çoğu zaman bir kıyas zemininde ilerler. Çocuk bu kıyasta kendini değil, ailesinin geçmişteki versiyonunu görür. Bu da çocukta "Ben yeterince iyi değilim" ya da "Bu beklentiyi karşılayamayacağım" duygusunu pekiştirebilir.

Bu cümlenin çocukta yaratabileceği etkiler:

🌿 Anlaşılmadığı hissi
Çocuk, kendi koşullarının ve duygularının görülmediğini düşünebilir. Çünkü her dönemin kendine özgü zorlukları vardır ve bunlar birbiriyle birebir karşılaştırılamayabilir.

🌿 Savunmaya geçme eğilimi
Çocuk, eleştirildiğini hissettiğinde dinlemek yerine kendini savunmaya odaklanabilir. Bu da iletişimin kapısının kapanmasına neden olabilir.

🌿 Kıyas üzerinden öz değer kaybı
Sürekli geçmiş bir versiyonla kıyaslanan çocuk, kendi başarılarını değil; eksiklerini görmeye başlayabilir.

🌿 Motivasyon yerine direnç
Amaç motive etmek olsa da, çocuk bu cümleyi "Bana güvenmiyorlar" ya da "Beni olduğum gibi kabul etmiyorlar" şeklinde algılayabilir. Bu da ders çalışma motivasyonunu azaltabilir.

🌿 Dönemin gerçeğini yansıtmaması
Bugünün çocukları, ailelerinin gençlik döneminden çok farklı bir dünyada büyüyor. Sosyal medya, dijital uyaranlar, eğitim sisteminin değişen yapısı, akran etkileri ve bilgiye erişim hızı; tüm bunlar çocuğun yaşadığı baskıyı geçmişle kıyaslanamaz hâle getirebilir.

Aynı niyeti taşıyan ama daha etkili olabilecek alternatifler:

• "Bu yaşı yaşamak kolay değil, biliyorum."
• "Bazen ben de zorlandığım dönemler yaşadım, istersen paylaşabilirim."
• "Senin yerinde olsam ben de yorulurdum."
• "Bu süreçte ne hissettiğini merak ediyorum."

Çocuk geçmişle değil, bugünkü hâliyle görülmek ister. Çünkü kendi deneyimini paylaşmak ile başkasının deneyimiyle kıyaslanmak, çocuğun zihninde tamamen farklı duygulara karşılık gelir.

Destek de baskı da çoğu zaman aynı niyetten doğar: çocuğun iyiliğini istemek. Aradaki fark, kullanılan kelimelerden çok;...
24/06/2026

Destek de baskı da çoğu zaman aynı niyetten doğar: çocuğun iyiliğini istemek. Aradaki fark, kullanılan kelimelerden çok; çocuğun bu kelimelerin sonunda ne hissettiğidir. Aynı cümle bir çocukta motivasyon yaratırken, başka bir çocukta yetersizlik duygusunu tetikleyebilir.

Destek olarak başlayıp baskıya dönüşebilen tutumlar:

🌿 Hedef belirlemek vs. hedefi dayatmak
Çocuğun hedefini birlikte konuşmak destekleyici olabilir. Ancak hedef ailenin beklentisi üzerine kurulduğunda, çocuk hedefe değil; ailesinin beklentisine ulaşmaya çalışan biri hâline gelebilir.

🌿 İlgi göstermek vs. sürekli kontrol etmek
"Nasıl gidiyor?" sorusu zaman zaman ilgiyi gösterebilir. Ancak bu soru gün içinde defalarca tekrarlandığında, bir merak ifadesi olmaktan çıkıp denetim aracına dönüşebilir.

🌿 Başarıyı kutlamak vs. başarıyı koşula bağlamak
"Çok güzel, harika çalışmışsın" desteklerken; "Bu şekilde devam edersen ancak hedefe ulaşırsın" cümlesi koşullu sevgi algısına yol açabilir.

🌿 Cesaretlendirmek vs. garanti vermesini beklemek
"Biliyorum yapabilirsin" destekleyici bir cümle olabilir. Ancak bu cümlenin altında "Yapmak zorundasın" anlamı sezildiğinde, çocuk başarıyı bir tercih değil bir mecburiyet olarak algılayabilir. Bu da süreci ağırlaştırabilir.

🌿 Övgü vermek vs. övgüyü performansa bağlamak
Çocuğun çabası takdir edildiğinde özgüven beslenir. Ancak övgü yalnızca yüksek puanlara, derecelere ya da sonuçlara verildiğinde; çocuk "Sevilmek için başarmam gerekiyor" algısı geliştirebilir.

🌿 Plan yapmak vs. planı çocuğun yerine kurgulamak
Çocukla birlikte program oluşturmak destekleyicidir. Ancak ailenin programı tamamen kendi başına hazırlaması, çocuğun süreçteki sorumluluk duygusunu zayıflatabilir.

Destek ile baskıyı ayırt eden temel soru:
"Bu cümleyi/bu davranışı çocuğum nasıl hissedecek?"

Bu soru sorulduğunda; aynı niyetin farklı sonuçlar doğurabileceği daha net görülebilir. Çünkü destek; çocuğa "yanındayım" der. Baskı ise farkında olmadan "yetmiyorsun" mesajı taşıyabilir.

Sınav süreci yalnızca öğrencinin değil, tüm ailenin yaşadığı bir dönemdir. Aileler çoğu zaman çocuğa destek olmak, motiv...
18/06/2026

Sınav süreci yalnızca öğrencinin değil, tüm ailenin yaşadığı bir dönemdir. Aileler çoğu zaman çocuğa destek olmak, motive etmek ya da süreci kolaylaştırmak ister. Ancak bu çabanın içinde, fark edilmeden uygulanan bazı baskılar yer alabilir. Bu baskılar açıkça dile getirilmediği için çocuk tarafından da çoğu zaman tanımlanamaz; sadece sebebi bilinmeyen bir gerginlik olarak hissedilebilir.

Bu baskılar neden fark edilmez?
Çünkü çoğu zaman söz, mimik, ev içi atmosfer ya da küçük davranışlar üzerinden iletilir. Aile kendini "destek veriyorum" sanırken, çocuk "sürekli izleniyorum" duygusu yaşıyor olabilir. Bu da gözle görünmeyen ama hissedilen bir baskı zemini oluşturabilir.

Sıkça yaşanan ama fark edilmeyen baskı biçimleri:

🌿 Sürekli "Çalıştın mı?" sorusunu yöneltmek
Bu soru, kontrol etme niyetinden uzak söylenmiş olsa bile çocukta "Bana güvenilmiyor" hissini oluşturabilir. Sıklığı arttıkça soru, bir merakın değil, bir denetimin temsiline dönüşebilir.

🌿 Sessiz beklenti
Hiçbir şey söylenmese bile, mimikler ve tonlar üzerinden hissedilen beklentiler çocuğun üzerinde sözlü uyarılardan daha ağır bir yük bırakabilir.

🌿 "Senin için ne fedakârlıklar yaptık" anlatımları
Bu cümleler aile için bir hatırlatma olabilir; ancak çocukta "Başaramazsam onları üzerim, suçlu hissederim" duygusunu büyütebilir.

🌿 Başarılı akrabaları örnek vermek
"Kuzenin geçen yıl çok iyi yaptı" gibi cümleler, çocuğun zihninde bir kıyas zemini yaratır. Bu da öz değerini sınav sonucuna bağımlı hâle getirebilir.

🌿 Aşırı destek
Sürekli atıştırmalık getirmek, sürekli odasına uğramak, sürekli "ihtiyacın var mı?" diye sormak; bir süre sonra destek olmaktan çıkıp denetim hissi yaratabilir.

🌿 Geleceğe dair dolaylı imalar
"İnşallah istediğimiz bölümü kazanırsın" gibi cümleler, çoğu zaman ailenin beklentisini çocuğun hedefi olarak konumlandırabilir.

🌿 Olumsuz senaryoları konuşmama yasağı
"Sakın olumsuz düşünme" yaklaşımı, çocuğun olası kaygılarını paylaşamamasına yol açabilir. Bu da duygunun bastırılmasına ve içeride büyümesine neden olabilir.

Sınava az bir süre kala, aileler ve öğrenciler çoğu zaman bir ikilem yaşar: "Daha çok mu çalışmalı, yoksa biraz nefes mi...
17/06/2026

Sınava az bir süre kala, aileler ve öğrenciler çoğu zaman bir ikilem yaşar: "Daha çok mu çalışmalı, yoksa biraz nefes mi almalı?" Bu soruya verilecek yanıt, aslında bilginin değil; bilgiyi sınav anında kullanabilme kapasitesinin belirleyici olduğunu fark etmekle başlar.

Son haftalarda öğrenilen yeni bilgiler, zaten yorulmuş olan bir zihin tarafından çoğu zaman tam olarak işlenemez. Buna karşın, zihnin dinlenmiş, sakin ve odaklanmış olması; daha önce öğrenilen bilgilerin sınav anında erişilebilir olmasını sağlar. Yani sınav performansı, son haftada eklenen bilgiden çok; o bilgiye ulaşabilme becerisine bağlı olabilir.

Son haftalarda yoğun çalışmanın getirebileceği riskler:

🌿 Bilişsel tükenmişlik
Zihin sürekli yeni bilgi yüklendiğinde, eski bilgileri organize etme kapasitesi azalabilir. Bu da sınav anında "bildiğim hâlde aklıma gelmedi" durumuna zemin hazırlayabilir.

🌿 Uyku düzeninin bozulması
Geç saatlere kadar çalışmak, REM uykusunu azaltır. Oysa hafıza pekiştirme büyük ölçüde uyku sırasında gerçekleşir.

🌿 Kaygının yoğunlaşması
"Daha çalışmam lazım" düşüncesi, bir süre sonra çalışmayı verimli kılan motivasyon olmaktan çıkıp, kaygıyı besleyen bir kaynağa dönüşebilir.

🌿 Özgüven kaybı
Son haftalarda yapılan denemelerde beklenen sonuç alınmadığında, çocuk önceki tüm emeğini sorgulamaya başlayabilir. Bu da motivasyonu düşürebilir.

Psikolojik dayanıklılığı korumanın getirileri:

🌿 Var olan bilgiye sınav anında daha kolay erişim
🌿 Zihinsel netlik
🌿 Duygusal dengenin korunması
🌿 Sınav kaygısının yönetilebilir seviyede kalması
🌿 Bedensel sağlığın sürdürülmesi

Son haftalarda dengeyi sağlamak için yaklaşımlar:
• Yeni konuya başlamak yerine, bilinenleri tekrar etmek
• Günlük çalışma saatlerini makul bir aralıkta tutmak
• Uyku düzenini kesinlikle bozmamak
• Hafif fiziksel aktiviteyi sürdürmek
• Sosyal bağları tamamen koparmamak
• Nefes egzersizleri ve kısa molalar
• Beslenmeyi düzenli tutmak

Son haftalarda asıl mesele "ne kadar çok çalışıldığı" değil; çocuğun sınav günü nasıl bir zihinle masaya oturacağıdır. Çünkü sınav bir bilgi yarışı kadar, aynı zamanda bir odak ve duygu yönetimi sürecidir.

Sınav bittikten sonra başlayan bekleme süreci, çoğu zaman sınavın kendisinden daha zorlayıcı hissedilebilir. Çünkü sınav...
13/06/2026

Sınav bittikten sonra başlayan bekleme süreci, çoğu zaman sınavın kendisinden daha zorlayıcı hissedilebilir. Çünkü sınav süresince çocuk en azından "yapacak bir şeyi" olduğunu bilir; ancak sonuç beklenirken bu kontrol duygusu büyük ölçüde ortadan kalkar.

İnsan zihni belirsizliği yönetmekte zorlanır. Belirsizlik uzadıkça zihin, olası senaryolar üretmeye başlar; bu senaryoların büyük kısmı da olumsuz olabilir. Bu da kaygıyı, uyku problemlerini ve duygusal dalgalanmaları beraberinde getirebilir.

Bu dönemde gözlemlenebilecek tepkiler:

🌿 Sürekli sınav sorularını zihinde tekrar etme
🌿 Uyku düzeninde bozulmalar
🌿 İştah değişiklikleri
🌿 Sosyal hayattan uzaklaşma ya da tam tersine aşırı meşgul olma çabası
🌿 Aile bireylerine karşı sinirlilik
🌿 Geleceğe dair karamsar düşünceler
🌿 Bedensel belirtiler (baş ağrısı, mide problemleri)

Bu süreci daha sağlıklı yönetmek için yaklaşımlar:

🌿 Konuyu tamamen yasaklamamak
"Sınavdan hiç bahsetmeyelim" yaklaşımı, çocuğun duygularını bastırmasına yol açabilir. Bunun yerine, çocuk konuşmak istediğinde dinlemeye açık olmak daha sağaltıcı olabilir.

🌿 Yeni bir rutin oluşturmak
Sınav süresince ders odaklı geçen günler bir anda boşluk hissi yaratabilir. Bu boşluğu bir hobi, spor ya da sosyal aktivite ile doldurmak, zihni meşgul ederek kaygının yoğunlaşmasını azaltabilir.

🌿 "Sonuç odaklı" değil, "süreç odaklı" konuşmak
"Sonuç ne çıkarsa çıksın, bu süreçte gerçekten emek verdin" gibi cümleler, çocuğun emeğini sonuçtan bağımsız olarak görmesine yardımcı olabilir.

🌿 Uyku ve beslenme düzenini korumak
Bekleme döneminde bozulan rutinler, kaygıyı daha da besleyebilir. Düzenli uyku ve dengeli beslenme, duygusal dalgalanmaları yumuşatmaya yardımcı olabilir.

🌿 "Plan B" konuşmasını sakin bir tonla yapmak
"Eğer beklediğin sonuç çıkmazsa, beraber neler yapabileceğimizi düşünebiliriz" gibi bir yaklaşım; çocuğun zihninde başarısızlığın "felaket" olmadığını yerleştirmeye yardımcı olabilir.

Bu süreç, sonucu beklemek kadar belirsizlikle birlikte yaşamayı öğrenme dönemidir. Ve bu öğrenme, çocuğun ileride karşılaşacağı pek çok durumda da onun yanında olacak bir beceriye dönüşebilir.

10/06/2026

Sınav dönemi, hem çocuk hem de aile için duygusal yükün arttığı bir süreçtir. Aileler çoğu zaman çocuğa destek olmak, motive etmek ya da onu rahatlatmak ister. Ne var ki bazı cümleler iyi niyetle söylense de, çocuğun zihninde beklenenin tam tersi bir etki yaratabilir.

Peki bu nasıl mümkün olabilir?
Çünkü sınava hazırlanan bir çocuk, zaten yoğun bir performans baskısı altındadır. Bu dönemde duyduğu her cümleyi olağan zamandan daha hassas bir filtreyle işleyebilir. Bu yüzden destek niyetiyle söylenen bir söz bile, çocuğun zihninde "yetersizlik" ya da "beklenti" olarak yer edebilir.

Sık duyulan ama kaygıyı artırabilen cümleler:

🌿 "Sana güveniyoruz, yapacaksın."
İlk bakışta destekleyici görünür. Ancak çocuk bunu çoğu zaman "Yapamazsam onları hayal kırıklığına uğratırım" şeklinde yorumlayabilir. Bu da güven duygusu yerine sorumluluk yükü yaratabilir.

🌿 "Sen çok çalışıyorsun, kesinlikle kazanacaksın."
Bu cümle, sonucu önceden garanti eder gibi sunulduğunda; başarısızlık ihtimali çocuk için "kabul edilemez" bir senaryoya dönüşebilir.

🌿 "Bu sınav hayatının dönüm noktası."
Çocuğun zaten algıladığı önemi büyütmek, kaygıyı yönetilebilir olmaktan çıkarıp felakete dönüştürebilir.

🌿 "Biz senin için her şeyi yaptık, sen de elinden geleni yap."
Bu ifade çoğu zaman fedakârlığı hatırlatma niyetiyle söylenir; ancak çocukta "Onlara borçluyum, başaramazsam suçluluk hissedeceğim" algısı yaratabilir.

🌿 "Kuzenin/arkadaşın çok çalışıyormuş."
Kıyas içeren her cümle, çocuğun öz değer algısını sarsabilir. Çünkü çocuk bu cümleyi "Ben yeterince iyi değilim" olarak içselleştirebilir.

🌿 "Boş ver, sonuç ne olursa olsun fark etmez."
İyi niyetli görünse de, çocuk sürecin önemsizleştirildiğini hissedebilir. Bu da emeğinin görülmediği duygusunu pekiştirebilir.

Daha destekleyici olabilecek alternatifler:
• "Süreç boyunca yanındayım, sonuç ne olursa olsun bu değişmeyecek."
• "Bugün nasıl hissediyorsun?"
• "Yorulduğunu görüyorum, biraz mola vermek ister misin?"
Yani çocuğa söylenen sözlerde niyet kadar etki de önemlidir. Çünkü sınav dönemindeki çocuk, kelimeleri değil; o kelimelerin kendisinde bıraktığı duyguyu hatırlar.

Sevgili Rabia moderatörlüğünde ruh sağlığında tütün kullanımını konuştuğumuz bir panel yaptık.
07/06/2026

Sevgili Rabia moderatörlüğünde ruh sağlığında tütün kullanımını konuştuğumuz bir panel yaptık.

Psikiyatrik hastalıklarda sigara kullanımı konuştuk.
06/06/2026

Psikiyatrik hastalıklarda sigara kullanımı konuştuk.

29/05/2026

Kendine zarar verme, ergenin canını acıtmak istemesinden değil; duygusal yükünü taşıyamamasından kaynaklanır.
Bu davranış, çoğu zaman ergenin “kendi duygusal acısını bedensel bir alana taşıyarak kontrol etme” girişimidir. Bunu seçmelerinin nedeni, duygularını ifade edecek olgun bir dil henüz gelişmemiş olmasıdır.

Ergenlik döneminde beyin duyguları çok yoğun yaşar.
Kontrol mekanizması zayıftır, karar verme merkezleri tam gelişmemiştir. Ergen streslendiğinde, incindiğinde veya kendini yalnız hissettiğinde beyin kısa süreli rahatlama sağlayan davranışlara yönelir. Kendine zarar verme de bu yanlış ama hızlı rahatlatıcı mekanizmalardan biridir.

Bu davranış bir “ilgi çekme” değildir.
Bu, genç bir beynin çaresizlik içinde kendine bulduğu bir çıkış yoludur.

Tedavi yaklaşımı nasıl planlanabilir?
• Duygusal regülasyon eğitimi
• Aile desteği
• Gerekirse ilaç tedavisi
• Travma ve duygu odaklı terapi
• Güvenli iletişim ortamı

Kendine zarar verme, ergenin iç dünyasında yolunda gitmeyen bir şey olduğunun güçlü bir sinyalidir ve mutlaka profesyonel yaklaşım gerektirir.

22/05/2026

Madde kullanımı bir tercih gibi görünse de klinik olarak bakıldığında çoğu zaman duygusal acıyla başa çıkmanın yanlış bir yoludur.
İnsan psikolojisinde beyin, dayanamadığı duyguyu uyuşturmak için hızlı çözümlere yönelir. Alkol, madde, kumar veya aşırı yeme… Hepsi aynı biyolojik döngüye dayanır:
Kısa süreli rahatlama, uzun süreli zarar.

Biyolojik olarak madde, beyindeki dopamin sistemini aşırı uyarır.
İlk kullanım bile beyinde güçlü bir “öğrenme izi” bırakır.
Beyin, bu hissi tekrar yaşamak ister ve kişi bir süre sonra “kontrol ettiğini zannederken” davranışın kontrolü beyinde dopamin döngüsüne geçer.

Psikiyatrik gerçek şudur:
Madde kullanımı bir irade sorunu değil;
• Travmanın,
• Çocukluk ihmallerinin,
• Sosyal baskıların,
• Duygusal acının,
• Biyolojik yatkınlıkların
bir araya geldiği çok katmanlı bir sorundur.

Tedavi hem biyolojik hem psikolojik yaklaşım ister.
Tek bir yöntem değil; çok yönlü, kişinin hikâyesine göre planlanmış bir tedavi gerektirir.

Address

GOP Bulvarı Niksar Yolu Kavşağı No:74/1
Tokat
60100

Opening Hours

Monday 09:00 - 17:00
Tuesday 09:00 - 17:00
Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00
Saturday 11:00 - 17:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when uzm.dr.muberrakulu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to uzm.dr.muberrakulu:

Shortcuts

Share