Uzman Psikolog Sibel BORA

Uzman Psikolog Sibel BORA Sunduğum hizmetler: Çocuk-Ergen-Yetişkin Danışmanlığı

Genellikle ilk terapi deneyimi olan kişilerde, terapi sürecine dair beklentilerin zamanla değiştiğini çok net görüyorum....
29/04/2026

Genellikle ilk terapi deneyimi olan kişilerde, terapi sürecine dair beklentilerin zamanla değiştiğini çok net görüyorum.

Başta cevap aranır. Sonra sorular değişir.
Sonra bu değişim, daha derin dönüşümlerin kapısını aralar. Terapi; hızlı cevaplardan çok, kişinin kendisiyle, ötekilerle ve dünyayla kurduğu ilişkiye yavaş yavaş yeniden bakabilmesidir.
🌱

onlineterapi

Ergenlik, ergenin kendisi için de, etrafındakiler için de oldukça karışık, çalkantılı, şaşırtıcı bir dönem. Bir yaş döne...
22/04/2026

Ergenlik, ergenin kendisi için de, etrafındakiler için de oldukça karışık, çalkantılı, şaşırtıcı bir dönem. Bir yaş döneminin ötesinde, bazı gelişmelerin olabilmesi için kritik bir zaman; bedenin serpildiği, bedenle birlikte kişiliğin de serpildiği, insanın geleceğinde izler bırakacak bir dönüşüm süreci. Ergenle ilişki içindeki herkes bir yandan bu dönüşümün şahidi, bir yandan da bu dönüşümde pay sahibi oluyor, üstelik bu etkileşimin içinde kendi payına düşen dönüşümü geçirebiliyor.

İçinden geçtiğimiz şu günlerde ergenlik dönemi üzerine bilgilenmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum ve ilgili olan herkesi ergenlik dönemini daha iyi anlamaya davet ediyorum.

Bu seminerde şu ana başlıkları konuşacağız:
-Ergenlik Dönemi Özellikleri
-Kimlik Gelişimi
-Ergenin Beyninde Neler Oluyor?
-Öfkeyi Anlamak
-Çatışmalar ve Sağlıklı İletişim
-Ergenlik Döneminde Sınırlar, Kural mı Yasak mı?
-Ekran Zamanı Düzenlemeleri
-Kariyer Seçimi
-Kitap Önerileri
-Ebeveyn-Çocuk Bağını Güçlendirmeyi Destekleyecek Oyun Önerileri

Seminer yaklaşık 2 saat sürecek olup katılım ücretlidir. Seminer bedeli 1200 TL veya 20£’dur. Kayıt linkine profildeki linkten ulaşabilirsiniz.
Sevgilerimle💐

🍀Göç eden hemen herkes şöyle demiş ya da düşünmüştür: “Göç ettik ve burada sıfırdan başlıyoruz.” Geçenlerde  ‘ın düzenle...
07/04/2026

🍀Göç eden hemen herkes şöyle demiş ya da düşünmüştür: “Göç ettik ve burada sıfırdan başlıyoruz.” Geçenlerde ‘ın düzenlediği Göç ve Kadınlık etkinliğinde sıfırdan başlama meselesine değinilince önemli bir farkındalık yaşadım. Çoğu zaman göç ettikten sonra gerçekten de sıfırdan başladığımızı düşünüyoruz. Yeni bir ülkede yeni bir dilde yeni bir düzen kurmak hiç kolay değil elbette. Ama gerçekten sıfırdan mı başlıyoruz?

Göç, sanki sıfırdan başlamak değil de gövdemizi, dallarımızı ve köklerimizi alıp başka bir yere kök salmaya gitmek gibi daha çok. O zamana kadar kendimize kattığımız her şey -aldığımız eğitimler, edindiğimiz meslekler, yaşadığımız zorluklar, kurduğumuz ilişkiler- hepsi bizi o noktaya getirdi. Yani zaten aldığımız her diploma, her sertifika, yaşadığımız her deneyim belki de zaten göç etme sürecimizi inşa etti ve göç etmemizde bize güç oldu. Yine bu anlamda kendimize kattığımız her şey, göçten sonra da yolumuzu kolaylaştıran, yolda bize ışık olan şeylere dönüştü. O deneyimler, olumlu özellikler kaybolmuyor, sadece yeni yerde belki de hemen görünür olmuyorlar,
belki yeniden anlatmak, yeniden kanıtlamak bazen de sabırla beklemek gerekiyor. Ama içimizde bizimle birlikte taşınıyorlar.

Göçten sonra ilerlerken, o birikimler yolumuzu aydınlatan küçük ışıklara dönüşüyor. Ve o birikimler bazen bir problem çözme becerisi, bazen sabır, bazen dayanıklılık, bazen de “ben bunu daha önce de atlattım” diyebilme gücüne evriliyor. Yani hayır, sıfırdan başlamıyoruz. Sadece bu sefer, bildiklerimizi yeni bir yerde yeniden kurmayı öğreniyoruz. Ve tüm bunlar olurken, bu süreçte kendimizi de yeniden keşfediyoruz. 💐

🍀Göç eden hemen herkes şöyle demiş ya da düşünmüştür: “Göç ettik ve burada sıfırdan başlıyoruz.” Geçenlerde  ‘ın düzenle...
02/04/2026

🍀Göç eden hemen herkes şöyle demiş ya da düşünmüştür: “Göç ettik ve burada sıfırdan başlıyoruz.” Geçenlerde ‘ın düzenlediği Göç ve Kadınlık etkinliğinde sıfırdan başlama meselesine değinilince önemli bir farkındalık yaşadım. Çoğu zaman, göç ettikten sonra gerçekten de sıfırdan başladığımızı düşünüyoruz. Yeni bir ülkede yeni bir dilde yeni bir düzen kurmak hiç kolay değil elbette. Ama gerçekten sıfırdan mı başlıyoruz?
Göç, sıfırdan başlamak değil de sanki daha çok, bütün geçmişimizi görünmeyen bir valize koyup yola çıkmak gibi. O zamana kadar kendimize kattığımız her şey -aldığımız eğitimler, edindiğimiz meslekler, yaşadığımız zorluklar, kurduğumuz ilişkiler-
hepsi bizi o noktaya getirdi. Yani zaten aldığımız her diploma, her sertifika, yaşadığımız her deneyim belki de zaten göç etme sürecimizi inşa etti ve göç etmemizde bize güç oldu. Yine bu anlamda kendimize kattığımız her şey, göçten sonra da yolumuzu kolaylaştıran, yolda bize ışık olan şeylere dönüştü. O deneyimler, olumlu özellikler kaybolmuyor, sadece yeni yerde belki de hemen görünür olmuyorlar,
belki yeniden anlatmak, yeniden kanıtlamak bazen de sabırla beklemek gerekiyor. Ama içimizde bizimle birlikte taşınıyorlar.
🍀Göçten sonra ilerlerken, o birikimler yolumuzu aydınlatan küçük ışıklara dönüşüyor. Ve o birikimler bazen bir problem çözme becerisi, bazen sabır, bazen dayanıklılık, bazen de “ben bunu daha önce de atlattım” diyebilme gücüne evriliyor.
Yani hayır, sıfırdan başlamıyoruz.
Sadece bu sefer, bildiklerimizi yeni bir yerde yeniden kurmayı öğreniyoruz. Ve tüm bunlar olurken, bu süreçte kendimizi de yeniden keşfediyoruz. 🦋

🍀İçimizdeki Şeytan, insanın içsel çatışmalarını öyle derinlikli işler ki, roman adeta Freud’un id, ego, süperego yapılar...
24/02/2026

🍀İçimizdeki Şeytan, insanın içsel çatışmalarını öyle derinlikli işler ki, roman adeta Freud’un id, ego, süperego yapılarını edebî bir zeminde anlatır. Roman, karakterlerin içsel dünyasındaki arzuları, vicdanları ve dış gerçeklik arasındaki çatışmaları çok net gösterir. Bu anlamda roman, insanın kendi içindeki dürtülerle yüzleşemeyişini, id’in baskınlığı karşısında zayıflayan egoyu ve suskun kalan süperegoyu dramatik bir biçimde ele alır.
Freud’un ortaya attığı bu yapısal model, insan ruhsallığını açıklamaya çalışan ve özellikle psikanalitik kuramın temelini oluşturan en klasik modellerden biridir. Bu anlamda romanı değerlendirdiğimizde; roman aslında bir itiraf metni gibi okunabilir. Ama bu itiraf, şeytanlara değil, insanın kendi benliğine aittir. Roman neredeyse bütünüyle benliğin iç çatışmaları, sorumluluktan kaçış, suçluluk, arzular ve savunma mekanizmaları üzerine kuruludur.

🍀Romanın ana karakteri olan Ömer, içindeki şeytandan şikayetçidir. Sorumluluk almayan, dürtüsel, bahanelere sığınan, başarısızlıklarının sorumluluğunu dışsallaştıran bir karakterdir Ömer. “Ben böyleyim çünkü içimdeki şeytan yüzünden.” der ve bu yönüyle id’i temsil eder. Yaptığı hataları “içindeki şeytan”a yüklemesi, egonun savunma mekanizması olarak işlev görür. Rahat yaşamak, ne yaparsa yapsın sevilmek, anlık dürtüleriyle hareket etmek gibi idden gelen haz odaklı arzuları ile toplumsal beklentiler ve ahlaki sorumluluklar arasında iyi bir denge kuramayan, zayıf bir egodur Ömerinki. Tüm bunları “içimizdeki şeytan” kılıfıyla söyleyerek rasyonalize eder. Böylece kendi seçimlerinin sorumluluğunu alamadığında, suçu kişiliğine değil, kontrol edemediği bir güce yükler.

🍀Romanın bir diğer ana karakteri olan Macide (Ömer’in partneri) ise Ömer’den epey farklıdır. Macide gerçeklikle yüzleşebilen, duygularını düzenleyebilen, sorumluluk alabilen bir karakterdir. Bu yönüyle ego gücü yüksek bir yapı sergiler.
Devamı yorumlarda👇

̇nali̇

Yaşadığımız yerde son zamanlarda hava genellikle yağmurlu olduğu için, solucanlar asfalta çıkmış oluyor bazen. Evden çık...
02/02/2026

Yaşadığımız yerde son zamanlarda hava genellikle yağmurlu olduğu için, solucanlar asfalta çıkmış oluyor bazen. Evden çıkınca özellikle yere bakarak yürüyoruz solucanlara basıp zarar vermemek için. Kızımın ilgisini çekiyor solucanlar, soruyor, anlatıyoruz. Bazen de “basayım mı üzerine?” diye soruyor. “Olmaz kızım, kimseye zarar veremeyiz, hiçbir canlıya” diye anlatıyoruz. Bugün gelinen noktada bir solucana kıyamazken, onun yaşam hakkını elinden almamak için evden arabaya kadar neredeyse seke seke giderken birilerinin masum insanlara, çocuklara karşı bu kadar vahşileşebilmesi aklımın sınırlarını zorluyor.
Tüm bu yaşananları hangi psikoloji kuramıyla, hangi bakış açısıyla açıklayabiliriz bilmiyorum. Canı yanan her bir insan için çok üzgünüm. Kötülüğün, pedofilinin, zalimliğin olduğunu, bir yerlerde birilerinin acı çektiğini ve çekmekte olduğunu zaten biliyorduk. Ama böylesi; kötülüğün artık gizlenmediği, kimsenin utanmadığı bir yerden geliyor ve bu beni en çok ürküten şey. Çünkü bu yalnızca bireysel bir sapkınlık değil; empati yoksunluğunun, ahlaki çöküşün, zalimliğin ve kolektif körlüğün geldiği noktayı gösteriyor.
Çok üzgünüm.
Ama yine de, yere bakarak yürümeye, salyangozlara, solucanlara dikkat etmeye devam edeceğim. Çünkü kötülüğün bu kadar görünür olduğu bir dünyada, merhameti bilinçli olarak seçmek belki de elimizde kalan son şey.

Türkiye ziyaretlerinden sonra yaşadığınız ülkeye döndüğünüzdeki hisleriniz nasıl? Siz de adeta psikolojik jet lag yaşıyo...
07/01/2026

Türkiye ziyaretlerinden sonra yaşadığınız ülkeye döndüğünüzdeki hisleriniz nasıl? Siz de adeta psikolojik jet lag yaşıyor musunuz? Bu gönderi duygularınızı anlamlandırmanıza katkı sağlayabilir. 💐

Dün akşam  ağımızın düzenlediği Şahap Eraslan’ın .eraslan11 konuşmacı olduğu “Göçmenlik Mitolojileri ve Bizim Göçmenlikl...
25/11/2025

Dün akşam ağımızın düzenlediği Şahap Eraslan’ın .eraslan11 konuşmacı olduğu “Göçmenlik Mitolojileri ve Bizim Göçmenliklerimiz”konulu seminere katıldım. Aldığım bazı notları sizlerle de paylaşmak istedim.

Psikanalist Şahap Eraslan konuşmasında göçü 3. doğum olarak niteledi. Beni en çok etkileyen kısım burası oldu. Oldukça ufuk açıcı bu seminer, aklıma yeni sorular yükleyerek geride kaldı. Notlarımın bir kısmını sizlerle de paylaşıyorum. Keyifli okumalar. 💐

Dün akşam ’da yani Freud’un 1938’de N**i Avusturya’sından kaçarak ölümüne dek yaşamaya başladığı bu evde, “Freud In İsta...
23/11/2025

Dün akşam ’da yani Freud’un 1938’de N**i Avusturya’sından kaçarak ölümüne dek yaşamaya başladığı bu evde, “Freud In İstanbul” kitabının tanıtım etkinliğindeydim. Salman Akhtar’ın yanı sıra kitaba katkıda bulunan Yavuz Erten ve Pınar Limnili’yi de dinleme fırsatımız oldu. Salman Akhtar, her insanın ortak ihtiyaçları olduğunu ama her birimizin psikanalizinin biricikliğini vurguladı. Kendisini sevgili süpervizörüm ’ın çevirisini yaptığı Göç ve Kimlik kitabıyla tanımıştım. Hem bir göçmen hem de bir terapist olarak başucu kitaplarımdan biri olan bu kitabı ve diğer kitaplarını da imzalatmanın mutluluğunu yaşadım.

Bu etkinliğin Freud’un evinin büyüleyici atmosferinde olması çok iyi hissettirdi; bir yandan konuşmaları dinlerken bir yandan da zihnimden Türkiye’ye özgü aile örgütlenmelerinin, bağımlılık–ayrışma temalarının ve psikanalizin bu yapıyla kurduğu ilişkinin klinik çalışmaya nasıl yansıdığı geçti. Konuşmacıların perspektifleri kendi terapi pratiğimde gözlemlediklerimle de örtüştü.

Alandan meslektaşlarla aynı ilgi alanlarının etrafında bir araya gelmek de ayrı bir sıcaklık ve aitlik hissi yarattı.
Nicelerine… 😊

Psikoterapiye başlayan çoğu kişinin içinde hasar almış veya yıkılmış bir bina vardır. Bazen de kişi bu yıkımı süreçte fa...
23/11/2025

Psikoterapiye başlayan çoğu kişinin içinde hasar almış veya yıkılmış bir bina vardır. Bazen de kişi bu yıkımı süreçte fark eder. Her seans büyük aydınlanmalarla, sorulara bulunan cevaplarla çıkılmaz odadan. Üç seansta hayat bir anda değişmez. Ama bir şey olur, devamlılıkla yapılan seanslar sonrasında, o yıkımı tamir etmek adına konulan bir tuğla daha eklendiğini fark etmeye başlar kişi. Bir seans fark etmeyi sağlar, diğeri kelime bulmayı, bir diğeri hissetmeyi… Bazen sadece dayanmayı öğretir, bazen de uzun zamandır taşınan bir yükü ilk kez masaya koyabilmeyi. Farkında bile olmadan bu tuğlalar üst üste birikir. Bir de bakmışsınız ki bir güven, bir dayanıklılık, bir iç düzen inşa etmeye başlamışsınız.

Zamanla o yıkıntı bir duvara dönüşür. Kişiyi sıkıştıran değil, taşıyan bir yapı oluşmaya başlar.

Terapi böyle ilerler. Her seans bir tuğladır.
Dönüp bakıldığında kendiniz için inşa ettiğiniz o yeni alanın içinde daha rahat nefes aldığınızı fark edersiniz. Çünkü artık hayatta kırıldığınız yerlerden değil, güçlendiğiniz yerlerden ilerliyorsunuzdur. 💐

Sanıyorum bir ilişkiyi ayakta tutan en temel şeyler sevgi ve güven. Bağlılık, sadakat, yakınlık, özveri, şefkat, cinsell...
29/10/2025

Sanıyorum bir ilişkiyi ayakta tutan en temel şeyler sevgi ve güven. Bağlılık, sadakat, yakınlık, özveri, şefkat, cinsellik, kendin olabilme ve diğer tüm bileşenlerin sevgi ve güven olmadığında tam anlamıyla işlemediğini, bir yerlerde eksik veya aksak kaldığını düşünüyorum. Burada yalnızca karşımızdakine değil, kendimize duyduğumuz sevgi ve güvenden de bahsediyorum. Çünkü kendini sevmeyen birini sevmek ya da kendini sevmeyen biri olarak bir başkasını sevmeye çalışmak işleri çok zorlaştırıyor. Bu yüzden bir ilişkinin temelleri, hem kendimize hem de karşımızdakine duyduğumuz sevgi ve güvenin derinliğiyle güçleniyor.

Birini sevmekle ilgili düşünceleriniz neler bilmiyorum; herkesin buna vereceği yanıt farklıdır elbette. Ama sanırım birini sevmek, onun “varoluşunu” sevmekle ilgili bir mesele, fiziksel, ruhsal ve duygusal varoluşunu… Sevgi belki de o kişinin varoluşunu düşündüğünüzde içinizde yankılanan bütün duyguların toplamıdır. Engin Geçtan da şöyle diyor: “bir insanı sevmek, onun gerçeklerini tanımaya çalışmayı içerir.” Birini gerçekten sevmek, bir insana olduğu haliyle, eksikleriyle, gerçekliğiyle kalbinizi açabilmektir. Birlikte olma hâlinden çok, “birlikte var olabilme” hâlidir. Kendini kaybetmeden, diğerini de değiştirmeye çalışmadan… İki ayrı dünyanın, bir güven alanında yan yana durabilme cesaretidir belki de sevgi. Yani sanırım. :)

#

Address

London

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Uzman Psikolog Sibel BORA posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Uzman Psikolog Sibel BORA:

Shortcuts

Featured

Share

Category